Mevlânâ'yı anlamak

A+A-
Ahmet SEVGİ
Mevlânâ, meşhur eseri  “Mesnevî” nin ilk beyitlerinde şunları söyler:  “Herkes kendi anlayışına göre bana dost oldu. İçimdeki sırları araştırmadı. Benim sırrım feryâdımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onu görecek nûr, her kulakta onu duyacak kudret yoktur.”
Şöyle etrafımıza bir baktığımızda, ihtifaller dolayısıyla  “Mevlânâ Türbesi” ni ziyârete gelenleri gözden geçirdiğimizde bu beyitlerde ifade edilenleri daha iyi anlıyoruz. Evet, herkes zannınca Mevlânâ dostu. Herkes seviyor onu. Ama içindeki sırları araştıran, niçin feryât ettiğini inceleyen yok. Dün bizi Viyana kapılarına kadar götüren mânevi güç kaynağımız  “Mesnevî”  bugün maalesef, vitrinlik bir eser,  “Mevlânâ Türbesi”  de turistik bir ziyâretgâh olmuş...
İçindeki sırlar araştırılmadan, feryatlarına kulak verilmeden ve rûhî çırpınışları incelenmeden Mevlânâ’yı anlamak mümkün değildir. Bir başka ifadeyle,  “Mesnevî” yi anlamadan  “Mevlânâ” yı anlayamayız. Mesnevî’yi anlayabilmek için de bilgi ister, anlayış ister, gayret ister. Hz. Pîr’in ifadesiyle:  “Mesnevî’nin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak, âyetlerin, hadislerin, hikâyelerin tertibinden aralarındaki münâsebeti kavramak için büyük bir itikat, devamlı bir aşk, tam bir doğruluk, selim bir kalp, son derece bir zekâ, anlayış ve muhtelif ilimleri bilmek lazımdır” .
Mesnevî, camiye giren üç kitaptan biridir. Yani Kur’ân ve hadis kitaplarından sonra üçüncü kitap olarak  “Mesnevî”  girmiştir câmiye. Bu itibarla, bazıları onu  “Kur’ân-ı Kerîm’in manzum tefsiri”  olarak niteler. Bazı araştırıcılar ise ona  “mağz-ı Kur’ân”  der. Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan bu konuda şunları söylüyor:  “Mesnevî’ye ” mağz-ı Kur’ân “ yani Kur’ân’ın içi ve özü derler. Eğer böyle bir teşbihe cevaz verilirse Kur’ân bir gül bahçesi, Mesnevî ise gül yağıdır. Gül yağında gülün şekli, zarâfeti, hârikulâde tenasüp ve âhengi yoktur. Fakat onun rûhu vardır. Birinci Tanrı işidir, ikincisi kul... Gül şekil ve rûhtur. Gül yağı yalnız ruhtur. Birkaç damla gül yağında bir gülistan mucizesini görebilecek gözler, onun üzerine eğilebilir” .
Evet, bir gül yağında gül bahçesini görebilecek göz... İşte buna muhtacız. O gözler ancak Mevlânâ’nın sırlarını görebilir. Ve o gözlere sırdaş olan kulaklar ancak Mevlânâ’nın feryâdını deşifre edebilir.
Mevlânâ için aslolan şekil değil, özdür. Zâhirperestler ve dar görüşlüler onu anlayamazlar.  “Râhibe niye bu kadar tevâzû gösteriyor”  diye Mevlânâ’yı tenkit edenler, onun:  “Allah’ın izni ve Peygamberin yardımıyla bugün tevâzû konusunda da râhibe gâlip geldik”  sözündeki espriyi kavrayamazlar.
Yıllardır hasretini çektiğimiz İslam düşüncesinin yeniden şahlanması bence, Mesnevî’nin okunup anlaşılmasıyla mümkün olacaktır. Kuru bir Mevlânâ hayranlığı bizi bir yere götürmez...
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları