Muhteşem Süleyman...

Ahmet SEVGİ

“Dost başa, düşman ayağa bakar” derler. Bence bizim sanatçılar ne dost ne de düşman... Muhtemelen hümanist olmalılar ki başka yere bakıyorlar ve “muhteşem yüzyıl” da da göre göre “harem”i görüyorlar. Esasen onlardan başka bir şey beklemek de abes olur. Herhalde Kanunî Sultan Süleyman’dan günümüze kalan en somut eser olan “Muhibbî Dîvânı”nı (Bk. Muhibbî Dîvânı, Hazırlayan: Doç. Dr. Coşkun AK, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987, 875 s.) ele alarak birinci ağızdan padişahın ne söylediğini, dünya görüşünün ne olduğunu anlatacak değiller. Onların yapacağı şey, masa başına geçip “kadın, aşk, aldatmak” kabilinden “reyting”yapacak bir konu tespit edip “kurgu” adı altında halkın zihnini bulandırmak ve tarihe mal olmuş şahsiyetleri halk nezdinde küçük düşürmektir.
O zaman gelin biz de, 3000’i aşkın şiir yazan Kanunî Sultan Süleyman’ın atasözü haline gelmiş beyitlerinden birkaçını ele alarak mezarda bile huzurunu kaçırmaya çalışanlara inat, onun rahmetle anılmasına vesile olmaya çalışalım...
Klasik edebiyatımızın önemli şairlerinden biri olan Urfalı Nâbî bir beytinde şöyle der:
“Sözde darb-ı mesel îrâdına söz yok ammâ//Söz odur âleme senden kala bir darb-ı mesel.”
Divan şiirinde hikemî tarzın en büyük temsilcisi olarak bilinen Nâbî’ye göre -ister şiir olsun ister nesir- yazılarda atasözlerine yer vermek iyidir, hoştur. Ama esas olan sizden geriye, atasözü gibi dilden dile dolaşacak güzel sözlerin kalmasıdır. İşte Kanunî Sultan Süleyman, diğer alanlardaki üstün hizmetleri yanında “Muhibbî” mahlasıyla asırlar ötesine ses götürecek kuvvette şiirler yazmayı da başarmıştır. Onun şu beytini sanırım bilmeyen yoktur:
“Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi//Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi.”
Gerçekten de halk nazarında, büyük makamlara gelebilmek en büyük saadettir. Oysa sağlıktan daha kıymetli bir şey yoktur. Dünyanın malı-mülkü, parası-pulu, makamı-mevkii bir yana, sağlık bir yana... Hiçbir şey sağlıkla mukayese edilemez!..
Eski şiirimizde özellikle “garaz”, “bâ’is”, “tut”, “tuttun tut”  redifli manzumeler daha çok hüküm bildirdikleri için hikmetli söyleyişlere elverişli metinlerdir. Kanunî’nin (Muhibbî) “tut” redifli gazelinden alınan şu beyti de anlayanlar için derin anlamlar ifade etmektedir:
“Gazeldir sonu bu mülkün erişe çün ecel vakti//Sikender Hızr olup mülk-i cihânda ömr sürdün tut.”
Hz. Nuh misali bin yıl yaşasak, hatta Hızır olup ölümsüzlüğe kavuşmuş olsak bile “Her nefis ölümü tadacaktır” hükmünden kaçış yok. Bir gün muhakkak ecel rüzgârının önünde savrulacağız...
“Mülk-i dünyâ kimseye kalmaz sonu berbâd olur//Ey Muhibbî şöyle farz et ki Süleymân olmuşum.”
Bütün mahlûkatın dillerini bilen; rüzgâr, cinler ve hayvanlar emrine verilmiş olan, daha da önemlisi bugünün fantomları misali mücevher tahtıyla havada uçan Hz. Süleyman olsan ne yazar! Dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadı...
Sözün özü; maalesef bizim aydınlarımız, tarihe mal olmuş değerli şahsiyetlere saygı duymak, onların hayat tecrübelerinden ders çıkarmak yerine, bu tip kahramanları şahsî menfaatlerine âlet ederek çıkar sağlama ve şöhret olma yolunu tercih ediyorlar. Ben şahsen  “Muhteşem Yüzyıl” dizisini seyrederken bunları düşündüm.
Büyük devlet adamı, onuncu Osmanlı padişahı Muhteşem Süleyman’a Allah’tan rahmet niyaz ediyoruz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş