Milliyetçi burjuvazi

A+A-
Haydar ÇAKMAK

11. Yüzyıldan itibaren kısaca Avrupa’da kentlerde yaşayan hali vakti yerinde olan insanlar için kullanılan bir tabirdir. 16. Yüzyıldan itibaren Rönesans ve reform hareketleri ile de Papalığın ve Katolikliğin otoritesine karşı durmuşlar, ruhani bir hayat tarzından ziyade daha maddi ve insanların hoşuna gidebilecek bir hayat tarzı yaratmaya çalışan bir sosyal sınıf olarak ortaya çıkmıştır. Avrupa’da yeniliğin, zenginliğin ve yurtseverliğin öncülüğünü yapmışlardır. Zaman içinde daha eğitimli ve daha varlıklı duruma gelmişlerdir. Ulusal sanat ve kültür hayatına zaman ve para ayırarak sanat ve kültür hayatının zenginleşmesine önemli katkılar sağlamışlardır. Avrupa’nın sanayileşip kalkınmasında ve Batı kültürünün dünyada en çok bilinen ve pratik edilen kültür olmasında önemli rolleri olmuştur.
Türkler’de gerek Osmanlı gerek Cumhuriyet döneminde sayısal olarak az da olsa bir burjuvazi oluşmuştur, ancak ezici çoğunluğu gayrimüslimlerdir. Bir ülkenin bekası için ulusal burjuvazinin önemi Türkler tarafından bilinmekle birlikte bu konuda başarılı olamamışlardır. Enver Paşa ile 1914-1917 yılları arasında ABD Büyük Elçisi olarak İstanbul’da görev yapan Henry Maurganthau’nun arasında geçen bir konuşma konu için iyi bir örnek teşkil etmektedir. Büyük elçinin yazdığı ve Türkçe çevirisi yasak olan “Hatıralar”  adlı kitabında aktarmaktadır. Büyük Elçi, Enver Paşaya Yahudi, Rum ve Ermeni tüccarlarının eskisi gibi rahat ithalat yapamadığını, malların dağıtımında ve vergilendirmede sorunlar yaşadıklarını söyleyerek sorunun çözümünü rica etmektedir. Enver Bey de her seferinde yardımcı olacağını belirtmekte ama sorunlar bir türlü tamamen çözülememektedir. Henry Maurganthau, ’Enver Bey anladım bu sorunu çözmek istemiyorsunuz, biz dostuz en azından niçin çözmediğinizi bana söylemelisiniz’ deyince Enver Bey; ’Peki o zaman dinleyiniz; Henry Bey biz Türkler tarih boyu bu cepheden şu cepheye savaşa koştuk ve ülkemizi korumak için hep öldük, azınlıklar ve diğerleri hep keyif sürüp zenginleşmişlerdir, artık Türklerin de biraz zengin olmasını istiyorum bu nedenle de ticari kolaylığı artık Türklere sağlıyorum demiştir.’ Rahmetli Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde genç ve yetenekli memur Vehbi Koç’a memuriyeti bıraktırıp ticaret yaptırması bir tesadüf değil, Enver Paşa anlayışının bir devamıdır. İnönü ve Menderes döneminde bu politika sürdürülmemiştir.
Milliyetçilik sadece ülkenin sınırlarını ve rejimini korumak değildir. Buna ilave olarak Türklerin yarattığı ve sahip olduğu tüm değerleri yaşatıp korumaktır. Türkiye’deki mevcut burjuvazinin önemli bir kısmı Batı hayranı ve Batılı değerlere daha yakındır. Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Tayyip Erdoğan döneminde yaratılan İslami zenginlerin önemli bir kısmı Arap ve Fars kültürünün etkisindedir. Bunlarda sanat ve estetik gelişmediği gibi Türk ulusal değerlerine de itibar etmemektedirler. Bu insanlar paralara sahip olmuşlar ancak burjuvalaşamamışlardır. Türk Milliyetçileri Cumhuriyet döneminde maalesef hem yoksul hem de eğitimsiz kalmışlardır. 19. Yüzyılın ikinci yarısı ve 20. Yüzyılın başlarındaki Milliyetçilere baktığınız da günümüzden çok daha eğitimli ve varlıklı olduğunu görürüz. Örneğin Gaspırali İsmail, Ali Hüseyin Zade, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Zeki Velidi, Ahmet Ağaoğlu, Sadri Maksudi ve Mustafa Çokayef gibi entelektüellere günümüzde eş değer hangi Milliyetçi-Türkçü aydının isim veya isimlerini zikredebiliriz.
Günümüzde Türk Milliyetçiliğini temsil eden kişi ve grupların maalesef eğitim seviyesi, ekonomik bağımsızlığı, kültür, sanat zevki ve devlet yönetimindeki etkileri 21.Yüzyılda olması gereken yerde değildir.  Küreselleşen dünyada yeni oluşan evrensel kültüre ,Türk kültürünün de katkı yapabilmesi için çok sayıda milliyetçi aydın, sanatçı ve sanayiciye ihtiyaç vardır. 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları