Mevlânâ’yı anlamak...

Ahmet SEVGİ

Yarın “şeb-i arûs” ...Yani Mevlânâ’nın 738. vuslat yıldönümü. 7 Aralık’ta Konya’da başlayan Mevlânâ’yı anma etkinlikleri 17 Aralık Cumartesi akşamı yapılacak “şeb-i arûs” töreniyle sona erecek.
Bendeniz Mevlânâ ihtifâllerinin amacına uygun yapılmadığı, daha doğrusu yapılamadığı kanaatindeyim. Ve bu konudaki âcizane görüşlerimi törenler vesilesiyle yazdığım yazılarda yahut anlık fikir ve hislerimi zapt ettiğim beyitlerimde hep dile getirdim. İşte o beyitlerden birkaçı:
“Törenlerde niye yoksunuz diye bize darılma ey Pîr//” Arûs “la” arûz “u karıştıranlardan kalmadı bize yer.”
“Sözde herkes Mevlânâ dostu, durmadan atıp tutuyorlar//İş öze geldi mi çıt yok, küçük dillerini yutuyorlar.”
“Görsen eğer ‘şeb-i arûs’ törenlerindeki acıklı hâli//Emin ol dersin, seyirlik oyun değil semâ, ey ahâli.”
“İnsanlık kendi bâtıl itikâdına mesnet arıyor Mevlânâ’da//Emînim, buna bizim gibi isyân ediyor kabrinde Mevlânâ da...”
Bu yılki “şeb-i arûs” törenleriyle ilgili yazdığım beyit de şöyle:
“Şeb-i arûs” etkinliklerinde öne çıktı şu üç konu:// “İnanç turizmi, semâ ve konser’le anıyoruz O’nu...”
Gerçekten de ihtifâllere katılanların konuşmaları ve esnafın bu etkinliklerden beklentileri değerlendirildiğinde Mevlânâ’nın düşünce dünyasından biraz uzakta kalındığı görülüyor.
Bence Mevlânâ’yı Mevlânâ yapan en önemli özelliklerden biri onun mal-mülk, para-pul hırsından uzak olmasıdır. Hz. Pîr Mesnevî’nin 19. beytinde meâlen şöyle diyar:
“Ey oğul, bağı çöz, hür ol. Ne zamana kadar gümüş ve altına esir olacaksın.”
Beyitten de anlaşılacağı üzere, kişinin olgun insan olabilmesi için öncelikle para-pul, makam-mevki bağından kurtulması gerekir. Gel gör ki ihtifallerde para-pul, gösteriş ve şöhret öne çıkıyor.
Esnafa bakıyorsun dört gözle Mevlânâ törenlerini bekliyor. Üç beş kuruş da olsa bir şeyler kazanma derdinde. (Yanlış anlaşılmasın, kazansınlar elbet... Bizim itirazımız onların para kazanmalarına değil. Biz, ihtifâllerin inanç turizmi adı altında para kazanma kapısı haline getirilmesine itiraz ediyoruz.) Diğer taraftan kimisi konser verip para kazanıyor. Kimisi birtakım organizasyon yaparak para kazanıyor. Kimisi “şeb-i arûs” bileti satıyor. Kimisi “türbe” ziyaretiyle meşgûl, kimisi “semâ” izleme derdinde... Yani Mevlânâ’yı anlamaya, onun evrensel mesajını öğrenmeye yönelik hiçbir çaba yok. Herkesin gözü Hz. Pîr’in uzak durun dediği para-pul, makam-mevki ve şöhrette... Oysa Mevlânâ o meşhur eseri Mesnevî’nin daha ilk beyitlerinde şunları söyler:
“Herkes kendi anlayışına göre bana dost oldu. İçimdeki sırları araştırmadı. Benim sırrım feryadımdan uzak değildir. Lâkin her gözde onu görecek nûr, her kulakta onu duyacak kudret yoktur.”
Evet, herkes zannınca Mevlânâ dostu. Herkes seviyor onu. Ama içindeki sırları araştıran, niçin feryat ettiğini inceleyen yok. Dün bizi Viyana kapılarına kadar götüren mânevî güç kaynağımız “Mesnevî” bugün maalesef, vitrinlik bir eser, “Mevlânâ Türbesi”  turistik bir ziyâretgâh, Mevlânâ törenleri de inanç turizmi haline getirilmiş...
Sözün özü; içindeki sırlar araştırılmadan, feryatlarına kulak verilmeden ve rûhî çırpınışları incelenmeden Mevlânâ’yı anlamak ve anmak mümkün değildir. Bu sebeple, biz diyoruz ki Mevlânâ ihtifâlleri sadece Mevlânâ’yı anlamaya hasredilmelidir. Zararı yok yurt dışından turist gelmesin. Esnafımız üç-beş kuruş daha az kazansın. Konser zenginimiz olmasın... Yeter ki Mevlânâ’yı anlayalım... Bence bu hepsine bedeldir...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş