Müslümanlığını bilmem 'adam' değil vesselam!

İsrafil K.KUMBASAR
Zaafımızdan arta kalan ne ise, ‘inancımızı’, ‘dünya görüşümüzü’ kapsayan da o. Acı ama vaziyet maalesef budur.
Herkes ‘yumuşak karnını’ gizleyerek, yahut ‘gölgede’ tutarak ifade ediyor varlığını. Tanımlar, ‘günahlardan’ azade yapılıyor. Pirüpak.
Saldırıya geçince de, muhatabın ‘en zayıf’ görülen bölgesine yapılıyor hamleler.
Oysa o, saldırılan bölgeyle ilgili ‘nefis muhasebesini’ çoktan yapmış, kafasında kendisini aklamış bile. Ne desen fayda etmeyecek.
“Niye çalıyorsun?” diyorsun, “Benden öncekiler aynısını yapmadı mı?” diyor.
“Niye adam kayırıyorsun?” diyorsun,  “Falan bakanlığa filan partinin militanlarını mı yerleştirecektim?” diyor.
Katledilen binlerce vatan evladının adını ağzına almaktan imtina ederken, bir de yafta yapıştırıyor:
- “Eli kanlı faşist çeteler!”
Ömrünü ‘inandığı dava’ için harcamış insanlar partilerinin kapısından niye geçemez de, ‘monşerler’ baş tacı edilir sorusunun cevabı, hep bir göz boyamacadır.
‘İte’, ‘ota’, ‘börtü böceğe’, herkese kucak açmayı ‘ilke’ sayan lafazan, konu ‘Türk’ olunca birden kuyruğu kısıp köşesine çekiliyo. Kulağının üstüne yatıyo.
‘Evrensel’ takılıyor ya demokrat emicem, burnunun dibindeki ‘Türk’ü göremiyor.

* * *

Bağırmaktan sesi kısılıyor, ama yüzü kıpkırmızı kesiliyor:
- “Harama el uzatmayın, iltimas, irtikap, kul hakkı kötü şeydir. Uzak durun.”
- “Yahu hocam, şu lojmanı boşaltsan da yeni imam yerleşse. Hazır daireni de aldın.”
- “Bu benim hakkım, niye boşaltayım.”
Sanki lojmana yerleşecek olan bir papaz.
Ama duymaz, sonra çıkar, ‘cemaatten’ söylediklerine kulak asmasını bekler.
İlginçtir, öyle bir ‘metodoloji’ ile zihinler alabora edilir ki, ‘pratik’ ile ‘teori’ arasındaki bu yalpalamayı başka topraklarda görmek çok zordur.
Evde hasta yatağındaki babasına ‘bir tas su’ vermek aklından geçmeyen yiğidim Anadolu delikanlısı, bir bakmışsınız, ‘kapıkulu’ olduğu şahsın ayağına su döküyor.
İnsan ister istemez soruyor kendine:
- “Acaba babasında bulamadığı şefkati onda mı görüyor, yoksa onun arada bir ‘sırt sıvazlama’ operasyonu gururunu mu okşuyor?”
 “Allah rızası için” diye kestirip atmak da var, lakin ‘ana-babayı ihmalin’ Allah katında bir sorumluluğu olduğu da bizim inançlarımız arasında değil mi?
Çetrefilli mevzular, ‘zaafın tırpanladığı’ yarım yamalak inanışlar da böylesi ucubeler doğurabilir demek ki.

* * *

‘Müslüman’ çalıyor, ‘demokrat’ dönüyor, ‘vatansever’ siniyor, ‘mücrim’ övünüyor.
Çıkıp da hiçbirine “Sen o olamazsın”  deme hakkını kendimizde göremeyiz elbette. İnsanların ‘hataları’ da, ‘sevapları’ da kendilerini bağlar. Suçlar şahsidir, eyvallah.
Ama her şeyin sarpa sarmasından dert yanıp, sonra da ‘etiklerde’ çözüm aramak ‘kendini kandırmaktan’ başka nedir Allah aşkına?
Yani ‘şucu-bucu’ olmakla iş bitmiyor.
Acıdır ki ‘şunun’ ve ‘bunun’ tanımını biz yapıp, içini de biz doldurur olmaya başladık. Vatandaş o yüzden yıllardır hep ‘ters köşeye’ yatırılıyor.
Yaşlı bir kadın balık pazarından geçiyormuş. Tezgahtar durmadan bağırıyor:
- “Canlı bunlar canlı...”
Kadın yaklaşıp soruyor:
- “Taze mi evladım?..”
Tezgahtar bozuluyor:
- “Canlı diyoruz teyze, anlamıyor musun?”
Kadın utana sıkıla cevap veriyor:
- “İyi de evladım ben de canlıyım, ama ne yazık ki taze değilim.”
Lafazanlık kimseyi aldatmasın.
Yıllardır söylenenlerin içindeki tek gerçek, ‘söyleyenlerin’konumundaki değişimdir. Hepsi bu kadar.
Memleketin ‘adama’ ihtiyacı var vesselam.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş