Misyonerlik de mi dokunulmaz oldu?

A+A-
Afet ILGAZ

İlahiyatçı hocaların evlerinin aranması, artık zurnanın zırt dediği yer oldu. Hocaların kabahati neymiş, misyonerlik çalışmaları yapmış, kitap yazmışlar.
Yirmi yıldır misyonerlik hakkında kitap yazan, yazı yazan, panel düzenleyen yüzlerce demesem de onlarca kurum ve insan gördüm. Çoğu dindar çevredendi. Üstelik Genelkurmay’ın da böyle bir çalışması var, istihbarat örgütlerinin de. Bu konuda çalışması olanlara eskiden hayırla minnetle bakılırdı.
Gençliğimde barış gönüllüleri vardı. İşte Amerikan tipi, Avrupai bir takım gençler Türkiye’ye gelir, Anadolu’nun dört bir yanına dağılır, okullarda dersler verirlerdi. Anadolu köylüsü de, kasabalısı da, bunlara fakir sofrasını açar, misafir diye bağrına basardı. Sonra, yıllar sonra, mezhep çatışmalarının, etnik çatışmaların çıktığı yörelerden, bu misyoner barış gönüllülerinin gelip geçtiğini anladık.
Rahip cinayetleri de, Hırant cinayeti de, Türkiye’de milliyetçiliğin, ulusalcılığın yükselişini önlemek için düzenlenmiştir. Bunu on senedir yazıyorum. Yoksa Zekeriya Beyaz’ın kitabını okudukları için değil. Bir de kitap okumayan bir milletiz diye kendimize iftira atarız. Baksanıza cinayetleri bile kitap okuyarak yapmıyor muyuz (!) Bu da işin şakası olsun. Abdurrahman Küçük Hocanın bir kitabının ise Yahudiler konusundaki en ciddi ve güvenilir bir kaynak kitap olduğunu biliyorum. Ne oluyor? Şimdi “dokunan yanıyor” listesine yeni eklemeler mi var?

***

Karabük Üniversitesi’nde bir hoca var. Adı lazım değil. Talebeler elektronik postalarında diyorlar ki, bu adam önce kendini sevdiriyor, sevimli gösteriyor ve kendine bağlıyor, sonra da Atatürk resmini gösterip:
 “Kötü bir şey. Konuşmak yasak” diyormuş güya şaka niyetine; laptopundan bakarak şöyle sorular soruyormuş:
Türkiye’yi seviyor musunuz?
Türkiye’de din rahatça yaşanabiliyor mu?
Türkiye’de yaşamak istiyor musunuz?
Türkiye gelişmekte olan bir ülke mi?
Diğer devletler Türkiye’yi seviyor mu?
Bu soruları tartışmaya açmak ne demektir, anlayabiliyor musunuz.
İşte şimdi 400 tane de ithal öğretmen gelecekmiş. İşsiz öğretmenlerimiz bir yana, bu gelenler, o benim gençliğimdeki yapma barış gönüllüleri olacaktır.
Misyonerliğin İslam dinine yönelik niyet ve amellerini yazmıyorum çünkü çok uzun oluyor. Üçüncü bin yılda Asya’da Hıristiyanlaştırmak falan... Şimdi siz bunu mu istiyorsunuz?
Bu arada Savcı Öz’ün kimilerince ayıp olmasın diye “terfi” dediği, kimilerince tenzilli rütbe saydığı görev değişikliğini yazmaya yerim kalmadı. Ama şunu unutmamak lazım. Hiçbir taht, hiçbir koltuk, hiçbir iktidar kalıcı değildir. Yunus Emre’nin dediği gibi:
 “Mal da yalan mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan.”
Ne var ki iş oyalanmakla bitmiyor. Alınan veballer, girilen günahlar ne olacak, hapishanelerde ölen, intihar eden, hastalanan suçu belli olmamış insanlar ne olacak, orası meçhul.

Yazarın Diğer Yazıları