Yeni Çağ Gazetesi

HANÇERDEKİ PARMAK İZLERİ... (17)

HANÇERDEKİ PARMAK İZLERİ... (17)

11 Aralık 2013 Çarşamba 06:13

HANÇERDEKİ PARMAK İZLERİ... (17)

SELCAN TAŞÇI, KÜRDİSTAN PROJESİ ÜZERİNDEN TÜRKLÜĞE VURULAN DARBENİN İZİNİ SÜRDÜ...

“İki David” hazırladı; hayata geçirilmesi...

“İki Abdullah”a kaldı

David L. Phillips ve Vamık David Volkan’ın iki yıl arayla hazırladıkları raporlarda AKP’ye, Türklüğün Anayasa’dan çıkarılması ve yeni bir Anayasa hazırlanması, Ne Mutlu Türk’üm diyene yazılarının silinmesi, Andımız’ın kaldırılması, PKK’ya af ve Öcalan’ın çok istediği Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun kurulması önerildi. Aradan geçen dört yılda “İki David” in taleplerinin tamamına yakını gerçekleştirildi.

Türk-Ermeni Uzlaştırma Komisyonu’nun da kurucusu olan, Atlantik Konseyi uzmanı David L. Phillips’in Amerikan Ulusal Dış Politika Komitesi için hazırladığı, 15 Ekim 2007 tarihli  “PKK’nın Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegre Edilmesi” raporu, AKP iktidarının 2009 yılında başlattığı  “Kürt açılımı”nın  “yol haritası”nı çiziyordu.  “PKK sorununda siyasal çözümü”  savunan rapora göre;
- “Sorun”un  “çözüm”ü için muhatap belirlenmeli; ABD de bu muhatapları üst düzeyde kabul etmeliydi,
-PKK’lıların “af”fı için yasal düzenleme yapılmalıydı,
-Türkiye Barzani’yle her alanda işbirliğine gitmeli ve Kerkük’ün  “Kürdistan” a katılımına rıza göstermeliydi,
-Ordu  “demokratikleştirilmeli” ydi,
-Sivil bir  “anayasa” yapılmalıydı,
-TCK’nın 301. Maddesi kaldırılmalıydı,
-Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulmalıydı.
PKK’yla bölelim
Barzani’yle bütünleştirelim
Dile kolay; 20 yıl mercek altında tuttuktan sonra Phillips de Türk toplumunun  “şifreleri”ni çözmüştü. Dilinin altındaki baklayı  “hazmettire hazmettire” çıkardı. 2007’de yayınlanan ve PKK odaklı olan,  “bölünme”nin birinci aşaması adımlarını içeren rapordan sonra, Phillips 2009 yılında bir rapor daha yayınladı. “Türkler ve Iraklı Kürtler arasında Güven İnşası” raporu  “Kuzey Irak’lı bütünleşmeyi” hedefliyordu:
- Ticaret ve yatırımın geliştirilmesi için Habur sınır kapısının iki tarafında gerekli önlemler alınmalı, geçiş koşulları kolaylaştırılmalı, yeni sınır kapıları açılmalı.
- Irak Kürdistanı’nın bölgeden petrol ihraç edebilmesine imkan sağlamak üzere Irak Hidrokarbon Yasası’na son şekli verilmeli. TPAO bölgede rol üstlenmeli.
- Kerkük ve diğer ihtilaflı bölgelerde Kürt Bölgesel Yönetimi’nin hakimiyeti sağlanmalı.
- Türkiye, Kürt kimliğinin tanınması için adımlar atmalı.
- ABD meselenin çözümü için özel temsilci atamalı.
Norveç hükümeti tarafından finanse edilen raporların hazırlık toplantılarına Türkiye’den de  “açılım”ın gediklisi Cengiz Çandar, şimdi MİT Basın Müşaviri olan dönemin Star yazarı Nuh Yılmaz, Sabah’tan Ömer Taşpınar, Aslı Aydıntaşbaş ve Doğu Ergil gibi isimler de katıldı.
Raporlar için fon sağlayan Norveç’in Washington Büyükelçisi Wegger Strommen’ın raporun yayınının ardından “cemaate” yakınlığıyla bilinen Rumi Forum’da “Barış ve Uzlaşı Çabaları”nı anlatması dikkat çekiciydi.


Ne dediyse oldu...

Cengiz Çandar’ın Abdullah Öcalan ve Abdullah Gül’ü kastederek “İki Abdullah çözecek” dediği “Kürt sorunu(!)” için “reçete”  yazmak görevi de ne gariptir ki  “İki David”e emanetti.
Prof. Dr. Vamık David Volkan’ın Ekopolitik Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Derneği adına hazırladığı ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sunduğu 71 maddelik raporunun  “mesajı”  Phillips’in verdiği mesajla aynıydı.
Volkan;
-Türklük kavramı yerine Türkiyelilik kavramının kullanılmasını,
-Siirt ve Mardin’e Kürtçe eğitim veren üniversite kurulmasını,
-Özerklik sisteminin de artık tartışılır hâle getirilmesini,
-Ana dilde eğitim için düzenlemeler yapılmasını,
- Anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilmesini,
-  Sınır ötesi operasyon ve bombalamaların durdurulmasını,
- Örgüt propagandası ve toplantılara muhalefet dolayısıyla 7-8 yıldır devam eden davalar konusunda hızla adım atılmasını,
- Anayasada, kanunlarda ve diğer mevzuatta Türklüğü ön plana çıkaran, üst kimlik olarak vurgulayan hükümlerin ivedi olarak düzeltilmesi, çıkartılmasını,
-Dağlara, taşlara yazılan “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazısının silinmesini,
- Andımızın kaldırılmasını,
- YAŞ kararı ile terfi ettirilemeyen askerlerin yanında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da suça karışmış asker ve polislerin de görevden alınmasını,
- Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulmasını,
-Coğrafi isimlerin değişmesini öneriyordu.
Geçen 4 yıl içinde Volkan’ın önerilerinin büyük oranda uygulamaya dönüştüğünü, yapılmayanların da 30 Eylül 2013 günü bizzat Tayyip Erdoğan tarafından  “Demokratikleşme Paketi” adı altında yapılmasının yolunun açıldığını düşününce ortaya çıkan o ki; iktidar  “İki David”in  “mesajını” almıştı!


“Parçaları” birleştirme yolunda

Türkiye kendi içinde ne yaparsa yapsın  “yap-boz”un  “diğer parçaları”  da tamamlanmadan  “Büyük Kürdistan”  projesi nihayete erdirilemezdi. Bu nedenle de, bu vazifeye fazlasıyla teşne Barzani ihmal edilmemeliydi. Phillips’ten sonra projenin  “Kuzey Irak” ayağı için bu kez de ABD’li Kürt uzmanı Henri Barkey devreye sokuldu. Barkey’in 2009 yılı Şubat ayında Carnegie Endowment for Democracy için hazırladığı  “Kürdistan Üzerine Çatışmayı Önlemek” raporu “parçaları” birleştiriyordu:
-Irak, Türkiye, Suriye ve İran’daki Kürt sorunu birbirine güçlü şekilde bağlıdır. Bu nedenle, Washington, bu bağları gerektiğinde kullanıp çok kapsamlı bir yaklaşım geliştirmelidir.
-Temel öncelik Kerkük’ün Kürt bölgesine katılmasının sağlanmasıdır.
-Türkiye ve Kürt Bölgesel Yönetimi arasında işleyen bir işbirliği kurulmalıdır; özellikle enerji alanında işbirliğinin kapsamını genişletmelidir.
-İran’a karşı, Bağdat-Ankara hattının kurulması için öncelikle Ankara-Erbil hattı kurulmalıdır.


ABD’nin cevap veremediği sorular

ABD bir yandan  “yol haritaları”  hazırlarken, bir yandan da Türkiye’yi “yol kazaları”na sürüklüyor, her zamanki gibi ikili oynuyordu.
Daha önce de kısaca değindiğimiz Iraklılara verilen silah ve cephanenin PKK’nın eline geçmesi hadisesinin boyutlarını, “Anlık istihbarat paylaşımı” ve PKK’ya karşı önlem için kurulan “üçlü mekanizma”da Türkiye’yi temsilen bulunan dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergun Saygun bakın nasıl anlatıyordu:
“İnternette ABD’nin, ” Savunma Güvenlik İşbirliği Ajansı (Defense Security Cooperation Agency) isminde bir teşkilatının web sayfası bulunur. Burada ABD yönetiminin yabancı ülkelere satmak, vermek istediği her türlü malzemenin onay için Kongre’ye sunulmuş bir listesi bulunur. Zaman zaman girip bakardım
“ABD’nin Irak’a vermek istedikleri, akıl almaz boyutlarda ve Irak Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyacının ve kullanma kapasitesinin çok üzerindeydi. Bunlar içinde dikkat çekenlerin başında, 29 adet istihbarat uçağı gelmekteydi ki, Iraklıların bu uçakları uçuracak ve içindeki sofistike teçhizatı kullanacak personeli bulunmamaktaydı. Esas ilginç olan ise 4 Mayıs 2007 tarihli listeydi. Bu listeyi incelediğimizde, milyonlarca hafif silah mühimmatı ve silah gördük. Bir sandıkta 1000 hafif silah mermisi hesabından yüz binlerce sandık ortaya çıktı. Irak’ın içinde bulunduğu o günkü şartlarda bu kadar mühimmatı ne depolamaları ne de envanterini tutabilmeleri mümkündü. Bunun nasıl yapılacağını sorduk Amerikalılara. Bir cevap veremediler. Irak ordusunda veya peşmergelerde M-16 otomatik tüfeği bulunmadığına göre listedeki binlerce M-16 mermisini kim kullanacaktı? Buna da bir cevap alamadık. Çok önemli bir diğer kalem de 80.000 adet C-4 tipi tahrip kalıbıydı. Normal bir askeri kullanım için çok fazla olan ve daha ziyade teröristler tarafından kullanılan C-4 tahrip kalıplarının kullanma yerini sorduk. Bu da cevap alamadık...
ABD Büyükelçiliği yetkililerinin sorularımıza cevap verememeleri normal sayılabilir, çünkü listeleri hazırlayanlar onlar değildi. İnceleyeceklerini söylediler.
Bizim sorgulamamızdan kısa bir süre sonra bu web sayfası kapandı. Sonra listeleri düzenleyip yeniden açtılar...”
Sadece ABD değil; PKK’lılar AB tarafından da sarıp sarmalanıyordu. 8 Kasım 2007’de, Avrupa Parlamentosu Brüksel binasında, kırmızı bültenle aranan terörist Gülabi Dere’nin de aralarında bulunduğu 25-30 PKK’lı basın toplantısı yaptı. 


Ve Türkiye dönüşüyor...

Ve aslında bunlardan daha hazini...
Kapalı kapılar ardında kalan, perdelenen bunca gaflete, ihanete, dalalete karşın, medyanın da ön almasıyla Türk kamuoyuna bambaşka bir  “film” izlettiriliyordu.
2004 yılında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Abant’ta düzenlediği toplantıda, Alper Görmüş’ün “Aramızdan biri, belki de askeri vesayeti ortadan kaldırmanın yegane yolunun, başarısız kalmış bir askeri darbe girişiminin ardından eski ve yeni darbecilerin derdest edilip yargılanmaları olduğunu savundu...”  diye aktardı. Kehanetin gerçeğe dönmesi için düğmeye basılmıştı.
2005 yılında Şemdinli İddianamesi ile Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt hakkında suç duyurusunda bulunulmasıyla aşılan eşikten geçen geçeneydi;
18 Şubat 2006’da, darbe ortamı hazırladığı iddia edilen ve  “Sauna çetesi”  diye adlandırılan kimselere Küre operasyonu, 31 Mayıs 2006’da Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı da hedef alan Atabeyler operasyonu yapıldı.
8-14 Mart 2007 tarihli sayısında TSK Karşıtları ve Yandaşı gazeteciler listesi yayınlayan Nokta, 29 Mart 2007’de bu kez  “Özden Örnek günlükleri”yle piyasaya çıktı.
TSK, AKP-ABD-peşmerge ittifakına karşı sınır ötesi operasyon yapabilme mücadelesi verirken, Büyükanıt’ın  “ben yazdım” dediği 27 Nisan e-muhtırası Türk askerini bir kere daha algıda  “millete karşı” konumlandırdı. Ve o ortamda AKP ikinci iktidarına da zorlanmadan ulaştı.
Mayıs 2007’de terörle mücadelede polise izinsiz dinleme, fişleme, arama, zor kullanmayı da içeren olağanüstü yetkiler verilmesi gündeme geldi. 5 Haziran 2007’de Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın Dolmabahçe’de “mezara kadar götürecekleri sırlarla dolu” görüşmelerinden bir hafta sonra Ümraniye soruşturması başlatıldı. 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de gecekondu baskınında hiçbir zaman varlığı kanıtlanamayan  “el bombaları”nın bulunduğu bilgisi servis edildi.
20 Haziran 2007’de ilk emekli subay Muzaffer Tekin tutuklandı. Soruşturmanın başlaması gibi yeni operasyon da yine Başbakan’ın yaptığı ilginç bir görüşmenin hemen sonrasına rastladı. 21 Ocak 2008’de Başbakan ile ABD Büyükelçisinin gece yarısı yaptığı yine “sır” görüşmenin sabahında 22 Ocak 2008’te 33 kişi gözaltına alındı.
21 Mart 2008’de Ümraniye’de ikinci dalga kıyıya vurdu.
1 Temmuz 2008’de ilk emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Emekli Tuğamiral İlker Güven ve Emekli Albay Atilla Uğur,
18 Eylül 2008’de il, muvazzaf Mehmet Ali Çelebi,
9 Ocak 2009’da yine bir Ümraniye operasyonuyla ilk muvazzaf üstsubay ve ilk kurmay albay Cengiz Köylü, emekli Orgeneraller Tuncer Kılınç, Kemal Yavuz ve Emekli Tümgeneral Erdal Şenel,
22 Nisan 2009’da Kafes soruşturması kapsamında Deniz Kuvvetleri’nde ilk kez bir Kur. Alb. Mücahit Erakyol ve iki subay,
25 Mayıs 2009’da Poyrazköy davasında ilk muvazzaflar,
30 Haziran 2009’da ‘Islak İmza’ soruşturmasında Albay Dursun Çiçek tutuklandı. Bu kadar “ilk” yaşanırken kamuoyu anlaşılmaz şekilde kayıtsızdı.
İlker Başbuğ’un Ağlama Duvarı resimlerinin servis edilmesi, Büyük Kulüp üyeliği ve mason iddiaları, Taraf’ın 20 Haziran 2008’de “Bilgi Destek Planı-Lahika”, 12 Haziran 2008’de de İrtica ile Mücadele Eylem Planı manşetleri, Başbakan’ın eşinin GATA’ya alınmadığı söylentisi;
Medya eliyle halkın büyük bölümü neredeyse operasyonları yapanlara  “duacı”  olacak kıvama getirildi.
Ve yaratılan “nefret” gözleri öylesine kör etti ki;
9 Ocak 2009’da emekli Jandarma Albay Abdülkadir Kırca’nın, 25 Mart 2009’da Deniz Yüzbaşı Olgun Ural’ın, Deniz Hakim Albay Tanju Ünal’ın intiharları, hayatımıza, tek sütuna beş santim  “habercikler” olarak girdi, sonrasında da unutuldu gitti.

YARIN: HABUR REZALETİ

İlk yorum yazan siz olun
Adınız Yorumunuz
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.