MHP tıpış tıpış gelir miydi?

A+A-
Arslan BULUT

CHP, Meclis’i terör olayları gündemiyle olağanüstü toplantıya çağırdı. MHP, karşı çıktı.
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce,  “MHP olağanüstü toplantıya sıcak bakmıyor gibi gözüküyor, ne diyorsunuz”  sorusuna  “MHP her zamanki gibi bir büyük yanlış daha yaptı. Bu çağrıyı AKP yapsaydı tıpış tıpış gelirlerdi. 2002’deki erken seçim yapmadan başlayınız; Cumhurbaşkanı tartışmalarına 4+4+4’te AKP’nin peşine takılmasına, Türkiye’nin en ciddi sorunlarında, dönemeçlerde AKP’nin peşine takılmış bir partidir. Susuyorsak terbiyemizdendir. AKP çağırmış olsaydı ki Meclis’e eminim ki 10 dakika içinde MHP hemen açıklama yapardı hemen geliyoruz derlerdi ve tıpış tıpış da gelirlerdi”  diye cevap verdi.

***

Yazık ki Muharrem İnce’nin söyledikleri doğrudur.
Bugünkü sorunların kaynağında, Çankaya’da tarafsız bir Cumhurbaşkanının bulunmaması yatmaktadır. Abdullah Gül bir-iki istisna dışında AKP’nin oylarıyla geçen bütün yasaları onaylamıştır. Anayasa Mahkemesi üyelerini de kendisi seçtiği için artık muhalefet başvurularının sonucu bellidir. İşte bu tablodan MHP de sorumludur. Çünkü  “Biz Meclis’e gireceğiz. Abdullah Gül üçüncü turda seçilebilir”  diyen Devlet Bahçeli’dir. MHP, AKP gündeminin peşinden sürüklenen bir parti haline getirilmiştir. Bu sebeple Muharrem İnce  “AKP çağırsaydı tıpış tıpış gelirlerdi” diyebiliyor.
Peki neden böyle oldu? Bu konuda Mahir Kaynak’ın bir iddiası vardı Hala kimse cevap verebilmiş değildir.
3 Nisan 2008 gecesi, Mehmet Ali Birand’ın 32’nci Gün programında, Prof. Dr. Mahir Kaynak, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmeden önce küresel sermaye ile yakın ilişki içinde olduğunu söyledi ve şöyle dedi:
“Milliyetçi bir parti olan MHP, küresel sermaye ile işbirliği içinde olan bir kişinin Cumhurbaşkanı seçilmesinin önündeki engeli kaldırıyor. Bu durum, eşyanın tabiatına aykırıdır. Peki bu nasıl oldu? MHP tabanını ayrı tutarak söylüyorum. Bu bir operasyondur. MHP yönetimindeki birkaç kişinin küresel sermaye adına giriştiği bir operasyondur.”
Erol Mütercimler de bu görüşe katıldı. Hatta 57’nci hükümet dönemindeki ekonomik, siyasi uygulamaların, IMF’ye teslimiyetin milliyetçilikle bir ilgisi bulunmadığını söyledi.
MHP adına, fakat milliyetçilikle bağdaşmayacak şekilde garip bir operasyon uygulandığını gösteren somut delillerden biri 2002 seçim bildirgesiydi. Bildirgede, “Türkiye, Ürdün, İsrail, Mısır, Suriye, Suudi Arabistan, Lübnan ve Filistin’in yer alacağı, ’Doğu Akdeniz Birliği’nin oluşturulması için girişimde bulunulacaktır” deniliyordu.
Akdeniz Birliği’ni daha sonra Yahudi asıllı Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy de hayata geçirmek istemiştir. 
Yine aynı bildirgede,  “Genişletilmiş ‘Avrasya Birliği’ projesinin hayata geçirilmesi sağlanacaktır”  deniliyordu.
“Genişletilmiş Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika”  projesi, ABD Başkanı Bush tarafından 2004 yılında Türkiye Cumhuriyet Başbakanı Tayyip Erdoğan’a tebliğ edildi. Ve Erdoğan, bu projenin eş başkanı olduğunu açıkladı!
MHP yönetiminin neden böyle davrandığı konusunda, parti içinden sadece bir tespit yapıldı. Tespiti yapan, Türkeş dönemindeki genel sekreter yardımcılarından Naci Memiş idi.
Memiş, 25 Temmuz 2003 tarihli Yenişafak gazetesinde Abdullah Muradoğlu imzasıyla yayınlanan açıklamasında
“MHP, meçhul emirlerle yönetilmemelidir. MHP’yi görevliler değil, MHP’liler idare etmelidir”  demişti!

MHP’nin görevliler tarafından yönetildiği iddiasına da MHP yönetiminin küresel sermayenin operasyonunda kullanıldığı iddiasına de hiçbir cevap verilmedi. Neden acaba?

 

PKK hepsini infaz mı etti?
Abdülkadir Selvi, Yenişafak’taki yazısında  “MİT, PKK’ya sızdı diye yapmadığımızı bırakmadık. PKK’ya sızmak için haber ajansı kurduğunu ortaya çıkardık. MİT’e, PKK’ya niye sızmadınız diye sormamız gerekirken, tüm isimler deşifre edildi. Sonuç? PKK hepsini infaz etti. Peki, bu durumda kime hizmet ettik? Yoksa, Suriye’de Kürt hareketlenmesinden önce, karşı operasyona mı maruz kaldık? Kendi elimizle inşa ettiğimiz yapıyı mı yıktık” diye soruyor.
Peki ama MİT’in PKK içine soktuğu ajanları deşifre eden yargı sistemini kim kurdu? Evet AKP kurdu ama öncesinde 12 Eylül referandumunda  “Yetmez ama evet”  diyenler kurdu. Yani herkes bu tablodan sorumludur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları