Milletten gizlenen kartlar

İsrafil K.KUMBASAR

Kimsenin itirafa dili varmıyor. Bir ‘alacakaranlık’ kuşağının orta yerinde herkes el yordamıyla ‘yolunu’ bulma, ‘yönünü’ tayin etme telaşında.
Doğrusu ‘telaş’ kelimesi tam da karşılamıyor koşuşturmayı, nefes nefese yürüyüşü.
Soğan zarı misali, maksatlar ‘başka maksatların’ üzerini örtüyor. ‘Üç-beş hamle sonrasının’ hesapları kiminin dilini dolaştırıyor, kimini kötürüm ediyor.
Gizem bulutları, esrarengiz dehlizler, sonsuz ihtiras parkurunda ‘muktedir’ olana da, ‘mağdur’ bırakılana da ürpertiler yaşatıyor.
Daha başında ‘sonu hesaplanmamış’ bir koşunun yarış atlarına dönüştürülen ihtiras kurbanları ‘günü kurtarma’, ‘yara almama’ ve ‘fiyakayı bozdurmama’ üçlemesine  fit olmuş durumda.
Elbette bu çabanın birtakım bedelleri, çoğu zaman ‘milletin sırtından’ ödenmesi gereken ederleri var.
Kartlar dağıtıldığında kim, kimden, ne zaman, ‘hangi hamlenin’ geleceğini hemen hemen biliyor gibi.
Herkes ‘dün yaptıklarının’ faturasıyla masaya oturduğu için, kazananın belirlenmesinde ‘geçmişte devrilen çamlar’ hayli etkili oluyor.

***


Hani, meşhur bir tekerleme vardır ya, “En günahsız olan ilk taşı atsın” diye.
O masada bırakın ‘taş’ atmayı, diğer oyunculara şöyle bir ‘nazar’ atacak kadar temiz kalmış kimse bulmak kolay değildir.
Kartlar karılır, benizler sararır, kalp atışları hızlanır.
Aslında yapılan bir ‘yüzleşmeden’ kaçıştır. ‘İç sesin’ isyanını bastırmak, yanlışları perdelemek için ‘yeni  malzemeler’ toparlamaktır.
Neylersiniz ki ortada artık gizli-saklı, ‘koz’ olarak kullanılabilecek pek de bir şey kalmamıştır. ‘Yalpalamalar’, ‘alttan almalar’ hep bu yüzdendir.
‘Mızrağa’ sığmayan çelişkili açıklamalar, ‘mantıktan’ uzak söylemler, kullanılacak sermayenin erimesiyle elbette doğru orantılı.
Kimileri şaşırıyor, ‘gidişin ne yöne olduğu’ konusunda tereddütler yaşıyor. ‘Sözlerin’ nasıl unutulduğunu, ‘gerçeklerin’ nasıl sümen altı edildiğini sorguluyor.
Binlerce kez “Günaydın” diyesi geliyor
insanın.
‘Davaların’, ‘büyük ideallerin’,  bireysel beklentilerin altında nasıl un ufak olduğunu tarih bir kez daha bütün acımasızlığıyla ortaya yere koyuyor.
Kimse kendi beşeri zaaflarını ‘yüce değerler’ maskesi altında perdeleme, kitleleri ajite etme küçüklüğüne düşmesin.
Düşen takkedir ve kel bütün azametiyle ortadadır.

***


Koca koca adamların bir ‘ceylan derisi’ koltuk, bir ‘triptonik vitesli’ araba, ‘ucuza kapatılmış’ vakıf mülkü, ‘cebe indirilmiş’ ihale komisyonu karşısındaki acınası halleri, ‘kutlu’ sanılan fikri beslenme kaynaklarının gerçekte nasıl ‘kurtlu’ olduğunu yalın bir biçimde resmediyor.
Asıl kaybedenler onlar değil elbette.
Onlara bu dünyanın kapılarını aralayan ve olan biten karşısında ‘mağrur komutan’ edasıyla ‘dünyalık peşinde’ olmadıklarını vaaz edip duranlar.
Dünya nimetleri karşısında ruhları yara alan, ‘yama tutmaz’ hale gelen kişiliklerin akıl hocaları, fikir babaları ilgi çekicidir sessiz, ketum.
Belki de içlerinde “Bu oyunun ilk perdesi” diye geçirip, teselli buluyorlardır. Asıl ‘can alıcı’ bölümün sonradan geleceğine kendilerini inandırmış olmalılar.
Heyhat, herşey çürüyor, dökülüyor. Giden milletin ‘canından’, ‘teninden’ gidiyor.
Kuruldukları plazaların aynalı camlarından aşağı bir baksalar, hemen yanıbaşlarında nasıl bir ‘cehennemi hengâmenin’ yaşandığını görecekler.
Lakin görmek gibi bir niyetleri yok.

***


Kartlar açılıyor, ‘kartlaşmış’ matruşkaların maharetleri birbir ortaya saçılıyor.
Anlayan mı? İnsan bir kez kendini aldatmaya görsün, yanlışlarını ‘başka yanlışlar’ ile örtme çabasına girmeye görsün.
Bu durumlarda hesabı ‘tarihin’ kesmesinden başka bekleyecek bir şey kalmaz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş