Moskova duruşmaları

A+A-
Altemur KILIÇ

Hukukun siyasete alet edildiği davalar, duruşmaları bana Kafka’nın  “Yargılama” romanını hatırlatır... Şimdi dostların dikkatini yakın tarihin ünlü bir davasına çekmek istiyorum... Bu tür davalar, Rusya’da Stalin döneminde diktatörün rakiplerinden kurtulmak için başlattığı, rejimin ünlü şahsiyetlerinin, komutanların düzmece bir Mahkemede, “seçme yargıçlar tarafından yargılanmalarını, uydurma delillere göre ve devşirme tanıkların, itirafçıların ifadelerine istinaden ölüme mahkum edilmelerini hatırlatıyor” ... O zamanın deyimiyle, idam “fırınlarda” infaz edilirdi...



Mareşal Tuhaçevski
Bu,1936 -38 yıllarındaki Moskova Duruşmalarının (en önemli kurbanlarından biri Tank savaşlarında uzman, iç savaşta en başarılı Komutan Mihail Tuhaçevski idi... Mihail Nikolayeviç Tuhaçevski, aslen Polonyalı bir aileye mensup.. (doğumu Şubat 1893) 12 Haziran 1937 Lubyanka Hapishanesi. Onun yargılanmasının üyküsünü araştırmacı yazar Bekir Bülent yazmış: Özetle naklediyorum:

Tuhaçevski kim?
 Rus ihtilalinin büyük lideri Lenin artık yoktu, onun mirası olabilecek hiçbir şeye sahip çıkılmamıştı. Stalin alabildiğine hoyrat ve hain bir şarklı kafası ile ülkeye hakim olmaya çalışıyordu. En tahammül edemediği şey -tüm şarklı idareciler gibi- kendinden zeki olanlardı. Stalin buna kendinden daha iyi giyinenleri, çatal-bıçak tutmasını ve kitap okumasını bilenleri de eklemişti.
 Söz gelimi Çarlık tarihini iyi bilmek veya Çaykovski’yi dinlemek, Stalin gözünde hain sayılmak için yeter ve artardı bile. Bütün muhaliflerini ortadan kaldırmak için büyük bir plana ve bunu halka anlatacak bir tezgaha ihtiyacı vardı. (Rus halkı onca geri kalmışlığına rağmen hesap sorma alışkanlığını, orta-doğulu necip kabilenin üyeleri gibi unutmamıştı). Bir mahkeme kuracaktı, yeni rejime teşne bir sürü savcı ve hakim vardı ortada, tüm yapacakları sanık ilan ettiklerinden delile giderek şaşkın Rus halkının kafasını biraz daha karıştırmak ve muhalifleri kestirmeden, “fırına” yollamaktan ibaretti.

Öyle bir yargılama ki!
Hepsi Sovyet devriminin sütunu sayılacak ne kadar isim varsa gece yarıları evlerinden toparlanıp sözüm ona bu mahkemelerin önüne çıkarılıyor, yargılanıyor ve suçlu bulunuyorlardı, cezaya itiraz kurumu ise yoktu, olsa bile hangi deli avukat bunu isteyebilirdi ki. Cesaret eden bazı avukatlar, sonunda savundukları ‘suçlularla’ birlikte aynı akıbete uğradılar!

Mahkemede işlenen cinayet!
Bu mahkemelerde işlenen hukuk cinayetleri birbirinden vahimdi ama biri vardı ki, tam ibretlik idi... Mareşal Tuhaçevski davası!!
Tuhaçevski, Çarlık Rusyasında asil bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu, İmparatorluk ordusunun parlak bir subayı idi. Büyük Savaşda(1914-18) gösterdiği yararlıklar sayesinde terfi üstüne terfi almıştı, bedavacı değildi, her terfisinin ardında bir kurşun vardı. Komünist devrim başlayınca yalnız ve zavallı halkın yanında yer almayı ’seçmişti’. Tuhaçevski, mağduru oynayarak prim yapanlardan değildi. Tuhaçevski ‘seçim’ yapanlardandı!!! İç savaş sırasında Kızıl Ordunun en başarılı subaylarından biri olmayı başarmıştı, öyle ki pek çok yerde emirlere karşı gelerek zafere ulaşan Tuchachevski Sovyetlerin en genç Mareşali olmuştu. Yabancılar ona ‘Kızıl Napolyon’ lakabı takmışlardı...

Almanların sevinci...
Stalin’in bu potansiyel rakibini ortadan kaldırmak için önce bir hain bulundu. Skobin adında melun bir savcı! Skobin, Mareşali mahkum etmek için bir formül bulmuştu: Nazi Almanyasındaki İstihbaratçıların kulağına bir şeyler fısıldamıştı; ‘(Eğer Almanlar Tuhaçevski’yi ortadan kaldırma işinde yardımcı olurlarsa, ilerde kendileri için büyük bir düşmanı ortadan kaldırmış olacaklardı.’.. Almanlar bu iki katlı ekmek kadayıfının üzerine atladılar ve Tuchaçevski’nin, sözde ihanetinin yani Almanlar hesabına çalıştığını sözde delillerini Skobin’e ulaştırdılar...

Ve kaçınılmaz son!..
Doğunun en aşağılık entrikalarından biri ile önce Tuhaçevski kendine sadık birliklerden -başka bir görev nedeniyle- uzaklaştırılmıştı. Mareşal Komünist NKVD tarafından, pusu kurularak tutuklandı ve düzmece mahkemede yargılanarak idam edildi..
Bülent Bekir Özsoy sonunda şöyle diyor: “Diyeceğim şu; Dikta özlemi içinde yaşayıp Sivil Toplum Kuruluşlarında ‘siz siyaset yapamazsınız’ diye efelenenlerin birer Blokhin ve Skobin ‘bulması’ veya ‘olması’ lazım.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları