MHP'nin üzerindeki 'TSK uzantısı' gölgesi ve sivil milliyetçilik (1)

İsrafil K.KUMBASAR

Türk milleti, ‘ordu’ bir millettir.
Türk milliyetçileri/ülkücüler de ‘ordu-millet’ geleneğine sahip çıkan, ancak kaynağını Türk milletinin hem ‘milli’, hem de ‘manevi’ değerlerinden alan, ‘kendi ilkeleri’ olan kutlu bir davanın mensuplarıdır.
MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli, 17 Şubat 2008 tarihinde Milliyet Gazetesi yazarlarından Fikret Bila’ya yaptığı bir açıklamada aynen şöyle diyordu:
- “Bir Türk milliyetçisi olarak, MHP’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sivil uzantısı veya milis gücü olarak gösterilmek istenmesini kabul etmem mümkün değildir. MHP bir siyasi kurumdur.”
Açıklama oldukça düşündürücüdür.
Demek ki, Bahçeli tazyiklerden o kadar bunaldı ki, kendisini böyle bir açıklama yapmaya zorunlu hissetti, mecbur kaldı.
Tartışılan bir noktaya açıklık getirme ihtiyacı zorunda kalmasının nedenlerini çözecek ve açıklık getirecek olan kişi de yine Bahçeli’nin kendisi olmalıdır.
Ancak Bahçeli, belki de farkında olmadan aslında ‘bir gerçeğin’ altını çiziyor.
Demek ki MHP, ‘kendi ideolojisini’ bırakıp, içine sürüklendiği ‘başkalaşım’ süreci doğrultusunda kamuoyunda artık ‘TSK’nın sivil bir uzantısı’ gibi algılanır hale gelmiş bulunuyormuş.
Demek ki MHP, Türk milletine böyle bir imaj veriyormuş.

* * *

‘Ülkücü’ hareketin mensuplarını asla tanımayan, ‘din’ denilince AKP’nin icraatlarını algılayan, sözde milliyetçi özde ise ateist primatların tetikçisi olan damdan düşme bazı köşe yazarları, MHP’nin baş örtüsü meselesi karşısında aldığı tavıra bir anlam veremeyip sanki milliyetçilik ‘İslamiyeti’ dışlıyormuş gibi, “MHP, mili görüş çizgisine mi geliyor?”, “MHP, AKP’nin bastonluğunu mu yapıyor?”, “Bu nasıl milliyetçilik?” diye sormaya başladılar.
Bazıları, Dr. Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından yola çıkıp “MHP ile ordu arasında tarihi bir çatlak mı oluşuyor?” diye kafa karıştırmaya çalışıyorlar.
Bazıları da bir zamanlar TSK’da görev yapan komutanlara da gönderilen ‘Tarihi Görev Çağrısı’ mektubundan yola çıkarak zamanında Bahçeli’nin de ‘darbe yanlısı’ olduğunu ima etmeye çalışıyorlar.
Oysa, o çağrı yapılırken, ‘amacı’ ve ‘çerçevesi’, bütün detayları ile kamuoyuna açıklanmıştı.
O çağrının yapıldığı dönem ‘Türk askerinin başına çuval geçirildiği’, ‘AB ile müzakerelerin yapıldığı’, ‘Kıbrıs’ın satışa çıkarıldığı’ bir dönemdi.
Bahçeli de, bir parti genel başkanı olarak üzerine düşen ‘muhalefet vazifesini’ yerine getirmek yerine, belki de bizim gibi her duyarlı Türk vatandaşı gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ‘Cumhuriyetin korunması’ için açık ve net tavır koyma çağrısı yaptı.
Yoksa, “Gelin yönetime el koyun” demedi.
Zaten askerler de MHP bir ‘uzantı’ olmadığı için olsa gerek, oldukça ciddi uyarılar içeren mektubu dikkate dahi almadılar.
Aksi takdirde, hemen gereğini yaparlardı.

* * *


Peki, MHP’yi bu hale getiren kimdir?
Sakın ola ki ‘Alparslan Türkeş’ demeyin.
Eğer öyle olmuş olsaydı, Türkeş ve dava arkadaşları, 12 Eylül ihtilalini gerçekleştiren “Our Boys” (Bizim çocuklar), tarafından hapislere tıkılıp ‘zulme’, ‘işkenceye’ maruz bırakılmaz, ‘idam sehpalarına’ müstehak görülmezlerdi.
Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde, Türk milliyetçileri/ülkücüler hep ‘sistem karşıtı’ duruşları ile ön plana çıktılar, topluma hiçbir zaman ‘bir yerlerin uzantısı’ imişler gibi imaj vermediler.
Hatta Türkeş, kendisi de ‘asker kökenli’ bir devlet adamı olmasına rağmen, ‘ordu’ ile ‘millet’ arasındaki o hassas dengeyi her zaman korumasını bildi.
‘27 Mayıs’ ihtilaline öncülük edenler arasında yer almasına rağmen, parti mensupları arasında ‘darbe şakşakçılığı’ yapılmasına asla izin vermedi.
Yapılan bütün ‘darbe girişimleri’ karşısında hep  ‘sivil idareden’ yana tavır aldı.
Türkeş, gayet ‘açık’ olan görüşlerini her fırsatta kamuoyuna deklare etmekten de çekinmedi, yeri geldiğinde tavrını da ortaya koydu.
Hatta, 28 Şubat sürecinde ‘demokrasi havarisi’ diye lanse edilen Süleyman Demirel yeniden şapkasını koltuğunun altına alırken, Çevik Bir’in derhal görevden alınmasını dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’a ilk tavsiye eden kişi de bizzat Türkeş’ti.
Nitekim, şu meşhur söz, kendisine ‘İhtilalin Kudretli Albayı’ sıfatı yakıştırılan Türkeş’e aitti:
- “En kötü demokrasi, en iyi ihtilal rejiminden daha iyidir.”


* * *


O halde?

YARIN: MHP, ‘uzantı’ noktasına nasıl getirildi?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş