Millî Devleti Planlayan Lider

A+A-
Afet ILGAZ

On Kasım günü, holding medyasında konuşanların bile, Atatürk’ün  “deha” sını kabul doğrultusunda yaptıkları konuşmaları ve özellikle analizlerini dinledikçe Atatürk’ün millî mücadeleyle birlikte planladığı millî devletin, hâlâ bütün ayak oyunlarına rağmen ne kadar kuvvetli ve dayanıklı olduğunu düşündüm.
Eskiden solcular Atatürk’ün kalpaklı halini severlerdi. Sağcılar da, inkar etmiyorlarsa, öyle düşünürlerdi. Onun  “millî devleti” üzerinde fazla durulmazdı. Gelişmeler bize, millî devletimiz üzerinde düşünme mecburiyeti getirdi. O zaman anlaşıldı ki, Atatürk sadece savaş kazanan başarılı bir kumandan değil, o savaş esnasında gösterdiği dirayet ve ferasetten de anlaşılacağı üzere, büyük bir devlet adamıdır, bir kurucudur, emsalsiz bir şahsiyettir. Sakarya savaşında kendisine teklif edilen başkumandanlığı önce kabul etmemiş, sonra Meclis’in, kendisine tam yetki vermesi halinde kabul edeceğini söylemişti. Savaş sırasında çıkarılan Tekâlif-i Millîye kanunu ile halktan yardım toplanarak küçük gibi görülen büyük zorluklar aşılmıştı. Hatta İsmet Paşa,  “Bu kanun olmasaydı biz aç çıplak, o savaşı kazanamazdık”  itirafında bulunmuştur. Sonradan öğrendik ki halk bu vergiyi  “yeter ki vatan kurtulsun”  heyecanıyla seve seve vermiştir.

***


Devrimleri eleştirenler, kapitülasyonlardan kurtulmak için verilen siyasi mücadeleyi ve aynı yıllarda çıkarılan “Teşvik-i Sanayi” kanununu unuturlar. Sanayii teşvik için kredi bile verilecektir. Bu kanun, 2. Dünya Savaşı yıllarında kaldırılmıştır.
Onun Millî Mücadele sırasında ve sonrası hem Hint Müslümanları blokunu, hem de Sovyet yardımlarını nasıl büyük bir siyasi başarıyla almayı başaracağını da, bugün sata sata bitiremedikleri fabrikalarımızın onun döneminde 100 fabrika hedefiyle projeleştirildiğini ve 1924’lerde kendi silahını yapan Türkiye’nin, ondan sonraki hükümetlere de (Erbakan’ın ağır sanayi hamlesi) ilham verdiğini unuturlar. İlk demir çelik fabrikasını İngilizlere yaptırma fikri de bu siyasi başarıların bir başka örneğidir. İngiltere o yıllarda hiçbir ülkeye fabrika kurmuyordu.
Ben savaştan sonra ülkemize, artık birer dost ve komşu olarak gelen İngiltere Kralı’nın, İran ve Afganistan devlet başkanlarının ziyaretinde görülen vakur hali de çok severim. Atatürk’ün cephede bile kendini gösteren zarafeti ve şıklığı bu ziyaretlerde, onlardan hiç aşağı kalmayan derecededir. Dinlediğim bir hatıraya göre, Savarona’da İngiltere hanedanının ağırlanacağı bir davet için, terzilerine o yıl o ülkede moda olan  “marin”  stiline uygun elbise diktirmiştir. Yani her şeyde denklik üzerine kurulu bir  “toplumsal mühendislik!”  Şimdikiler de karşılarındakilerin bacaklarını birbiri üstüne atmaları halinde hemen aynı  “pozisyon” a geçiyorlar ama ikisi farklı. Atatürk her şeyde denkti. Ayrıca  “Benim düşmanım milletler değil, onları çürüten kapitalizm ve emperyalizmdir”  diyecek kadar ve kapitalizmi ve emperyalizmi kendi ülkesinde yenecek, geriletecek kadar da ondan üstündü.

Yazarın Diğer Yazıları