Meydan okumak meslek mi?

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Meydan okumak, cesaret ile ihanet arasındaki keskin çizgi değildir. İnandığı değerler adına meydan okumak cesaret ve belagat işi olmakla beraber, hak ve hukuk çerçevesinde sınırlı değil midir? Delikanlılık yıllarımızda okulda, mahallede haksızlığa baş kaldıran akranlarımızın meydan okumasını alkışlar ama çevreye zarar gelmesini, toplumun değer yargılarını tahrip etmeyi asla tasvip etmezdik.. Çünkü meydan okumak; haklı başladığın kavgada, haklılığın sürdürülerek adaletli sonuç alınmasıdır.

Delikanlılığın kitabındaki meydan okumayı kimi bitirimler meslek haline getirmiştir. Bizim mahallede bu tiplere cazgır denir.

Meydan okumak meslek haline gelince, memleketimizde hırlısı, hırsızı, bölücüsü, haini de her fırsatta bu işi gerçekleştirmeye devam eder. Kaçak elektrik kullanıp kontrole gelen memura saldırır, faturasını ödeyen vatandaşa meydan okur. Devletin ya da üçüncü şahsın arazisine gecekondu yapıp müteahhide kat karşılığı vermeyi tasarlarken, yıkıma gelen ekiplere meydan okur.. Barakasında, parkta sokakta can güvenliğini sağlayan polise meydan okur. Mahallenin kızına kadınına musallat olup, dayak yiyip de hastanelik olunca doktora, hemşireye meydan okur. İhanetin ruhunu, genlerini sardığı tipler vardır. Sokağını aydınlatan lambayı kırar, evine gittiği otobüsü yakar. Cehaletten koruduğu okulları tahrip eder, babasının, dedesinin ibadet ettiği cami duvarına işer, cenazesini kaldıracak imama söver.. Özgürce hayat sürmesinin teminatı olan askerine saldırır, bağımsızlığının sembolü bayrağına el uzatmaya kalkışır, geçmişini inkar edip tarihine küfreder. Bütün bu herzelerle yetinmeyip, devletin ve milletin düşmanlarıyla işbirliği yapar, gavurun kılıcını sallayıp, hasmın tetikçisi olur. “Katil devlet hesap verecek” sloganı atıp, ellerinde Türk bayraklarıyla Kıbrısımızın tartışılmaz yiğidi Rauf Denktaş’ı bekleyenlere saldıranlarla yukarıda ifade etmeye çalıştığım cazgırlar arasında fark var mıdır?

Dink cinayetini bahane edip içlerindeki birikeni Taksim’de kusanların arasında bir tek Ermeni vatandaşımızın bulunmayışı önemli husus. Ancak Ermeniperestlik maskesi arkasındaki cazgırları iyi tanımak lazım. Olur ya, yarın öbür gün mahallenizde kafayı çekip sağa sola sarkarak huzurunuzu bozabilirler..

Pehlivan güreşlerindeki cazgırları tenzih ederek, meydan okumayı cazgırlık haline dönüştürüp meslek edinenlerden bahsetmişken değerli Hocam Ünal İnanç’ın sözlerini hatırladım. Cumartesi akşamı Yeniçağ Tv’de konuk ettiğim Ünal Baba: “Elli yıllık meslek hayatımda siyasi parti yöneticiliği, başkanlığı ve milletvekilliğinin meslek haline dönüştüğünü görmüştüm. Ama Başbakanlığın meslek olduğunu Tayip Erdoğan’ın ‘İspanyol meslektaşım’ sözlerini duyduktan sonra öğrendim” deyince hayret ettim. Yıllarını dünyanın çeşitli ülkelerinde diplomat olarak geçiren dostlardan da başbakanlığın dünyanın hiçbir yerinde meslek sınıfında görülmediğini teyid edince şaşkına döndüm.
Vayyy bee, diyebildim sesizce.
Lafa gelince milyonların önünde, duvarında  “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazısı olan Meclis’te: “... anayasa ilkelerine, hukukun üstünlüğüne... namusum ve şerefim üzerine and içerim” diye yemin edeceksin, sonra da hukuka hitaben “Kimsin sen!” diye meydan okuyacaksın...
Uzun lafın kısası at izi it izine karışınca, kimin kime meydan okuduğu konusunda kafam acayip karıştı. Kafası karışanların sayısının borç miktarımız kadar arttığını biliyor, üzülüyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş