Yeni Çağ Gazetesi

Allah için birileri çıkıp bu soruyu sorsun

Allah için birileri çıkıp bu soruyu sorsun

19 Temmuz 2017 Çarşamba 00:00

Allah için birileri çıkıp bu soruyu sorsun

Hazırlayan: Timuçin MERT

Bu işte bir terslik yok mu?

-----------

...Başbakan Yıldırım, "MİT Müsteşarı ile tahminen 22.30-23.00 arası konuştum"diyor...

Şimdi bu saati bir kenara yazın.

Fikret Bilâ soruyor:

"MİT Müsteşarı bu bilgiyi vermiş miydi size, aradığınız zaman?"

Buyurun ülkenin Başbakanı'nın 15 Temmuz  gecesi için bu soruya verdiği cevap şu:

"Hayır, MİT Müsteşarı'ndan o bilgiyi alamadık."

*

Şimdi nefesinizi tutun, çünkü asıl cümleye geliyorum.

 Başbakan'ın sözlerinin devamı aynen şöyle:

"Bilgiler bize intikal etmedi. Ne bana ne de Cumhurbaşkanı'na...  Müsteşar da o anda darbeyle ilgili bir şey söylemedi."

(...)

Bir de o gün öğleden sonra olanları hatırlayalım.

- O gün saat 14.30 civarında Binbaşı O.K. MİT'e gelip darbe istihbaratı vermiş.

- MİT Müsteşarı saat 18.00 civarında Genelkurmay'a gitmiş ve "Bunun daha yaygın bir hareket olduğu" değerlendirmesi yapmışlar.

- MİT Müsteşarı Cumhurbaşkanı'nın koruma müdürünü arayıp, "Sen orayı koruyabilir misin" diye iki defa sormuş.

- Genelkurmay Başkanı bütün birliklere "Uçak ve helikopterlerin kalkışlarını yasakladım" talimatı vermiş.

Bazı birlikler Boğaziçi Köprüsü'nü kapatmış.

- Ve en önemlisi F-16'lar Ankara üzerinde uçmaya başlamış.

*

Beyler, saat 22.30-23.00 arası...

Ülkenin Başbakanı "Darbe oluyor" diyor...

MİT Müsteşarı'nın en azından Cumhurbaşkanı'nın koruma müdürüne anlattıklarını o saatte Başbakan'a da anlatması beklenmez mi?

*

Sizce burada bir tuhaflık yok mu?

Başbakan mı saati yanlış hatırlıyor?

MİT Müsteşarı gerçekten hiçbir şeyden habersiz mi?

(...) Allah için birileri çıkıp bu soruyu sorsun ya...

15 Temmuz günü andığımız 250 şehidin aziz hatırası için sorsun...

Ertuğrul Özkök Hürriyet

***

Gerçeği bilmek vatandaşın hakkı

------

15 Temmuz'un birinci yıldönümünün bir demokratik uzlaşma, barışma, dayanışma günü olması beklenirken... Tam tersine, bıçakların çekildiği, en galiz tartışmaların sahnelendiği gün oluverdi. FETÖ'den veya CIA 'dan çok Kemal Kılıçdaroğlu kınandı, hakarete uğradı.

Sebebi... Kemal Bey'in "Kontrollü darbe" iddiası... İktidar bu deyimi kullanan herkesi FETÖ'cü, darbeci, demokrasi düşmanı ilan ediyor...

Oysa... Temmuz darbesine ilişkin karanlıkta kalan sorular yanıtlansa, örneğin MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanı'nın neden ifade vermediği açıklansa, darbenin neden önlenemediği izah edilse, kuşkular çoktan ortadan kalkacaktı.. Bırakın Kemal Bey'i... Atlatılan tehlikenin boyutlarını bilmek vatandaşın hakkı değil mi?

Melih Aşık Milliyet

***

AKP devleti millete karşı

---------

... AKP/Erdoğan iktidarı, 15 Temmuz 2016 Kalkışma Teşebbüsü'nü "AllahınLütfu" diye niteleyip, bahane ederek Olağanüstü Hal ilan etti ve zaten ağır aksak işleyen Demokrasiyi iyice rafa kaldırdı.

Ülkede artık ne Hukuk Devleti, ne temel hak ve özgürlükler, ne de kimsenin güvencesi var:

Herkesin ve mal mülk dahil, her şeyin güvenliği, bir kişinin iki dudağının arasında...

Buraya kadar yazdıklarım zaten bilinen, bu sütunda defalarca tekrarlanmış şeyler.

15 Temmuz 2017 gününden bugüne kadar, daha doğrusu Kılıçdar'ın Adalet Yürüyüşü'nden bugüne kadar yeni olan durum ise, artık, AKP/Erdoğan iktidarının yaptıklarının kendi seçmen tabanı tarafından da tepkiyle karşılanıyor olması.

(...)

Yandaş medyanın ve tetikçilerin destek seslerinin canhıraş feryatlara dönüşmesi, aslında AKP/Erdoğan iktidarındaki bu zayıflamanın en önemli göstergesi.

***

İktidar zayıfladıkça baskıyı arttırıyor, eylem ve söylemlerini sertleştiriyor...

Baskıyı arttırdıkça, eylem ve söylemlerini sertleştirdikçe zayıflıyor...

Artık AKP/Erdoğan iktidarı, sandıktaki gücünü de yitirdiği için, o çok sevdiği ve istismar ettiği Milli Egemenlik kavramına bile karşı olarak algılanıyor!

Emre Kongar Cumhuriyet

***

Trump söylese gök kubbeyi başına yıkarlardı

-------

Azgın kapitalizmin merkezi neresidir? "Amerika" dediğinizi hissediyorum. Bakın, azgın kapitalizmin merkezi olan Amerika'da bırakın başkanın, bir milletvekilinin, senatörün hatta bir siyasi kişinin "Biz iş dünyası zarar görmesin diye grevleri önlüyoruz" demesi halinde ortalık çok karışır. O Amerika'da bile önce medya, işçi sendikaları, aydınlar hatta iş adamları ayaklanır ve "Böyle bir lafı nasıl edersiniz?" diye gök kubbeyi o sözü söyleyenin başına geçirir.

Oysa Türkiye'de "çıt" bile çıkmıyor. Muhalefet suskun. Aydınların ağzını bıçak açmıyor. İş dünyası lafı duymamış gibi davranıyor. İşçi sendikaları ne yapacağını şaşırmış halde sessiz, birkaç yerde ufak tefek gösteri dışında ses çıkmıyor.

Bu ülkenin cumhurbaşkanı, ülkenin tek hakimi; tek yetkilisi "Biz OHAL'i iş dünyası için kullanıyoruz, greve kalkışan işçilere, (yok arkadaş biz iş dünyamızı zora sokturmayız) diyerek grevleri yasaklıyoruz" diyor ve hiçbir şey olmuyor. Ne diyeyim ki?

Can Ataklı Korkusuz

***

Özgürlük yok, ödül yok

-------

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önemli bir karar aldı ve dedi ki: "Bu yıl Basın Özgürlüğü Ödülü yok!"

1989'dan beri her yıl Basın Özgürlüğü Ödülü vermek bir gelenek haline gelmişti. Bu yıl Türkiye'de "özgür basın" kaldı mı ki, Basın Özgürlüğü Ödülü olsun?

Rahmi Turan Sözcü

Yorum Yap
Adınız Yorumunuz
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.