MİT raporu neden sümen altı edildi?

İsrafil K.KUMBASAR

Türkiye savrulmaya devam ediyor. 
Anlaşılan o ki, ‘vatandaşın dışında’ herkes her şeyi biliyor ve ‘olacaklara karşı’ bir hayli tahkimat yapılmış. 
Yani ‘kılıçların’ çekilmesine, zulalara ‘bir takım deliller’ atılmasına çoktan başlanmış. 
Millet pür dikkat “Acaba ayakkabı kutularında daha neler var?” diye beklerken, asıl işin ‘torbalarda’ olduğu âşikar. 
Bunu nereden anlıyoruz? 
Fısıltı gazetesi yoluyla yayılan haberlerden verilen gün ve saatlerden. 
- “Ayın 8’ini bekleyin.” 
Anlıyorsunuz ki, ‘zuladan’ bir şeyler çıkacak, ama ne çıkacağı bir ‘haberi yayanlar’ bir de ‘muhatapları’ biliyor.  
Nitekim vakit gelince ‘hamle’ yapılıyor; dün alkışladıkları ‘millî kahraman’ ilan ettikleri bir savcı, pat diye ‘hedef tahtasına’ oturtuluyor. 
Vatandaşın bir gün içinde ‘neyin değiştiğini’ anlaması elbette mümkün değil. Ancak kafalara ‘bir takım sorular’ takılıyor ister istemez. 
Üstelik bu sorular tam da ‘şapkadan tavşan çıkaranların’ tarzına uygun sorular. 
17 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrasını hatırlayınız. 
Mahdumların ‘rüşvet’, ‘kara para aklama’ ve ‘yolsuzluk’ ile suçlandıkları soruşturmadan söz ediyoruz.

***

Ne deniyordu?
 “Aylar önce yapılan soruşturma niye seçimlere üç ay kala gündeme getirildi?”  
Yerinde bir soru gibi duruyor. 
Ama bunu aynı şekilde ‘dünün kahramanı’, ‘bugünün haini’ denilen savcı için de sormak gerekmiyor mu? 
Neden savcıyla ilgili iddialar ‘yolsuzluk öncesinde’ yargıya taşınmadı? Acaba birileri bu iddiaları ‘sümen altında koz olarak’ mı tuttu? 
Bilmiyoruz; bilmediğimiz için de “Herhalde bu iş şimdi patlak verdi” deyip geçiyoruz. 
‘Kutular’ bir kenarda dursun, şimdi ‘torbaları’ gözlemenin zamanı. 
Herkes ‘ustalığını’ göstermek, ‘maharetini’ sergilemek için fırsat kolluyor; fakat kutular, torbalar açıldıkça iş iyice içinden çıkılmaz bir hâl alıyor.
Yine sorulara dönelim dilerseniz. 
Hani ‘hükümete kurulmuş bir tezgâh’ olarak görülen meşhur yolsuzluk operasyonu var ya, hükümet cenahının yaklaşımı şu: 
 “Zamanlama mânidar. Seçim arifesinde bunun yapılması millî iradeye bir darbedir.” 
Bununla da kalmayıp, soruşturmadan mülki amirleri, başsavcının, emniyet genel müdürlüğünün haberdar edilmemesini de bir tür ‘suç’ olarak gösteriyorlar. 

***

Bir an için varsayalım ki bu söyledikleri doğru. 
Yani hazretlerinin soruşturmalar konusunda bilgilendirilmesi gerekiyordu. En azından ‘hükümetin başına’ bahsedilmesi gerekiyordu. 
Tamam; ‘güçler ayrılığı’ ilkesinden yola çıkarak buna itiraz edenler olacaktır. 
Hadi güçler ayrılığı ilkesini de bir kenara bırakalım, göz yumalım; iş çözülmüş mü olacaktı? Elbette hayır. 
“Bize sorulmadan bütün bunlar yapıldı”  deniliyorsa eğer, bunun hukuktaki yerini,  “Ergenekon’un da savcısıyım” diyen zata anlatmanın mümkünü yok. 
Aynı zamanda hem ‘yürütmenin’, hem ‘yasamanın’, hem de ‘yargının’ başı olma heveskârlığının adına dense dense ‘ustalık’ değil de ‘sultanlık’ denir. 
Neyse biz yine konuya dönelim. 
Yolsuzluk soruşturmasının evveliyatı ‘14 ay öncesine’ uzanıyor; düğmeye ise 17 Aralık’ta basılıyor. 
Başka bir ifadeyle ‘dış güçler’ memleketin başına çorap örmek üzere harekete geçiyor; hadise gayet net. 
Zamanlama konusundaki endişeleri ‘haklı’ varsayarak, biraz daha zihnimizi yoklayalım öyleyse.

***

Yansıyan bilgilere göre MİT, çocuklarının adı yolsuzluğa bulaşan iki bakan hakkında hükümetin başını ‘8 ay önce’ uyarmış. 
Bakanların aynı soruşturmadan tutuklu bulunan İranlı 29’luk delikanlı ile ilişkileri ayan beyan rapor edilmiş. 
Şimdi bir kez daha sorma vaktidir:
Hadi ‘dış güçler’ seçim öncesini hesap etti ve düğmeye bastı; ey hükümetin başı, sen niye ‘aylar önce’ verilen MİT raporuna rağmen hiçbir şey yapmadın?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş