Milli vizyon meselesi

A+A-
Rauf DENKTAŞ

1994’te Kıbrıs’ta milli vizyonumuzun var olduğunu kanıtlamak için küçük bir kitap yazıp dağıtmıştım. Milli vizyonumuz Türk liderlerin açıklamalarıyla olduğu kadar TBMM’de de oybirliğiyle alınmış kararlarla da dünyaya duyurulmaktaydı. Benim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına Sayın Demirel ile imzaladığım protokollerde de milli görüşümüz vurgulanmaktaydı.
Rahmetli Menderes’ten başlayarak her hükümet ve her lider Kıbrıs’ın Türkiye açısından milli bir mesele olmanın ötesinde bir güvenlik meselesi olduğunu açıkça belirtiyordu. Konuda açıklık vardı. 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilirken Türkiye’nin de isteği üzerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığının federal bir çözüme engel olmayacağı vurgulanmıştı. Bunun anlamı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ortadan kalkabileceği değildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulacak bir federasyonda kurucu kanatlardan biri olabilecekti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti iki tarafın eşit egemenliğinin kanıtıydı. 1960 Antlaşmaları’na göre Rum ne ise, biz de Türk ortak olarak aynen o idik. Anlaşmalara rağmen Türkleri kesip öldürerek devlet ve hükümet olduğunu iddia eden Rum’un karşısında yirmi yıllık bir sabır ve denemelerden sonra eşit egemenliğimizin kabul edilmeyeceğini görünce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilân edilerek haklarımızın korunması  ve bunlardan asla vazgeçilmeyeceği kanıtlanmaktaydı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bu nedenle ilân edilmişti.Gün gele Rum devlet olarak devam etsin biz de ona yamalanalım diye değil!
Vizyon kelimesinin manası “ileriye bakış ve görüştür”. 1994’te ileriye baktığımızda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kalıcılığından başka bir şey görmüyor, düşünmüyorduk. Rum tarafının Kıbrıs’a tek başına sahip çıkma siyaseti karşısında hayal âleminde yaşamanın bir gereği de yoktu. Bu nedenle bütün görüşmelerde halkımızın Rum’a eşit egemen bir halk veya aynı anlamda kullandığımız egemenlikte eşit toplum statüsünden taviz verilmedi ve Garantiler Annan Planı denilen Anglo-Amerikan oyununa kadar masaya yatırılmadı. 1960 Antlaşmaları’nın temelini teşkil eden Türk-Yunan dengesinden taviz verilmedi. Kıbrıs’ın Türkiye’nin de üye olmadığı bir AB’ye üye yapılamayacağı savunulurken iş sözde kalmadı Sayın Ecevit ile birlikte “AB böyle bir hata yaptığı takdirde Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de aynı şartlarda birlik olacakları dünyaya duyuruldu. 
Annan Planı ile “ileriye bakış ve görüş” Annan Planı’nın getirdiği çerçevenin sınırlarıyla tahdit edildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ortadan kalkıyor, Kıbrıs, Türkiye AB’ye tam üye olmadan birleşerek AB üyesi oluyor, böylelikle Türk-Yunan dengesi akıl almaz bir şekilde Yunan’ın lehine değişmiş oluyor, 650 kişilik adada Türk var oldukça kalması öngörülen Türk Alayı’nın bile adadan çıkışı her üç yılda bir masaya yatırılıyor, “kurucu devlet” adı altında sözde Kuzey’de Türklerin idare edecekleri kısma (vilâyete) AB normları altında Rumların gelip yerleşmelerine kapı açılıyor, yerleşikler Anadolu’ya diye var olmayan paralar vaat ediliyor, 1960’dakinden daha karmaşık bir mekanizmaya bağlanıyorduk. Yunan devlet adamı Mitsodakis “bu şartlarda Kıbrıs on yılda Yunan olur” diyordu. Ancak AB üyeliğini Enosis’in tahakkuku olarak gören Papadopulos ve Hristofyas’a göre beklemeye gerek yoktu. Bu nedenle ret oyu kullandırdılar. Türk tarafına evet dedirtmiş olan ABD’nin yorumu ve görüşü vizyonumuz olarak bize mal edildi ve bundan sonra “KKTC-egemenlik, tanınma” demek hakkımızın kalmadığı beyan edilerek bu saçmalık BMGS’nin raporuna da kaydedildi. Kısacası Amerika’nın ve İngiltere ile diğerlerinin, AB ülkelerinin Kıbrıs ile ilgili vizyonları bu noktada düğümlenip kalmış durumdadır. Sırtımızın okşanması bundandır. Açıkçası KKTC’nin ortadan kalkmasını ve Türk azınlığı olarak gördükleri bireylerin “hükümetleri ile anlaşarak” işgalin sebep olduğu bölünmeye son verilmesini beklemektedirler. Son gelen fırsatçılar heyeti ELDERS (yaşlılar grubu) da bu çizgide anlaşmaya varıldığı zannıyla çıkagelmişlerdir. Sayın Talat’ın Avrupa Konseyi Parlamentosu’nda “cemaat lideri” olarak konuşmasının altında da bu vardır: Ayrı devlet istemeyen azınlık liderini cesaretlendirmek!
Milli vizyonumuz ABD ve diğerlerinin bize mal etmeye çalıştıkları doğrultuda değilse aklımızı başımıza alalım ve milli vizyonumuzun ne olduğunu dünyaya duyuralım. TBMM Başkanı Sayın Toptan görevini yapmış ve TBMM’de de Annan Planı aldatmacasından önce de oybirliğiyle kabul edilmiş olan milli görüşü açıklamıştır: İki devlet, iki halk, iki demokrasi ve garantiler!
Sayın Talat ve Türk hükümeti açıkça bu vizyonda var olup olmadıklarını açıklamak zorundadırlar. ABD ve diğerleri milli vizyonumuzun kendi anladıkları şekilde olduğu inancındadırlar ve bütün yaklaşımları, yüze gülmeler, sırt okşamalar bizi kendi çizgilerinde tutmak içindir. Bu çizgide olmadığımızı söylemek zamanı şimdidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ve egemenliğimize sahip çıkma zamanı da şimdidir.

Yazarın Diğer Yazıları