MHP yer almazsa!..

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Başkanlık sistemi; 15 Temmuz darbe sarsıntısı, 3'lü terör kıskacı, Musul sorunu, Suriye operasyonu ve imdat diyen iktisadi durum gibi çok önemli meseleler sebebiyle gündemden düşmüştü. Ama Bahçeli'nin beklenmedik bir sırada, "Ya Cumhurbaşkanı anayasal sınırlara çekilmeli, ya da başkanlık sistemi konusunda anayasa hazırlığı varsa Meclise getirmelidir" demesi üzerine, Başkanlık Türkiye'nin en önemli meselesi oldu ve gündemin başına oturdu. AKP bu mesaja teşekkür etti ve konuyu hemen Meclis'e getireceğini açıkladı. Ancak AKP'nin tek başına anayasayı değiştirmesi mümkün olmadığından Başbakan, teklif sahibi MHP'nin desteğini öğrenmek, karşı çıkmış olsa da CHP'nin görüşünü almak üzere Genel Başkanlarla görüşeceğini açıkladı. Sonucun ne olacağını bekleyip göreceğiz.

Başkanlık sistemi nedir, bunu bilen yok! Ancak elimizde AKP'nin Anayasa Komisyonuna verdiği Başkanlık Sistemi önergesi, yetkililerin bazı açıklamaları ile Cumhurbaşkanının "anayasa bana uysun" dediği fiilî durum, var. Buna göre; Başkan, devletin başıdır. Yürütme yetkisi başkana aittir. Başkan, Meclisi feshederek seçimleri yenileyebilir. Başkanlık kararnamesi çıkarabilir. 1982 Anayasasının değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez dediği ilk 3 maddesi kısmen, Başlangıç kısmı tamamen değişiyor. 6'ncı maddesi Türk Milleti egemenliğini yetkili organlar eliyle [Yasama, Yürütme ve Yargı] kullanır hükmü şöyle değişiyor; egemenliği "Türk Milletinin seçtiği temsilcileri kullanır." Burada iki temel sapma var. Birincisi, "Milletin seçtiği temsilciler" demek, pratikte; AKP'ye oy veren 24 milyon seçmen ve temsilcisi 316 milletvekili (hükümeti de kuran) Türk Milletinin egemenliğini kullanacak anlamına geliyor. Yeni sistemde yürütmenin başı da Başkan olacağına göre, Türk Milletine ait olan egemenliği, tek başına Başkan kullanacak demektir. İkincisi ise, devletin temel yapısını ifade eden kuvvetler ayrılığı (Yasama, Yürütme ve Yargı) ortadan kalkıyor, bunun yerine egemenliği kullanan yürütme geliyor. Yürütmenin başı da Başkan olduğuna göre, yargı da kendine bağlanmış oluyor. Bir de partili başkan kabul edilirse, partinin de başı oluyor. Kısaca ifade edecek olursak Başkan; devletin başı, yürütmenin başı, yargının başı ve partinin başı oluyor.

Yoksa yeni bir devlet mi inşa ediliyor? Bunu anlamak için biraz gerilere gidelim. Erdoğan'ın 1991'de Erbakan'a verdiği "Kürt" raporunda bunun cevabı şöyle veriliyor: "'Kürt Sorunu' gerçekte ulusal bir sorundur... Türkiye'de Kürt kimliğinin tanınması için engelleyici tüm yasalar kaldırılmalıdır... ana dilde eğitim haklarını verelim... vs..." Bir de 1993'te ne demiş ona da bakalım: "Şu anda Türkiye Cumhuriyetinde 27 etnik grup yaşamakta. Bu 27 etnik, grubun da varlıklarının tanınması gerekmektedir. 'Türkiye Türklerindir' gibi tezler yanlıştır. Türkiye, Türkiye'de yaşayan herkesindir ."

Bu iki belgede iddia edildiği gibi karşımızda "ulusal" bir sorun varsa (Bu bir devlet talebidir); yine "Türkiye Türklerin" değil de 27 etnik grubun ise, o zaman bu etnisiteler ya devlete ortak yapılacak, ya da vatan 27'ye bölünerek pay edilecek demektir. Böyle bir çılgınlığın dünyada benzeri yoktur. Her millet ve devletin etnisiteleri vardır, ama bunlar milleti oluştururlar ve bütünden ayrılmazlar. Dünya gerçeği böyledir. Çok sevdiklerini söyledikleri Osmanlı ve Selçukluyu bilselerdi, samimi iseler, devlet kimliğinin bugünkü gibi olduğunu görür böyle konuşmazlardı.

Ülkemizin 14 yıldır hep etnik kökenleri kaşınmış ve "yeni" anayasa denilince karşımıza bunlar çıkarılmıştır.  Bölücübaşı ile yeni anayasa ve özerklik anlaşması yapılmasından tutun da devleti iki dilli ve iki kimlikli hale getiren anayasamıza aykırı yasal ve idari düzenlemelere kadar ne gerekiyorsa hepsi yapıldı. Bu nedenle 2002'de kökü kazınan bölücü terör azgınlaşarak bugünlere gelindi; bu yüzden her gün bir çok insanımız katledilmektedir.

Konuyla ilgili olarak 64. AKP Hükümeti programında şöyle denilmektedir: "Yeni anayasa, herhangi bir etnik veya dini kimliğe referans yapmayan bir vatandaşlık tanımını esas alacaktır... toplumsal farklılıkların siyasal temsilinin sağlandığı, ademi merkeziyetçi bir idare sisteminin güçlendirildiği, yeni bir siyasal sisteme geçebiliriz."

1982 Anayasası, etnik veya dini kimliğe referans yapıyor mu, hayır. O halde programda "etnik kimliğe referanstan yapmayan bir vatandaşlık tanımından" kasıt ne olabilir? Açıktır ki, "etnik kimlik" dedikleri "Türk Milleti", vatandaşlık tarifinden çıkarılmak istenmektedir. Böylece, ademi merkeziyetle üniter sistem, farklılıkların siyasi temsiliyle milli devlet yapısı sona ermektedir. "Allah'ın bir lütfu" dedikleri darbe sayesinde ise, Türk ordusunun emir komuta birliğinin bozulduğu, askeri okulların kapatıldığı, GATA ve asker hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na bağlandığı, askeri birliklerin Suriye ve Irak'ta bulunduğu, terörün üç koldan saldırıya geçtiği, komşular ve müttefik devletlerle zıtlaşmanın arttığı bir sırada Başkanlık Sistemi peşinde koşmanın anlamı ne olabilir? 

Anayasa Komisyonu Başkanı Şentop, "Başkanlık sisteminin yolunu Bahçeli açtı" derken, acaba bir zamanlar "MHP'nin içinde yer almadığı bir durumda Türkiye bölünemez" iddiasını hatırlatmak mı istemiştir?

---

Kitap ve İmza günü. İspanya Fatihi Tarık B. Ziyad'ın  muhteşem hayatı ve Gırnata'nın  hazin sonunu konu alan TARIK romanı, yazarı Emrullah Özdemir tarafından 15.10.2016 tarihinde saat 14.00'de Merkezimizde imzalanacaktır.

  • Yorumlar 3
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları