Millet olmanın değeri ve Roman açılımı

Sadi SOMUNCUOĞLU
Haber başlığı şöyle; “Zoruma gidiyor”  dedi, gece yarısı operasyonuyla görevden alındı.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Tüzmen, Diyarbakır’daki nevruz kutlamalarında Türk bayrağı olmamasını eleştirerek, “Bu benim zoruma gidiyor, düzelmesi lazım” diyor. Sonra da şu meşhur, her derde deva  “açılım”ı şöyle açıklıyor.
Açılım, bu coğrafyada ve dünyada en yüksek noktaya gelmemiz içindir. Açılım, Türk bayrağı altında yapılmalı ve bu Türkiye dünya bayrakları arasında en üst seviyeye gelsin diye olmalı. O bayrağın altında ‘Biz Romanız ama bizim bayrağımız bu’ diyerek sarılıyorlar, ama Diyarbakır’da durum böyle değil.
Bu hassasiyet yerinde ve doğru, ama bardağı da taşırmaya yetiyor. 
Gerçi bu gece yarısı yıldırım operasyonunu Tüzmen, “Ben bir yıl önce Genel Başkanımızdan izin istemiştim” şeklinde yavan bir gerekçeye bağlasa da, basın demokratik açılım sürecinde aktif rol alamamasını gösterdi. 
Peki bardağı taşıran “doğru söz” hangisi? Üzerinde biraz duralım.
 Bu doğru söz bir cümleden ibarettir. O da, “Açılım Türk Bayrağı altında yapılmalı” ifadesidir. Bu cümle etnik grupları öne çıkarıp, devletin hukukuna ortak etmek isteyen “açılım”ın ruhuna aykırıdır. Çünkü buradaki “Türk” ve “Türk Bayrağı” ibaresi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tek millet esasına göre kurulduğunu hatırlatıyor. Aynen çağdaş devletlerde olduğu gibi, ülkede var olan etnik grupları çoğunluğa mensup sayıyor.
İşte sorunun bam teli burasıdır. Çünkü yıllardır, “Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Gürcü’sü, Roman’ı diye başlayan ezberlerin bir amacı vardı. Bizim bir millet olmadığımız, “Türk”ün de dahil olduğu 36 etnik parçadan meydana geldiğimiz, bunun için üst kimliğimizin “Vatandaşlık” olması gerektiği, “açılım”ın da bu maksatla yapıldığı nasıl bilinmezdi? “Türk Bayrağı” demenin bir etnik grubu çağrıştırdığı nasıl görülmezdi?
Son “Roman/Çingen açılımı” da bu anlayışla yapılmıştı. Dikkatler hem “PKK açılımı”ndan uzaklaştırılacak, hem de ülkenin etnik farklılıklara göre yapılandırılması yolunda bir adım daha atılmış olacaktır.
Etnik yapılandırma bu kadar kolay mı? Eğer bütün olan milletin eşit bireyleri, etnik aidiyetine göre tasnif edilir, ayrı ayrı kompartımanlara yerleştirilir, bunlara siyasi kimlik ve grup hukuku tanınır, devlet tarafından da muhatap alınırsa elbette her şey mümkün olabilir. Böylece millete ait olan egemenlik, etnik kümelere dağıtılarak yeni bir rejime geçilebilir. Böyle bir rejim kurulsa ayakta kalabilir mi? Dünyada bir örneği daha var mı? Söyleyelim, asla yaşayamaz. Bu ayrışma, milli gücün zayıflatılarak yutulmaya hazır lokmalara bölünmesi ve kanlı bir iç çatışmaya sürüklenmesi demektir. Irak hariç dünyada bir örneği de yoktur.
***
Dünya bu sorunu nasıl çözmüş, ona da bakalım. Uluslararası hukuk ve çağdaş devletlerde, egemenlik millet esasına dayandırıldığı için etnik gruplarla ilgili herhangi bir hukuki düzenlemeye gidilmemiştir. Bizim Anayasamız da aynen böyledir. Vatandaşlar Türk Milletinin eşit bireyleridirler.
Bunun için etnik ayrışma, Anayasamızın başlangıcındaki milli/üniter devlet yapısına,  egemenlik Türk Milletine ait diyen 6. ve herkesi eşit sayan 10.md.sine aykırıdır, suçtur.
Ülkemizdeki etnik grupların varlığından bahsetmek elbette normaldir. Ancak bu, etnik grupların da milletten sayılması gerektiğinin ve bir millet olduğumuzun inkarı anlamına gelmez. Bu açıdan yetkililerin etnik ayrışmayı öngören ezberlerini bozacak cümleyi söyleyelim:
Bu ülkede “Yörük’ü, Tatar’ı, Alevi’si, Tahtacı’sı, Şii’si, Hanefi’si, Şafi’si, Kürt’ü, Arap’ı, Arnavut’u, Çepni’si, Avşar’ı, Kınık’ı, Laz’ı, Gürcü’sü, Manav’ı vb..” ile hepimize Türk Milleti denir. Bu sosyolojik ve hukuki kabul bütün milletler için de geçerlidir.
Çok iyi biliyoruz ki, kendini bilen hiçbir ülke yöneticisi, hatta aydını milletini inkar etmez, etnik gruplara siyasi ve hukuki kimlik yükleyerek “ülkemizde şu kadar etnik topluluk var” diyerek ayrımcılık yapmaz. Böylesine sorumsuz beyanların, yakın bir gelecekte ülkenin başını belaya sokacağını bilir.
Özellikle gelişmiş ülkelerde herkes millet olmanın değerinin; bağımsızlığın da, devletin de, refahın da, demokrasi ve özgürlüklerin de, insan haklarının da, eşit birey olmanın da bu temele dayandığının idrakinde olduğundan milletlerine dört elle sarılır. 
Ne diyelim, darısı bizimkilerin başına..!
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş