Milliyetçilik ‘ılımlı’ hale getirildi!..

Milliyetçilik ‘ılımlı’ hale getirildi!..
Milliyetçilik ‘ılımlı’ hale getirildi!..

Milliyetçilik ‘ılımlı’ hale getirildi!..
İran’a saldırı için yoğun bir çaba içindeler. Bu felaketin içine Türkiye de çekilmek isteniyor

Türkiye gerek ekonomik gerekse siyasi olarak büyük bir işgal altındadır. Bunun sebebi ise siyasi parti kadrolarıdır

Ülke olarak hâlâ bir belirsizlik içerisinde, politikasızlık hastalığı ile mücadele ediyoruz. Bu durumdan bir an önce kurtulmalıyız

Son derece kısır  bir düşünce
Ülkemizin içinde bulunduğu durumu, bölgemizde yaşanan gelişmeleri de göz önünde bulundurarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde bölgemiz bizi de içine alacak olan büyük bir değişikliğe gebedir. Bu konuda küresel politika yapıcıları gereken kararları çoktan almışlardır. Şimdi zor bir süreç Türkiye’yi beklemektedir. Bölgedeki olayların seyrini değiştirecek yegane ülke Türkiye’dir. Ama bugün Türkiye gerek ekonomik gerekse siyasi olarak büyük bir işgal altındadır. Bunun sebebi ise siyasi parti kadrolarıdır. Türkiye bu işgali kırmadan ülkenin önündeki işgali kaldıramaz. Dolayısı ile halkımız her zamankinden daha akıllı, daha uyanık ve daha diri olmalıdır. Hemen herkes ABD’nin buradaki varlığını petrole bağlamaktadır. Bu son derece yanlış ve kısır bir düşüncedir. Bu mantıkla hareket edersek dünyanın diğer bölgelerinde de petrol var ama ABD askeri oralarda savaşmamaktadır. Güney Amerika’dan tutun Asya’ya  hatta bugün Romanya’da dahi petrol fışkırmakta ama ABD buralarda savaş yapmamaktadır.

Realiteyi gözden kaçırıyoruz
Peki esas  neden nedir? 
Biz realiteyi gözden kaçırmaktayız O realite de İsrail’in bu bölgede var olması ve yaşamasıdır. Eğer bu realiteyi görüp buna göre politikalar üretebilirsek bizim bugün muhatap kaldığımız AB, Kıbrıs, etnik ayrılık, Ermeni sorunu gibi birçok sorunu  da kökünden halletmiş oluruz. Bakınız İran ve Suriye, İsrail için nötr hale getirilmesi gereken olmazsa olmaz iki karşıt güçtür. Ve bu iki ülkenin İsrail’i tehdit etmeyen bir konuma getirilmesi için İsrail, ABD’yi var gücüyle kullanacaktır. ABD’nin ise İsrail’in bu arzusuna karşı koyma gücü yoktur. Çünkü ABD’de yaşayan Yahudiler ABD’yi gerek ekonomik gerek medya gerek siyasal güç olarak kuşatma altına almışlardır. ABD kendi iradesi ile politika üretebilecek güce sahip değildir. Bu nedenle İran ve Suriye, ABD’nin hedefine girmiştir. Şimdi bu konularda gerekli kararlar zaten alınmıştır. Biz ülke olarak hala bir belirsizlik içerisinde politikasızlık hastalığı ile mücadele ediyoruz dua edelim de atı alan Üsküdar’ı geçmesin.

İran’a saldırı  planları yapılıyor

Bu durumda Türkiye nasıl hareket etmelidir?
Bizim yapmamız gereken, durum madem bu düzlemde seyredecek o halde bizim kendi gücümüz nedir ve bu güçten tüm bu olaylar esnasında nasıl istifade edeceğimiz yönündedir. ABD ve İsrail, bizi İran ve Suriye karşısında mutlaka kullanmak isteyecek. Irak’ta olduğu gibi İran ve Suriye’de üç tane Kürt peşmerge ile bu iki gücü tarumar edemezsiniz. Bu güçlerle mücadele için daha düzenli ve güçlü bir askeri güce ihtiyaç duyulacaktır. İşte bölgeyi reorganize edecek gücün adı ise Türk askeridir. Bu kaçınılmaz realite ABD ve İsrail’in önünde durmaktadır. Bundan sonrası ABD ve İsrail için bir metottur.

TSK’nın gücüne ihtiyaç duyacaklar
Neyin metodu?

Türk askerinin ve silahlı gücünün bu oyun içerisinde nasıl kullanılacağının metodudur. Ortada iki alternatifli bir metot bulunmaktadır. Birincisi bu iki devlet inorganik olarak iki ama organik olarak tek devlet olan ABD ve İsrail, Türk hükümetini karşısına alarak asli niyetini anlatıp Türkiye’ye bir paye çıkarak bu işi hal yoluna koymaya gitmek ki, bu dış güçler açısından bedeli  pahalı bir iştir. Dış güçler açısından bu yaklaşım Türkiye’nin bu süreçte sınırlarını genişletme riskini taşımakta ve yeniden burada büyük bir güç olmasını tetikleme endişesini taşımaktadır.

Kendi elleriyle organize ediyorlar
İkinci  metot nedir?

İkincisi ise Türkiye’yi bir şekilde bu işin içine çekip AB, Kıbrıs, Ermeni, PKK, etnik ayrılıklar gibi klasik konularla sıkıştırıp bu zafiyetten faydalanma yoludur. İşte bu iki ülke şu an itibari ile bu yolu denemektedirler. Bu yolun onlar açısından bir felaket olacağını düşünmelerini öneriyorum. Çünkü milletimiz tüm engellemelere rağmen son raddede ayağa kalkmasını hep bilmiştir. Bizi bekleyen bu felaketlerden de alnının akıyla çıkacaktır.  Bu kritik süreçte Lübnan’daki askerimizin de her an bir komployla karşılaşması kaçınılmaz olabilir. Söylediğim  gibi en fazla diri ve zeki olmamızın gerektiği bir süreçten geçiyoruz. Allah milletimizin yar ve yardımcısı olsun. Karşımızdaki güç ABD ve İsrail’dir fakat asıl önemli konu burada gözden kaçmaması gereken ABD diye karşımızda duran gücün de Amerika Yahudileri olduğunu unutmamaktır. Bundan başka bu güç kendi eliyle organize etmiş olduğu aslında onların fonksiyonel bir alt  kurumu olan AB ve İngiltere ile de Türkiye üzerinde baskılar oluşturmakta ve Türkiye’nin kronik sorunları haline getirdikleri meseleleri Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmaktadırlar.

Rusya ve Çin ile işbirliğine gitmeliyiz
Peki Türkiye’nin müttefiki olarak görünen ABD ve İsrail’in  bu sinsi oyunlarına karşı dış politika seçeneği olarak neler yapılabilir?

Biz öncelikle bu ihtiyacı görerek ve bilerek politika yapmalıyız. Onların bu hedefleri karşısında bizi zora sokarak kullanma arzularına müsaade etmeden belki Çin ve Rusya ile yeni işbirliği ve hızla ABD ve AB ekseninden kopma yoluna gitmeliyiz.


Bu iki ülke ile sağlanacak işbirliği, bu planı bozar mı?
Çin ve Rus eksenli politikalar ABD ve İsrail’in daha reel düşünmesini sağlayacak ve Türkiye’nin başına dert ettikleri kronik sorunların hızla çözümüne yardımcı olacaktır. Sonrasında Türkiye’nin elinin daha güçlü olarak masaya oturmasına yardım edecektir. Gerçek olan şudur Birinci Dünya Savaşı sonunda Avrupa misak-ı milliyi kabul etmesine rağmen daha sonra Misak-ı millide bizim olan fakat Lozan’da kaybedilen topraklarımız vardır. Bu topraklar Adalar, Batı Trakya, Musul, Kerkük ve Batum gibi birçok Türk nüfusunun bulunduğu bölgelerdir. Lozan’da büyümedik aksine küçüldük.  Türkler tarih boyunca hiç bu kadar küçük bir coğrafyada yaşamak zorunda kalmamıştır bu manada Lozan’a zafer gözüyle bakmakta büyük bir yanılgı ve yanlıştır esas olan bugün itibariyle demografik olarak dahi Türkiye sınırlarının daha büyük olması gerekliliğidir. Eğer bugün birileri bölgede yeni haritalar çizmek istiyorsa Türkiye bu haritadan en büyük hakkı olan reel payı alarak çıkmalıdır.

Yeniden diriliş parolasıyla halkımız kucaklanmalı
Bölgede yaşanan kritik süreçte milliyetçiler ne yapmalıdır?
Tüm bu kaotik gelişmeler nedeni ile Milliyetçilerin kendilerini inançla birleştirerek, tüm halkımızı kucaklayacak yeni politikalar geliştirmeye ve yenilenmeye ihtiyacı vardır. Ve bunun için kaybedilecek zaman kalmamıştır. Geçen her an ülkenin aleyhine gelişmelere gebe olacaktır. Bu nedenle yeniden uyanış ve diriliş parolası ile halkımız kucaklanmalıdır. Aksi durumda ekonomisi ile, kültürü ile dış medeniyetlerin uydusu haline gelen milletimizi daha büyük felaketler beklemektedir. Türk milleti bu işgali kırma kudretine sahiptir. Mesele sadece işbaşına milli ve inançlı kadroların gelmesine bağlıdır. İşte zor olan budur. Bu nedenle yıllardır bu ülkede yaşayanlar uyduruk bir İslam anlayışı ile Protestan bir İslam modeli ile yaşamaya zorlanıyorlar yani bir başka deyişle bizim millet olarak yaşadığımız din İslam değil uydu bir Musevi mezhebi anlayışıdır. Ya da son günlerin moda tabiri ile ılımlı İslam anlayışı... Ne yazık ki milletimiz bunu benimsemiştir. Diğer yandan da milliyetçiliğimiz törpülenmiş, güncel deyimle “light” bir milli anlayış haline getirilmiştir yani ılımlı İslam’ın ılımlı Milliyetçilik versiyonu... Türkiye’de işgal altında olan bu iki unsurdur. Bu iki unsur üzerindeki işgal ortadan kalkmadıkça  Türk milleti ne ekonomik işgali ne de sosyo kültürel işgali ortadan kaldırabilir.

ABD ve AB ortak bir merkezin emir erleri
Aslında bizim ayrık güç diye zannettiğimiz AB, ABD ve diğerleri ortak bir merkezin emir erleridir. Şimdi gerek hükümet gerek MHP olarak bizler bu realiteleri bilerek politikalar üretmek       
zorundayız. Ortada bir vaka var; o da ABD ve İsrail’in İran ve Suriye meselesini tek başına halledemeyecekleri gerçeğidir ve Türkiye’nin askeri gücüne duyacakları ihtiyaçtır.



YARIN: Erdoğan’ı tekrar iktidara MHP taşıdı

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş