'Milliyetçilik soruşturması' kitabı çıktı

'Milliyetçilik soruşturması' kitabı çıktı
İkbal Vurucu ve İdris Kılıçarslan'ın editörlüğünü yaptığı 'Milliyetçilik soruşturması' kitabı raflardaki yerini aldı.

İkbal Vurucu ve İdris Kılıçaslan'ın editörlüğünü yaptığı "Milliyetçilik soruşturması" isimli kitap çıktı.

Nobel ödüllü bilim adamı Aziz Sancar'ın “Değerli Kardeşlerim, Benim için Türk Milliyetçiliği nefes almak gibi bir şey. Nefes almayı insan nasıl tarif eder? Havadaki oksijenden mi başlıyayım, akciğerin yapısından mı, diyafram ve göğüs kaslarının nasıl çalıştığından mı bahsedeyim? Türk Milliyetçiliğim içime öyle işlemiş ki oturup, düşünüp ayrıntılı izah etmek sanırım bir ayımı alır ve takdir ederseniz şu an bu kadar zamanım yok. Girişiminiz için kutlar, başarılar diler, sevgi ve selamlarımı yollarım” ifadelerini kullandığı kitapta, Türk milliyetçiliği sosyolojisindeki dönüşüm ve değişim araştırıldı.

Kitabın editörü İkbal Vurucu eserle ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu:

Bu çalışmanın ortaya çıkmasındaki zihinsel arka planda, Türk milliyetçiliğinin sosyolojisindeki büyük dönüşüm bulunmaktadır. Türk toplumu, sadece son on beş yılda siyasal iktidarın politikalarından kaynaklanan büyük değişim yaşamıştır. Bu değişim Türk milli devletini ve kimliğini sarsıcı, yıpratıcı, zayıflatıcı bir etki bırakmakla birlikte bu politikalara tepki mahiyetinde toplumda Türk kimliğine yönelik duyarlılığın artmasına da katkıda bulunmuştur. Ayrıca başta sınır komşularımızdaki savaşlar olmak üzere küresel gelişmeler de muazzam sosyo-politik ve kültürel değişime kaynaklık etmektedir. Değişimin çok farklı veçhesi ile ilgili çok farklı alanda derinlikli ve popüler araştırmalar yapılmış ve yapılmaktadır. Toplumun geçirdiği bu değişimin Türk milliyetçilerine nasıl bir yansıması olduğu konusunda elimizde herhangi bir veri yok. Balyoz, Ergenekon, Danıştay saldırısı, İslamcı FETÖ darbe girişimi/terör saldırısı gibi Türk siyasi hayatını derinden etkileyen olaylar bağlamında Türk milliyetçiliğini olumsuzlayan bazı spekülatif nitelikli araştırmalar yapılmış olsa da İslamcı niteliği bariz bu saldırıları milliyetçiliğe bağlayan patolojik nitelikli tutum, klasik milliyetçilik karşıtı zihniyetin bir yansımasından ibarettir.

Türk milliyetçiliğine mensup aydınların ve toplum kesiminin büyük bölümünün bugün geldiğimiz noktada soğuk savaş döneminin jargonunu terk edemediği, o dönemin tartışma konularını aşamadığı, politik hassasiyetler konusunda yeni sosyo-politik dinamikler lehine bir bilişsel evren inşa edemediği gözlemlenmektedir. Entelektüel planda ise geniş bir zümrenin içerisinde küçük bir azınlık Türk düşüncesinin en yükseklerinde sistematik fikir üretimine katkıda bulunmuşlardır ve hala bulunmaya devam etmektedir. Elinizdeki çalışmada yer alan entelektüellerimiz de bu fikir üretimine katkı sunan isimlerden bir demettir.

Milliyetçi Hareket Partisinin Soğuk savaş döneminin gerek ideolojik yaklaşım ve söylem düzleminde ve gerekse kurumsal yapılanmasında bugünün ihtiyaçlarını karşılayacak bir dönüşüme gidememesi diğer milliyetçi kurumsal yapıların edilgen bir duruş sergilemesinde önemli rol oynamaktadır. Bir elin parmağını geçmeyen entelektüellerin özeleştiri yaparak giriştiği eleştirel konum geleneksel yapıların sert direnişi ile karşılaşmaktadır. Elinizdeki çalışmanın temel amacı da Türk milliyetçisi aydınların mensup oldukları bu kimlikleri üzerine düşünmelerini sağlayarak ortak ve farklı yönlerini ortaya çıkarılmasına imkan yaratmaktır. Böylece kendi üzerimizde düşünmemiz için bir pencere açılmış olacaktır. Özeleştiri, bir fikir hareketinin gelişimi ve önündeki sorunların farkına vararak çözüm yolu bulmak için elzemdir. Türk milliyetçileri açısından mevcut hâlin ve yapının bir durum tespitinin yapılması için kendimiz üzerine düşünmemiz ve özgünlüğümüzü yaratmamız gerekmektedir.

Rahmetli Dündar Taşer’in veciz ifâdesiyle, “Durum muhasebesine düşmandan başlanmaz.” Rahmetli Durmuş Hocaoğlu’nun öz-eleştiri üzerine sarfettiği şu düşünceler önemlidir: “Bizim, öncelikle ve behemehâl buna ihtiyacımız var: Öz-eleştiri! Ciddî, seviyeli, hâlis niyetli; ama sert öz-eleştiriler! Bu, bir metodoloji problemidir ve dahi bilmek mecbûriyetindeyiz ki ‘hakîkate ulaşmak için metod gerektir.” Hocaoğlu eleştirinin önemini böylece ortaya koyduktan sonra “Niçin ‘öz-eleştiri’?” diye sorar. Cevabını da şöyle verir: “Şundan: ‘Eleştiri’, ya da ‘tenkid’, yahut ‘kritik’, piyasa malı naylon entellektüellerin anladığı ve tatbik ettiğinin aksine, ‘saldırmak’, ‘karalamak’, ‘çamur atmak’ değildir; ‘tenkid’, Arapça’da ‘yoklamak, kontrol etmek’ anlamındaki ‘nekade’den (nun-qaf-dal), ‘kritik’ ise, Yunanca ‘hüküm verme’ anlamındaki ‘krenein’den gelmektedir (‘eleştiri’ kelimesinin köküne, dalına, budağına, bir işe yaramaz dilcilerimizin tembelliği yüzünden, İngilizce-Fransızca bir kelimeninkine ulaşılabilen kolaylıkla ulaşılamaz) ki, buna göre, ’eleştiri’, yani ’tenkid/kritik’in bir terim olarak şu anlama geldiğini söyleyebiliriz: ‘Bir şey hakkında bir değer atfetme, onu yoklama, kontrol etme, yanlışlıklardan temizleme ve hakkında hüküm verme’.” Hâl-i hazırda milliyetçiler, genellikle dış dünyadaki gelişmelere geç uyum sağlayan, bir ölçüde içe kapanık, hatta yer yer gerçeklikten kopuk ve mistifike doğrularıyla yaşayan, dolayısıyla da en basit eleştirilere bile tepki gösteren bir topluluk görüntüsü vermektedir.

Bu nitelikleriyle Türk düşüncesinin içerisinde sağın üç hali olarak sunulan ve özgün bir düşüncenin yokluğuna vurgu yapan Marksist aydınların ürettiği ve spekülatif düşünce kırıntıları genel olarak sağ diye tanımlanan muhafazakar, liberal, İslamcı akımları indirgemeci bir yaklaşımla ele alır. Türk Milliyetçiliğini ise faşist-ırkçı konsepte ele alarak yok sayma veya küçümseme tavrını sergiler. Sosyalist düşünce mensuplarının Markstan beri aynı jargon etrafında dönüp durmaları ve kendileri dışındakileri ve özellikle Türk milliyetçilerini anlamak için en ufak bir kaygı taşımamaları basın yayın ve akademideki iktidarları ile ilgilidir. Oysa Namık Kemal’den Ziya Gökalp’e, Atsız’dan Nurettin Topçu’ya, Yusuf Akçura’dan Erol Güngör’e Türk milliyetçiliği tarihe, topluma, devlete, bireye yani kişioğlunun varlık evreninde ilişki içinde bulunduğu olgulara karşı özgün bir konumda olduğunu ortaya koymuştur. Bu noktada en önemli sorun bu birikimin tarihini yazmak, analizini yapmak ve işlemek olarak görülmektedir.

Hazırlamış olduğumuz bir dizi soruya entelektüellerimizin vermiş olduğu cevaplar milliyetçiliğin üzerinde bulunduğu zeminin niteliğini belirleyebilmemiz açısından önem taşımaktadır. Milliyetçiliğin tanımı, kaynaklarını, diğer milliyetçiliklerden farklılaşan ve benzeşen yönlerini tespit etmeye yönelik sorularımıza verilen cevaplar Türk milliyetçiliğinin dayandığı entelektüel birikimin derinliğini, işlevselliğini, etkisini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Milliyetçiliğin diğer toplumsal düşünce ve ideolojilerle olan ilişkisine yönelik aydınlarımızın ne düşündüğünü tespit ederek farklılıkların üzerinden bir tartışmanın derinleştirilmesi ve çözüme kavuşturulması önemlidir.

Ülkücülük ve Türk milliyetçiliği arasındaki farkın veya ilişkisinin de ortaya konması Türk milliyetçiliğinin siyasi sistemimiz içerisinde ne ölçüde ortak bir kaygı ve değer odağı haline geldiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Ülkücü Türk Milliyetçiliği kavramı ile Türk milliyetçiliğinin kapsayıcı vasfı karşısında Ülkücü Türk milliyetçiğinin diğer milliyetçiliklerden farklı bir yaklaşım biçimi olduğu veya olması gerektiğine yönelik bir kaygı söz konusu olmuştur. Hemen belirtmeyi bir zorunluluk olarak görüyoruz ki, bu iki kavram birbirinin zıddı veya tamamen farklı bir zihniyet, ideoloji, yaklaşım değildir. Bizim yapmak istediğimiz sâdece Ülkücülüğe vurgunun artması ve Ülkücülerin yeni bir toplumsal, siyasî, kültürel grup olarak ortaya çıkmasıdır. Ülkücülük, Türk milliyetçiliğine bağlı olarak kendini ifâde eder. Fakat milliyetçiliği kendinden ibaret görmez. Bütün Türk toplumunun milliyetçiliğe içkin doğası gerçeğinden hareketle diyebiliriz ki, Ülkücü Türk milliyetçiliği -genel Türk milliyetçiliğine göre- daha entelektüel, ince, işlenmiş, geliştirilmiş, Türkiye’nin politik, ekonomik, kültürel, felsefî, sanatsal vb. yaşam alanlarında özgün bir yaklaşım ve anlam yaratan bir milliyetçilik yorumudur. Bu sebeple “Ülkücü Türk milliyetçiliği” kavramlaştırmasının kullanılmasını önermekteyiz. Ülkücü Türk milliyetçiliği aynı zamanda genel Türk milliyetçiliğinin, yâni “genel/herkesin milliyetçiliğinin” eşik derecesinin de yükseltilmesine katkı sağlayacaktır.

Elinizdeki çalışmada önemli noktalardan biri Türk Milliyetçiliğinin diğer Milliyetçiliklerden farklılığı konusundaki görüşlerdir. Bu konuda verilen cevaplarda vurgulanan nokta “ırkçı değil” yargısının öne çıkmasıdır. Irkçı olunmadığı yönündeki cevabın iki boyutu vardır. Birincisi ırkçılığın olumsuz bir algıya sahip olması ve asla benimsenmesinin söz konusu olmamasıdır. Diğer boyut ise kendisine yönelen saldırılar ve suçlamalara göre bir konumun belirlenmesidir. Bu durum ise Türk Milliyetçiliğinin özgün bir yorum getirmesinin önünde zihinsel bir engel olarak görülmektedir.

Milliyetçilik bir olgusal gerçekliktir. Milliyetçilik, ne şekilde bir hüküm altına konarak ne şekilde bir değerlendirilmeye tâbî tutulacak olursa olsun, değerlendirenden bağımsız, bir vâkıa, bir dış-gerçeklik olarak mevcuttur ve bu ad altında bilinmediği en kadîm zamanlardan beri, muhtelif formlarda varlığını sürdürerek hep mevcut olagelmiştir.3 Hocaoğlu’na göre, milliyetçiliğin kökleri insan rûhunun derinliklerine gömülü, tabiî ve fıtrî bir algılama, bir hissediş, bir atitüd, bir varoluş (ekzistans) tarzıdır; ancak hemen bunun yanında, ayrıca yine tebârüz ettirmek gerekir ki, milliyetçilik, karşımıza, siyasî bir proje olarak çıktığında ise hayli gergin bir elitist-entellektüalist niteliğe sahip olmaktadır. Ayrıca milliyetçiliğin bir başka özelliği de, iptal ve imhâsının neredeyse imkânsızlığı ve bir başkası ise onun, varlığını hemen her yerde, alenî veya zımnî, şu veya bu şekilde, hissettirmesi ve bir başkası ise, dönüştürülebilir olmaktan ziyade dönüştürücü niteliğe sahip olmasıdır. Milliyetçiliğin reddedilmesi mümkün değildir.

Türk Milliyetçiliğinin Batıdan veya Doğudan bir Marksizm bir liberalizm hatta bir İslamcılık gibi beslenme kaynakları yoktur. Fakat bu demek değildir ki biz Batı ve Doğu düşüncesinin ürünlerini bilmeyiz ve takibinden uzağız. Sanayileşme gibi nesnel koşulların yaratmış olduğu sorunlar ve yeni gelişmeler her toplumda ortak özellikler gösterdiği için bu damardan gelen düşüncelerden haberdar olma ve kendi gelişimine katkıda bulunması elzemdir. Batının sahip olduğu modern siyasal, toplumsal, kültürel sistem form olarak bizim de sahip olduğumuz bir sistemdir. Yani ulus-devlet içeriği ve anlamı dolayısıyla benzer olmasa da aynı yaşam alanlarının formlarına sahip olduğumuz için bu yapının nasıl oluştuğu karşılaştığı sorunlar, eleştirel biçim ister istemez bizim de bilmemiz ve takip etmemiz ve bu tarihsel tecrübeden yararlanmamızı gerektirir. En azından modern devlet olgusunun ne olduğu, özellikleri gelişme süreci ve karşılaştığı sorunlar, benzerlikler ve farklılıklar bağlamında modern devlet ve toplum kuramlarını bilmek ve yorumlamak zorundayız.

Kendimizi, “milliyiz, özgünüz, farklıyız” diye dış dünyadan soyutlamak söz konusu olmaz veya olmamalıdır. Çünkü tarih toplumlardan ziyade devletlerin bir karşılaşma alanıydı ve etkileşim de yoğundu. Bugün ise toplumlar, etkileşimi yoğun olarak yaşamaktadır. Doğal olarak değişim odaklarında ve istikametlerinde ve yöntemlerinde benzerlikler daha fazladır. Sanayileşme keza devlet kadar önemli bir olgudur. Sanayileşme milli veya özgün değildir. Evrensel formda bir gelişim modelidir. Sanayileşme Amerika’da, İngiltere’de, Japonya’da nasıl toplumu ve kültürü değişime zorlamış ve dönüştürmüşse Türkleri de doğal olarak değişime zorlamış ve dönüştürmüştür. Biz bundan azade değiliz. İşte bu noktadan Batının değişim tarihini iyi bilmek ve takip etmek zorundayız ki biz daha sanayileşmesini tamamlamamış bir toplum olarak sürecin karşılaştığı sorunları tezahür eden sorunları biz de sağlıklı atlatabilelim.

Bu aşamada Batı önemli bir tecrübe laboratuvarıdır. Batının düşünce tarihini, toplumsal ve ekonomik, kültürel gelişim aşamalarını bütün boyutlarıyla bilmek zorundayız. Toplumsal, politik, ekonomik değişimin neden olduğu zihinsel değişimi de takip etmek zorundayız. Aslında milliyetçilerin işi bu noktada bir Marksist’ten, bir liberalden, bir İslamcıdan daha zor. Çünkü biz bu düşüncenin temsilcileri gibi tek bir boyuttan takip etmek zorunda değiliz hepsini takip etmek zorundayız. Çünkü millet ve milliyetçilik bütün bunları kapsayan bir özelliğe sahiptir. O zaman Batı milliyetçiliklerini çok iyi analiz etmeliyiz ki kendi milliyetçiliğimizin farklılıklarını ve özgünlüklerini ortaya koyabilelim.

Hobbes, Adam Smith, Stuart Mill’i, okumadan bugün liberalizmi, Marks’ı ve sistemini iyi okumadan Marksizmi eleştiremeyiz. Bizim ülkemizde bu düşüncelerin temsilcisi olduklarını iddia edenlerin Türk milliyetçiliğine ve Türk kimliğine olan olumsuz tavırlarına bakarak liberalizme, Marksizm’e karşı olmak doğru bir tavır olmaz. Sınıf analizlerinden hareket ederek topumu anlamaya çalışma ve Milliyetçiliği eleştirmekle kalmayıp karşı olduğunu ilan edenlerin Kürtler, Rumlar, Ermeniler, Çerkezler söz konusu olduğunda, bunların hakkında, ezilmiş bir ulustan bahsederek sınıf merkezliliğini terk etmesinin sebebini anlamak zorundayız. Aynı şekilde birey ve ailen başka gerçeklik olmadığını iddia eden, milleti ve toplumu hayal ürünü diyerek olmayan varlıklar düzeyine indiren liberallerin cilt cilt Kürt sorunundan bahseden kitaplar ve makaleler yazmaları da kendi içlerinde taşıdıkları temel çelişkidir. Bu çelişki aynı zamanda liberallerin toplumla sorunlarına da güçlü bir göndermede bulunur. Aynı durum İslamcılar için de geçerlidir. İdeolojilerin temsilcileri ile ideolojik yaklaşımların kendilerine olan tutumlarımızdaki farkı ortaya koyabilmeliyiz.

Bu kitabın birinci amacı bir tartışma ortamı yaratmaktır. Bir düşüncede ilerleme olabilmesi için tartışma olabilmesi gerekir. Herkesin aynı düşündüğü bir yerde ilerleme söz konusu olmaz. Orada ancak statüko olur. Yeni fikrin gelişmediği yerde ise toplumsal ve kültürel değişimlere ön ayak olamazsınız. Sizin iradeniz ve isteğiniz dışında gelişmeler ortaya çıkar. Siz de o değişime ayak uydurursunuz. Ülkemizdeki düşünce hayatında ciddi boşluklar vardır ve bunlar doldurulmalıdır. Hamasi bir retorikle düşünce üretilmez. Sürekli okumalı, üretmeli ve bu alanda bir iktidar kurmalıyız. Milliyetçi düşünce diğer siyasi düşüncelerden daha avantajlı konumda yer alan bir fikir hareketidir.

Türk düşüncesinin farklı kollarını oluşturan liberalizm, sosyalizm, İslamcılık, muhafazakarlık gibi akımlarının bütün boyutlarıyla bilimsel çalışmalara konu olurken Türk Milliyetçiliğinin Türk düşüncesi içinde büyüklüğü, etkisi ve derinliği ölçüsünde tartışma konusu olmaması dikkat çekicidir. Türk milliyetçisi aydınların özellikle akademi/bilim dünyasına mensup aydınlarımızın çalıştıkları ve çalıştırdıkları tez konularında dahi Türk milliyetçiliğinin önemli şahsiyetlerini, kavramlarını, olayları ve süreçleri işleyen tezleri hazırlatmamaları da bir başka sorun alanıdır. Sol dergileri, gazeteleri, şahsiyetleri çalışmak ve çalıştırmak bir tarafsızlık, rüştünü ispatlama aracı olarak görülmektedir.

Bir başka sorun noktası da Türk milliyetçiliğinin kendi mensupları tarafından değil de karşıtları tarafından araştırılmasıdır. Türkiye’deki telif eserlerin ve özellikle yabancı dillerdeki milliyetçilik literatürüne ait çalışmalarının çevirisinin de tamamen sol aydınların çevirilerine ve yayınevlerinin basımlarına terk edilmiştir. Her ne kadar Milay Köktürk, Nadim Macit, İskender Öksüz, Baran Dural, Şenol Durgun gibi bir elin parmağını geçmeyen akademisyenimiz son yıllarda milliyetçilik üzerine önemli eserlere imza atmış olsalar da milliyetçiliğin toplumsal teori açısından taşıdığı önem bakımından çok yetersiz olduğu bir gerçektir.

Türk milliyetçileri Ziya Gökalp’in belirlediği ve çalıştığı ana temaların dışına çıkmak bir yana onun da çok gerisindedir. Çalışma alanları sadece millet, medeniyet, kültür, tarih gibi konulara sıkışıp kalmış ve dünyadaki bilim ve düşünce alnındaki son gelişmeleri ve tartışmaları takip etmemekte ve ne ülkemizdeki ne de dünyadaki değişimler yorumlanamamaktadır. Post modernizm, çokkültürlülük, yurttaşlık gibi siyasal ve toplumsal tartışmalar yanında Turancılık, muhafazakarlık, İslamcılık gibi Türk düşüncesinin ana akımlarının milliyetçi bir perspektifle eleştirel olarak yorumlanmasına öncelik verilmelidir. Elbette bu temalar üzerinden bir düşünce tartışması gerçekleştirdiğimiz söylenemez.

Türk milliyetçiliğinin akademi ve akademi dışında yaratılan pojaratif anlamların yüklü olduğu kavramlarla tanımlanma sürecinde ortaya çıkan düşünsel hegemonyanın “tahrip edici” ve “bozucu” etkisinden kurtulması bir zorunluluktur. Bunun ilk aşaması da rasyonel bir temele dayanan özeleştiri kurumunun yerleştirilmesidir. Eleştiri ve özeleştiri beraberinde tarihin ve/ya geleneğin yeniden yorumlanarak modern ve post-modern toplumun sorunlarını ve imkanlarını daha sağlıklı bir şekilde değerlendirebilecektir. Bu süreç aynı zamanda özgün bir milliyetçi düşünceyi ortaya çıkarırken bu düşüncenin üretilmesi, yorumlanması ve yayılması noktasında kendi “epistemikcemaati”ni de yaratabilecektir. “Dışarıdan bakan” yaklaşımların sürekli eleştirel ve operasyonel yöntemleri ile kendi içsel bütünlüğünü ve tutarlığını yakalayamayan Türk milliyetçiliği, söz konusu epistemik cemaat ile yapıcı ve yorumlayıcı gücü yüksek bir inşa gerçekleştirebilir.

Türk milliyetçiliği, mensupları tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin “kurucu ideolojisi” olarak taltif edilmesine rağmen bu misyonun ağırlığında bir gelişim sergileyemediği ve ne toplum nezdinde ne de devlet nezdinde işlenmiş, itibar gören, toplumun bütün hatlarına kadar nüfuz edebilen bir noktaya gelememiştir. Bu noktada milliyetçiliğin sistemin kendisi olmadığı ve hatta içine dahil olmadığı 1944 Irkçılık-Turancılık davası, Menderes döneminde Türkçü derneklerin kapatılması, 12 Eylül darbesinde Türk milliyetçiliğinin bir suç unsuru olarak itham edilmesi gibi somut verilerden görülmektedir. Buna rağmen, Türkiye devletinin milliyetçiliğe dayandığını, devletin Türk milliyetçiliğinin temsilcisi olduğu yargısı liberal, İslamcı, Marksist çevrelerce hegemonik bir yaklaşım olarak hala benimsenmektedir.

Bu çalışmaya katkı sunan birbirinden değerli entelektüellerimize teşekkürlerimizi sunarız. Sümeyye Ay, Mehmet Fatih Bakırtaş, İdris Kılıçarslan ve Mustafa Oral’a ve bu süreçte desteğini esirgemeyen dostlarımıza ayrıca teşekkür ederim.

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş