Muhteşem ucube

A+A-
Altemur KILIÇ

İki olay, bir “sözle”, bir “sanat sansürü” denk düştü... Başbakan Erdoğan, Kars’taki “İnsanlık Anıtına”, “ucube” dedi ve o “muhteşem” edasıyla, Belediye Başkanına emretti: “Tiz yıktırıla”! Aynı sırada, Show TV’de gösterimi başlayan “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde Osmanlı-Türk tarihinin hakikaten “muhteşem” , dünyaca  “Kanun Koyucu” diye anılan Padişahı “Kanuni” Sultan Süleyman’ın  dizide içki içmesi, diğer özel halleri, özel yaşam tarzı, bir kesimi rahatsız ettiği için Başbakan Erdoğan, herhalde RTÜK’e  “tiz yasaklana” diye, emir buyurdu ve diziye ağır bir uyarı cezası “sansür” verildi!
Önce, sanat eserleri,-tablolar heykeller, romanlar ve piyeslerde “dramatik, şairane, sanatkârca, lisans-ruhsat” denen, evrensel bir teamül vardır... Ressamlar, yazarlar, heykeltıraşlar bu “sanatçılık lisansından” yararlanarak, hayal güçleriyle dramatik olsun, bir kalıba uysun diye gerçekleri, hatta dili, grameri, çarpıtırlar, abartırlar. Dünyada örnekleri çoktur; Shakspeare de bunu yapmıştır... Bizdeki çoğu şairler ve yazarlar da. Yabancı film ve dizilerde de bu gibi çarpıtmalar, hatta gerçekleri görmezden gelmek, vardır. Ancak böyledir diye, diğer çağdaş ülkelerde, sanat eserleri sansür edilemez, hele ülkenin Başbakanı,  özellikle, sanatla pek ülfeti olmayanlar, kültür birikimleri sınırlı olanlar, buna karışamaz, karışmaz “yasak” talimatı veremezler...
Sonra, gene “zevkler ve renkler tartışılmaz” diye de bir şey vardır! Kars’taki “İnsanlık” anıtını beğenirsiniz, beğenmezsiniz... Zevkinize uyar veya uymaz! Belki de anıt projesinin seçimi hususunda,  daha başka bir yöntem olsaydı, eseri daha yetkili bir jüri değerlendirseydi...  
Asıl sorun; sanat eserleri konusunda hükmü bundan böyle Başbakan, hükûmet, Bakanlar mı verecek? “Büyük jüri”  onlar mı olacak? Eğer öyle diyorsanız, Türkiye’de hemen hemen yıkılmayacak heykel, anıt, yasaklanmayacak dizi, yakılmayacak kitap kalmaz! Yol olur ve sonunda “ucube” diye, nice heykel yıkılır ve “umumi ahlaka” bazı düşüncelere aykırı diye, yakılmayacak eser kalmaz! Doğrusu ben de Kars’taki anıtı, hiç beğenmedim. Sanat kıymeti bir yana, “insanlık” kavramını ifade etmiyor, muhayyileyi zorluyor. Picasso’nun ve diğer gelenekçi vs.. ressamların eserlerinden, hiç hoşlanmam, ama sanat eserlerinde  “zevkler ve renkler” belli kriterlere bağlanamıyor. Anlamları, bakanların gözlerinde ve hayalhanelerinde! Başbakan bir anıtı, bir diziyi beğenmedim diye yıkılsın, yasaklansın, diyebilir mi?

Muhteşem Yüzyıl
“Muhteşem Yüzyıl” dizisine gelince, maalesef ilk bölümünü kaçırdım. Önceki akşam ikinci bölümünü seyrettim. Tarihi gerçeklere ne kadar uygundur, takdir edemeyeceğim. Bir arkadaşımız yanlışları sıralamış; çok hatalar var. İlber Hoca’ya sormalı.
Ola ki bazı gerçekler, karakterler hatta Kanuni’nin karakteri, dramatik olsun diye çarpıtılmıştır. Dedim ya bu, senaryo yazarının “ruhsatı”, lisansı bir bakıma “dokunulmazlığı”! Evrensel, çağdaş teamülde gerekçeleri, kişisel anlayışları, muayyen bir kesimin duygusal tepkileri olsa da kimsenin, ne Başbakanın, ne de RTÜK’ün, yasaklama -sansür- etme yetkileri, düşünülemez bile!
Bu olay vesilesiyle bir husus gene belli oldu. Erdoğan, sözlerinin, yaptıklarının, ucunun nereye nerelere varacağını fark edemiyor ve de evrensel sanat uygulamaları hususunda bilgisiz, habersiz ve ilgisiz.
Ben, şahsen “Muhteşem Yüzyıl” dizisini “muhteşem” bir yapıt buldum. Senaryoda, yapımdaki hatalara, yanlışlara rağmen! Dekorlar, eski minyatürleri, tabloları, hatırlatacak kadar nefis... Oyuncular, karakterleri çok iyi canlandırıyorlar. Velhasıl  “Muhteşem Yüzyıl”, otantik... “Yasağı”  değil ödülleri, yabancı ödülleri hak ediyor. Bu dizi Osmanlı’ya, tarihimize, Kanuni’ye karşı, anti-propaganda mı? Aksine; Sultan Süleyman’ı küçültmüyor büyütüyor. Diğer unsurlar da,  hem bize, hem de dünyaya Osmanlı’nın ihtişamını hatırlatacak. Kimse, “Sultan Süleyman içerdi” diye, onu kınamayacak ve yapımcıları eleştirmeyecek! Zaten gerçekte büyük adamların eserleri, arkalarında bıraktıkları özel hayatlarından da önemlidir... Bunlar, Shakspeare’in dediği gibi “kemikleriyle gömülür, eserleri kalır”.
Gerçek “Muhafazakârlık”, milli değerleri muhafaza etmektir. Bu, milliyetçiliğin başlıca unsurudur... Buna karşılık bağnaz  “muhafazakârlar” , özellikle bu olayda, Muhteşem Kanuni’nin, içki içerken vb. gösterilmesinden rahatsız olurlar da  “özel işlerini” görmezden gelirler. Bu olayın bir tarafı; eski sosyal demokrat Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Erdoğan cümle âlemin gözleri önünde TV ekranlarında  “Ucube” dediği halde, bunu önce inkâr etti sonra da “öyle demedi, böyle dedi” diye tevil etti. Bu ne makamına ne de “sosyalist ahlaka” yakıştı. Bir koltuk uğruna, neler yapılıyor!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları