MHP’nin “keskin olmayan dili”(!)

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Dikkatimi çekti başlığı:

 - AKP, MHP ile koalisyon yapar mı?

“MHP, AKP ile yapar mı?”  değil ama  “AKP yapar mı?”;

Malum  “seçmek” ve  “seçilmek”  memlekette bir onların hakkı; böyle oluyor demokrasinin saraylısı!

*  *  *

Dağıtmayalım;

Yazara göre  “yapar” mış.

Sebep?

Erdoğan’ın giderek yoğunlaşan  “milliyetçi (-ymiş gibi)(!)”  söylemine ek olarak  “MHP’li siyasetçiler de Erdoğan’a yönelik bildik eleştirilerini dillendiriyor ama çok keskin bir dil kullanmıyor” muş!

Bu yüksek  “sebep-sonuç ilişkisi” ülkenin en köklü gazetelerinden birinde, “yıllanmış”  bir yazar tarafından yapılınca, MHP liderinin son konuşmasına baktım; bir emare var mı?

 AKP için çok kısaca;

“Yüz karası”,

 “Beceriksizliğin sembolü”,

 “Art niyetin, dedikodu ve yalanın, atıl ve hareketsizliğin, istismar ve inkârın siyasi varoşu”,

 “Köksüz ve kimliksizler”,

 “Kibir yuvaları”,

 “Hasis ve hain yüzler”,

 “İmralı’da yatıp Kandil’de uyananlar”,

 “Teröristle bir olup vatana kast edenler”  ifadelerini kullanmış Bahçeli.

Erdoğan’a gelince... Onun için ayrı bir paragraf açmış;

“İhanet sürecinin yanında...

Türkiye’yi soyanların safında...

Rüşvetçi acem şarlatanları Erdoğan’ın hayırsever iş adamları...

Millete küfreden ahlaksızlar Erdoğan’ın dostluk çemberinde...

Tek adam diktatörlüğü, tahtsız ve taçsız sultanlık peşinde...”

Böyle devam ediyor işte.

 

Efendim?

Davutoğlu mu?

Olmaz mı, ona da bir çift lafı olmuş tabii;

 -Fındıkkurdu!

*  *  *

Siyasilerin ellerinde testere birbirlerini doğramalarını filan bekliyorsa, kan-revan filan; doğru valla pek  “keskin”  değil MHP’nin AKP’ye karşı kullandığı dili! Bal damlıyor! Hatta tam koalisyon düşler gibi, flörtöz; neredeyse kripto bir ilan-ı aşk hatta!

Ya sabır...

Ya akıl...

 

*

 

İki Silivri ’nin farkı; vicdanı

 

Şimdi onlar da  “hukuk garabeti”  diyor  “siyasetin oyuncağı olan yargı” ya...

Şimdi onlar da “özel bir amaçla kurulan proje mahkemeleri”ne isyanda,  “reddi hakim”  talep ediyorlar;

- Evrensel hukuk ve anayasanın öngördüğü kural şu: Herhangi bir kişi ya da kitle ile ilgili bir suçlama varsa, o insanlar devam edegelen yargı süreci içinde yargılanırlar...

Şimdi onlar da  “Stalin’in savcısı Vişinski”yi, “Führer’in hâkim ve savcıları”nı,  “Gestapo”yu hatırlıyor, hatırlatıyor ve soruyorlar;  “ya adalet”?

Şimdi onlar da  “adalet bir gün herkese lazım olmayacakmış gibi oralı bile olmayan o sessiz çoğunluk”tan şikayetçi;

Ama  “iki Silivri”  arasında çok belirleyici, temel ve uçurum kadar derin bir fark var hâlâ...

Silivri’nin yeni  “mağdurları”nın aksine, Silivri’nin “yeni mağdurlarının kumpası eliyle hayatları çalışan eski mağdurları” hiç  “intikam”  narası atmadı!

Üç gündür  “yeni mağdurlar”a yakın gazete ve televizyonlarda  “iktidarı özel görevli mahkemelerde cezalandıracakları güne” bileniyorlar; oysa onların mağdur ettiklerinin onlar için dilediği sadece ve yalnızca  “adalet”ti!

*  *  *

Olağan koşullarda;

  “Türk Milleti adına”  karar verdiğini ve  “bağımsız”  olduğunu varsaydığımız bir mahkemenin verdiği kararın  “savcılık operasyonuyla” uygulatılmaması,  “hukuk devleti”  olduğu iddiasındaki Türkiye Cumhuriyeti’nde mahkeme hükümlerinin infazının siyaset eliyle engellenmesi  “yolun sonu”dur. Mahkemelerin verdiği kararların anlamsızlaşması demek, suç-ceza-adalet emniyetinden mahrum güvensiz, güvenliksiz, güvencesiz astığım astık-kestiğim kestik yeni ve her türlü hak gaspına gebe bir düzene geçiş demektir.

Ve fakat;

Bu kararın teknik olarak tartışmalı yanlarını, reddi hakim taleplerini kabul eden ve dosyayı bu aşamaya getiren hâkimlerin insanda makul şüphe yaratan sicillerini de bir kenara bırakmayı başarsak bile, hâlâ, bunca zulmü tecrübe ettikten sonra dahi  “yine olsa yine yaparız”  noktasından bir adım ileri gitmemiş olmalarını ne yapacağız?

Silivri’nin bugünkü mağdurları; ellerine geçen ilk fırsatta yeniden zalimleşeceklerini böylesine aleni haykırırken ve zerre pişmanlık duymazken yüzlerce insana -kiminin canına mal olacak şekilde- yaptıkları haksız/hukuksuzluklardan, kendi canlarını yakmadığı sürece lince dahle bu kadar hevesliyken hâlâ, bu ülkenin adil ve vicdanlı insanları onlarla dayanışır mı?

Trajikomik değil mi bunu beklemek!

 

*

 

Kayseri’yi bile batırdılar

Biz dün size Yusuf Halaçoğlu’yla TBMM’de yaptığımız sohbetin  “tarihçi” kimliğiyle ilgili kısmını aktardık. Bir ayağı Türkiye’nin menfaatlerini korumak üzere dünyanın dört bir yanında Halaçoğlu’nun ama, bir ayağı da seçim bölgesi Kayseri’de.    bakın ne hale gelmiş AKP döneminde:

- İşsizlik yüzde 20’leri geçmiş. İthalat-ihracat farkı açılıyor, ihracatta yüzde17’lerde daralma var. Hayvancılık-tarım ölmüş. 1 milyon 322 bin nüfusun 1 milyon 87 bini merkezde yaşıyor. İcra dairesi sayısı 3’ten 12’ye çıkmış. İcra dosyaları 30 binlerden yüz binlerle ifade edilir hale gelmiş. Aile mahkemesi sayısı 2’den 9’a çıkmış. Boşanmalar artıyor.

Kayseri kimi seçer bilemem, kâhin değilim. Ama bu rakamlar en azından kimi seçmeyeceğine dair fikir verebilir...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları