Milliyet “doludizgin”

Altemur KILIÇ

Son günlerde beni mutlu eden iki  olay oldu... Türkiye’nin hem ilk hem de önde gelen GSM operatörü Türkcell, yabancı ellerden kurtuldu, Türk ellerinde, Mehmet Emin Karamehmet’te kaldı... Ama beni kişisel olarak çok mutlu eden olay, yıllarca emek verdiğim, harcında biraz katkım olan Milliyet gazetesinin aslına dönmesi. Kurucusu rahmetli Ali Naci Karacan’ın torunu, okul arkadaşım Ercüment Karacan’ın oğlu Ali Karacan ve dostlarım Demirören’ler tarafından satın alınması!.. Önce, Türkiye’nin önde gelen bu gazetesinin yeni sahiplerinin meslekten bir ailenin oğlu, Ali Karacan’ın ve ortağının da vatanseverliklerini yakından bildiğim Erdoğan Demirören ve oğlunun eline geçmesi, benim içimi rahatlattı.
 Şu sırada Karacan ailesi ve Milliyet’in Sadun Tanju’nun yazdığı ‘Doludizgin’ adlı kitabı, İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yeniden  yayınlandı. Rahmetli Ali Naci Karacan’ın, “Lozan Zaferi”nin kitabını  yazdıktan sonra Siirt Mebusu Mahmut Bey’in Milliyet’ini canlandırmasından torunu Ali Karacan’a kadar “doludizgin” giden bir  medya öyküsü...
Halen Milliyet’te köşe yazan Hasan Cemal, her nedense, galiba yeni dönemde kendi geleceğinden işkillenmiş... “Satıldık”, keşke çalışanlara da bir sorulsaydı gibilerden tarizde bulunuyor.. Ali Karacan’ın nazikane, fakat anlamlı cevabı:  “Babamın gazetesini geri alırken çalışanlara mı soracaktım!..”
Önce sormalı; Milliyet,  Aydın Doğan Bey’e satılırken çalışanlara sorulmuş muydu? Tabii ki hayır... Gazete, fabrika, banka değil, ama zamanımızda medya organları, belki de kaçınılmaz olarak holdinglerin malı oluyor ve de acıdır, kaderi holdinglerin çıkarlarıyla eşleşiyor.


Çizgi
Burada sınır, gazete çalışanlarının, yazarlarının sağduyusu ve olası baskılara karşı direnmeleri! Dürüst, vatansever yazarlar aynı gazetedeki  “ötekilere”  rağmen şimdiye kadar, Milliyet’i mümkün olduğu kadar eski “çizgisinde”  tuttular!
Bu tarafsız, dengeli ve dürüst çizgiyi rahmetli Abdi İpekçi, Durum başyazılarında çizmişti. Abdi, haberlerin defalarca kontrolden geçirilmesi kuralını koymuştu. Gazetenin sahibi Ercüment Karacan da, sonuna kadar onu desteklemişti. Nereden mi biliyorum? Biliyorum, çünkü orada ben de vardım!..
Aydın Bey, gazeteyi aldıktan sonra gazetedeki bazı yazarların bu çizgiden sapmaları, beni rahatsız etmiş ve Aydın Bey’e tarizde bulunmuştum. Cevabı;  “Bizim grup, market gibidir; her cinsten bulunur” olmuştu.
Benzetme biraz yakışıksız, fakat esasında doğru. Bir gazetede, dergide, TV kanalında karşıt görüşler yer alır; almalıdır da; ama ölçüyü, dengeyi kaçırmamak şartıyla! Ve bir “mim” koyalım; Hasan Cemal’in dediği gibi “Gazete, banka, fabrika değildir, ama ‘market’ de olmamalı”dır!
Ancak Allah’ı var: Doğan Bey, holding sahibi olduğu ve iktidarın baskılarına, tehditlerine, hatta ceza kesmesine karşın, baskılara fazla boyun eğmedi; ödün vermedi ve iktidara  muhalif yazarları muhafaza etti.


Milliyet öyküsünde ben
Madem ki Milliyet’in öyküsünden söz ediyoruz; anılarımı, kısaca anlatayım. Önce, hayatta yaptığım iyi şeylerin başında, yeni “Milliyet”  kurulurken Ali Naci Bey, Ercüment Karacan, genel yayın müdürlüğü için, beni düşünmüşler... O sırada, hayalimi, Devir dergisini çıkarıyordum; kabul edemedim ve bu görev için Osman Karaca’yı ve İstanbul Ekspres gazetesindeki başarılarından tanıdığım Abdi İpekçi’yi tavsiye ettim. Osman kabul etmedi. Abdi, Kore’de vatan görevindeydi. Ona mektup yazdım; “Gelir gelmez beni ara” dedim. Terhis edilince aradı ve ben de elinden tutup Karacanlara, götürdüm... Sonrası tarih! “Tarihe” devam edelim: O sırada Koç grubuyla bağlantılı oto yedek parça işi yapan Aydın Doğan bana, Milliyet’i satın almayı düşündüğünü, aracılık yapmamı  istedi. Ben de, sormuştum Aydın Bey’e  “Neden gazete almak istiyorsunuz?”  diye. Açıkça ve kısaca “İşlerime yardımı olur” dedi. Kanımca, Koçlar kendi girmek istemedikleri medya sektöründe Aydın Beyi kullanmak istemişlerdi...
Burada da bir “dip notu” koyayım: Basından Sorumlu Devlet Bakanlığında görevliyken, Türkiye’ye televizyonu getirmeye çalışıyordum. Rahmetli Vehbi Koç büroma geldi ve sordu, “Bu televizyon nedir? Biz işe girelim mi?”  diye. Ben de  “Girin; her koluna girin” tavsiyesinde bulundum. Ancak sonunda, Koç Holding, TV alıcıları imalatına girdi, fakat kanal kurmaya  girmedi!  
Tarihe devam edelim... Ercüment Karacan’ın gazetecilikten sıtkı sıyrılmıştı, gazeteyi Aydın Doğan’a sattı! 
Şimdi, Milliyet’te yeni bir dönem başlıyor. Ali Karacan, medya içinde yetişti, büyüdü; yani çekirdekten yetişme! Amerika’da Washington Post’ta staj gördü. Number 1 TV’nin kurucusu, sahibi. Başaracağına, dedesinin, babasının izinde, Abdi İpekçi’nin çizgisinde tarafsızlıkla, yazarları denkleştirerek, karşıt görüşlere, yer vererek “doludizgin”  koşacağına inanıyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş