MÜCADELE İLE GEÇEN BİR ÖMÜR...

A+A-
Kenan AKIN

Necmettin ERBAKAN

Hoca’dan “son randevu”yu bana Erdoğan almıştı!

Gerçi yıllar yıllar önce, Tercüman gazetesinde çalışırken Erbakan Hoca ile defalarca görüşmüş, demeçler almış, hatta “İşte Erbakan” adlı kitap bile yazmıştım.
Her ne kadar, ilk görüşmemizde, ki kendileri Başbakan yardımcısı idi, tam 5 saat beklettikten sonra huzura kabul edilmiş olsak bile, aramızdaki bağlantı çok iyi bir grafik çiziyordu.
Birkaç kez, Kutsal Topraklar’da beraber olmuş Hac farizasını takip etmiştik.
Sonra Türkiye gazetesinde iken, görev icabı aramızda uzaklaşma
oldu.
1994’te Sabah gazetesinde  “Başkan Danışmanı” ve röportaj yazarı olarak çalışırken, Necmettin Hoca ile seri röportaj yapmam
istendi.


Umutlar biterken...
Geceli gündüzlü telefon görüşmelerim ve Ankara gidiş gelişleri sonucunda, Hoca’dan söz alabilmiştim. Fakat bir türlü buluşma zemini bulunamıyordu. Hatta, Erbakan Hoca’nın arkasından Kıbrıs’a bile gitmiş, dakikalarca görüşmeye rağmen röportaj zeminine gelinmemişti. Tam umutsuzluğa düşeceğim bir zamanda, aklıma o zaman İstanbul Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan gelmişti. Aramız çok iyi ve sağlamdı. Erdoğan isteğimi anlayışla karşılayarak derhal Ankara’yı aramış ve Hoca’dan geniş zamanlı randevuyu namımıza almıştı.
Ne var ki, buluşma Hoca’nın yazlık evinin bulunduğu Altınoluk’ta gerçekleşecek ve Hoca foto muhabiri istemiyordu. Uçağa atladığım gibi İzmir’in oradan da karayoluyla Altınoluk’un yolunu tuttum. Zorlu randevuya 2 saat önce gitmiştim. Tabiî yine bekledim, fakat daha sonra Erbakan Hoca’nın hem iltifatlarına, hem derin cevaplarına hem de Milli Gazete’de çalışma teklifine mazhar oldum.
Hoca, bütün sorularıma çekinmeden cevap verdiği gibi, bahçesinde denize nazır bir şekilde namazını kıldı.Gelip geçen komşularıyla selamlaştı. Akşama doğru da, hazırlattığı tepsi köftesini beraber yedik.
Sabah’ta, Hoca’nın röportajı galiba 1 Eylül 1994’te yayınlanmaya başladı ve yankılar uyandırdı.
Ne var ki, rahmetli Bülent Ecevit, şimdi kendisi gibi rahmeti rahmana kavuşan Erbakan Hoca’ya 2 defa cevap veya açıklama yazmak mecburiyetinde kaldı.


Olay adam Erbakan
Sabah’ta yayınlanan ve ilgiyle karşılanan seri röportajdan 6 yıl sonra Birey Yayıncılık tarafından yapılan teklifi kabul edince, ortaya bu sefer “Olay Adam Erbakan” kitabı çıkıverdi.
Gerçekten de, kim ne düşünürse düşünsün Erbakan Hoca, Türk siyasi tarihinde bir “olay adam”dır.
Çocukluğu, üniversite yılları, siyasete atılışı, dünyaevine girişi, mücadeleleri, başarıları, başarısızlıkları, çatışma ve kavgaları ile bir Erbakan portresi çizmek zor görünüyor. Ne var ki, objektif kriterlere, etik değerlere ve sadakate dayalı bir anlayışla durum tespiti yaparken, aslında 42 yıllık bir siyasi serüven de sergileniyor.


Cumhuriyet çocuğu
Cumhuriyet Müdde-i Umumisi Mehmet Sabri Bey’e,bir oğlunun daha dünyaya geldiğini müjdeledikleri gün, Cumhuriyet Bayramı’ydı.
29 Ekim 1926’da dünyaya geldiği, savcı babasına müjdelenen çocuğa Necmeddin (Necmettin) adı verilmişti... Necmeddin yani “dinin yıldızı” ...
Cumhuriyet Bayramı’nda gözlerini dünyaya açan ve “dinin yıldızı” ismini alan çocuğun ileride Türkiye’nin siyasal ve sosyal hayatına ağırlığını koyacağını kim tahmin edebilirdi ki!.. Anne Kamer, üç çocuğunu da büyük bir özenle büyütürken, Sinop’ta hakimlik yapan baba Mehmet Sabri, bir süre sonra Afyonkarahisar’a, oradan da Kayseri’ye tayin edilmişti...


Okul hayatı başlıyor...
Bu arada, küçük Erbakan büyümüş okul çağına gelmişti...
Kayseri Cumhuriyet İlkokulu’nun birinci sınıfında okuyan miniklerden biri Necmettin Erbakan olmuştu.
Böylece Cumhuriyet Bayramı doğan “dinin yıldızı” Cumhuriyet ilkokulunda tahsil hayatına başlamıştı.
Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde 40 yıl kadar önce kadılık sonra da ağır ceza reisliği yapan baba Mehmet Sabri Bey emekli olunca Erbakanlar İstanbul’a yerleşmişlerdi.
Artık, Necmettin Erbakan’ın İstanbul hayatı başlıyordu.
Yıl 1938...
İstanbul Erkek Lisesi’nin orta bölümüne başlayan Erbakan başarılarından ötürü öğretmenlerince ayrı bir öğrenime tabi tutulmuştu.


6 yıl üst üste sınıf birincisi
6 yıl üst üste sınıf birincisi olan Erbakan’ın İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girişi de bambaşkaydı.
Sınavla 2. sınıfa kabul edilen Erbakan “Böylece Süleyman Bey’le aynı devreden olduk” diyordu.
Bu arada, Fatih’te aldıkları eve çok yakın İskender Paşa Camii ve imamı Mehmet Efendi Erbakan’ın dini yönünü oldukça etkiliyordu.
Öte yandan Erbakan Hoca Teknik Üniversitesi Makine Bölümü’nü birincilikle bitirdiğinde tarih Haziran 1948 idi.
Erbakan Hoca  “Süleyman Bey ise 1949’un Şubat ayında mezun olmuştu” diyordu.
Altı yerine beş yıl daha İTÜ’yü birincilikle bitiren Erbakan, Motorlar Kürsüsü’nde asistan oluvermişti.
Hazırladığı 3 ciltlik tezden sonra üniversite tarafından Almanya’ya tank motorları üzerinde çalışmalar yapmak üzere gönderilmişti.

Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu Muhammed Ali ülkemizi ilk ziyaretinde Necmettin Erbakan tarafından ağırlanmış Topkapı Sarayı’nda verilen yemeğe ben de katılmıştım. Yemekte Erbakan, Muhammed Ali’nin başarıları için dua ettiğini söylemişti.

YARIN: Erbakan çilingire ecel terleri döktürmüştü.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları