'Millî Doğruluş Yeniden...'

A+A-
Ahmet SEVGİ
İtilaf devletlerinin İstanbul’u işgal etmeleri üzerine yazdığı meşhur “Kara Bir Gün”  makalesinde Süleyman Nazif  “Her kavmin sahâif-i hayâtında birçok ikbâl ve idbâr sahîfeleri vardır”  der. Maalesef Tanzimat’tan bu yana Türk milletinin hayat sayfasında  “ikbâl” den çok “idbâr” (talihsizlik) hüküm sürmektedir. Son yıllarda yaşadıklarımıza tarafsız bir gözle bakanlar muhakkak 1920’leri hatırlayacaklardır. Sevr dayatması, mütareke basını, mandacı zihniyet... Bugün ülkemizde olup bitenler Cumhuriyet öncesinin modern versiyonundan başka bir şey değildir. Batı, dün savaşla gerçekleştiremediği sinsi emellerini bugün siyasetle elde etme yolunda... Dünkü azınlık hakları dayatmalarına bugün etnik kışkırtıcılığı da eklemiş bulunuyor. Kapitülasyonların yerini IMF almış... Ali Kemallerinse haddi hesabı yok... Bence -ayakta kalmak istiyorsak- ufukta yeni bir millî mücadele hareketi görünüyor... Bu düşüncemizin tebessümle karşılanacağını biliyoruz.  Nitekim İstiklâl mücadelesini başlatan Atatürk ve silah arkadaşlarına da dudak bükmüşler ve onları maceracılıkla itham etmişlerdi. Sonuç ortada... Kim haklı çıktı? Ali Kemaller, Refik Halitler, Refii Cevatlar mı, millî mücadeleciler mi?
Bu düşünceler, Prof. Dr. Nurullah Çetin’in  “Millî Doğruluş Yeniden...”  (Öncü Kitap, Ankara 2010, 194 s.) adlı eserini incelerken canlandı zihnimde... Nurullah Çetin’in bu yeni eseri, unutturulmak istenen millî hassasiyetlerin öne çıkarıldığı 26 makale ve bir  “mülakat” tan oluşmaktadır. Makalelerden birkaçının adını zikredersek sanırım eserin muhtevası hakkında bir fikir verilmiş olacaktır:
“Tam Teslimiyetçi Sömürge Aydını”, “Zihinsel Emperyalizm Bukağısı”, “Ordu Düşmanlığı”, “ Zihinsel Emperyalizmin Eğitime Uzanan Kolu”, “Modern Mandacılık”, “Tek Millet Davası Tek Dile Bağlıdır...” Nurullah Çetin’in şu düşüncelerine katılmamak mümkün mü?
“Milletlerin uzun tarihleri boyunca zaman zaman fetret dönemleri olmuştur. Bizim de tarihimizde böyle kırılma devrelerimiz vardır. Şu anda Türk milleti olarak böyle bir fetret dönemi yaşıyoruz. Siyasetinden ekonomisine, kültüründen tarımına kadar her alanda milletimiz, kendine ait millî yapılarının küresel saldırılarla tasfiye edilmesi tehdidi altındadır.”
Nurullah Çetin’in  “Batı; Kürtsever, Alevisever olduğu için mi büyük bir duygusallıkla bunların üzerinde duruyor?” sorusuna verdiği şu cevap da önemlidir:
“Batı, ne Kürtleri sever, ne Alevileri, ne Türkleri, ne başkasını. Batı, sadece kendisini ve menfaatlerini sever. Sömürgeciliğe alışmış olan Batı, yağmacılıkla, talanla, alavere dalavere ile elde ettiği bu tatlı zenginliğini devam ettirebilmek için, sömürge sistemini sürdürebilmek için herkesi ve her kesimi kullanmaya çalışır, işi bitince de atar. Tarihte bunun çok örneği vardır. Batı, emperyalist amaçlarını gerçekleştirebilmek için Kürtleri de Alevileri de, başkalarını da kullanmak isteyecektir. Bu, onun işi. Burada önemli olan Batının bu tezgâhının farkına varıp uyanık olmak, Batının şeytanca tezgâhlarına alet olmamak, ayrılık noktalarını değil; birlik noktalarını öne çıkarıp Türk millî birliğini sağlamlaştırmaktır.”
Son yıllarda yaşamakta olduğumuz “fetret devri”ni çağrıştıran anormallikleri “Türkiye değişiyor, bunlar değişimin tabii sancılarıdır, endişeye gerek yok” diyerek halkı uyutmaya çalışan ve belli ölçüde de başarılı olan Ali Kemallerin yazılı ve görsel medyaya hâkim olduğu bir dönemde millî kalemleri okuyup desteklemek her vatansever için bir görevdir. Bu sebeple, Prof. Dr. Nurullah Çetin’in söz konusu eserini okuyucularımıza tavsiye ediyoruz...
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları