Mutluluğun resmini çizebilir misin zırto?

İsrafil K.KUMBASAR

Devr-i AKP’ye her ne zaman bir nazar atmaya kalkışsak, her nedense Nazım’ın,  “Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”  cümlesi geliveriyor aklımıza.
O yapamadı herhalde, biz umudumuzu ülkenin bugünlere gelmesinde hayli emeği olan Kenan Evren’e bağladık.
Netekim Paşa bu işin üstesinden gelebilir.
Tam da Tayyip Erdoğan’ın özlediği ‘sıfır’ şikayet, ‘toz pembe’ renklerin ağırlıkta olduğu bir tablo:
‘Gülen’ yüzler, ‘çiçek’ bahçeleri, şırıl şırıl çağlayan ‘Fırat’ manzaraları.
Recep’in onbeşi gibi ışık saçan gün-ay.
Şöyle fıstıkiden kınaya doğru, yeşilin her tonu. Dalları usulünce budanmış, rengarenk ortancalar. Peyzajı irice gündöndüler, gönüllere neşe dağıtan kasımpatıları tamamlayabilir.
Bu tablo ortaya konmadığı sürece, ne yaparsanız yapın nafile.
Biz umutluyuz da, Erdoğan öyle düşünmüyor.
O, tabloyu ‘medyanın’çizmesinden yana.
Gazete dediğin, ‘karnı tok, sırtı pek’ insanlardan söz etmeli, televizyonlar ‘lale’ bahçelerini, ‘havai fişek’ gösterilerini, huşu ile dönen ‘semazenleri’ göstermeli.
İcraatın hakkı ancak böyle verilir.

***


Şimdi iyi hoş da, 1980’lere gitmenin alemi ne, diye düşünebilirsiniz.
Haklısınız, belki daha da öncelere gitmek gerek. Zira AKP’liler ağızlarını her açışta  “Menderes, Özal, Erdoğan”  üçlemesine gönderme yapıyor.
Özal’ın açtığı yolda yürüyor Erdoğan.
‘Özelleştirme’, ‘Anayasa değişikliği’, ‘Kürt meselesi’, ‘yerel yönetimlerin güçlendirilmesi’, ‘etnik mozaik’, yandaş ve besleme yazarları uçağa doldurup, onlar üzerinden nabız yoklamalar, ardı arkası kesilmeyen dış geziler.
Daha bir yığın örnek verilebilir.
İcraatlara bakınca bir ‘Küçük Özal’ ile karşı karşıya olduğumuz ortadadır.
Hatırlayınız, Evren’in bir cümlesi, Özal’ı iktidara taşımaya yetmişti. Ne gariptir ki, onun izinde yürüyen bazı paşalar da Erdoğan için her seçim öncesinde benzer cümleler ve tavırlar ortaya koydular.
Zahmetsiz bir iktidar. Millet her seferinde ‘ters köşeye’ yatırıldı. Daha da garibi, Evren’e hayır dua edenler; Özal’ın da dizinin dibindeydiler.
Evren... Özal... Erdoğan...
Yakışır değil mi paşam, arka planda da siluet halinde ‘büyük’ ağabey.
Tablo muhteşem.

***


İşte bu ‘muhteşem’ tabloyu, ne yazık ki medya yeterince yansıtamıyor.
‘Belagat’ ve ‘hitabet’ ustası Erdoğan muzdarip. Dilinden dökülenler ’tuvale’aktarılmalı.
Fakat hitabet her zaman gerçekle örtüşmüyor. Tıpkı fıkradaki gibi:
Arkeoloji profesörü asistanıyla araziye çıkmış. Antik kentin kalıntıları üzerinde çadırı kurmuşlar. Harika bir manzara.
Profesör başlamış konuşmaya:
- “Bak dostum, yemyeşil bir ova. Karşıda ağaçlar. Şu göğe değecek gibi duran dağlar. Sürüsünü otlatan çoban. Ekmek pişiren köylü kadınlar. Bütün bunlara hep ibret nazarıyla bakacaksın. Her birinin ardında, bir başka gerçek gizlidir.” 
Asistan, kafasını sallayarak hocasına hak vermiş. Akşam çadıra girip uyumuşlar. Gün ağarmadan profesör, asistanını uyandırmış:
- “Kalk, kalk bak ne görüyorsun?”
Asistan başlamış anlatmaya:
- “Çoban yıldızı. Yalnız gibi duruyor, fakat o aslında uzayın içinde. Ufuk çizgisi gece ile gündüzü buluşturuyor. Tabiat birazdan yeni bir güne hazırlanıyor.” 
Profesör hışımla asistanı susturmuş:
- “Felsefe yapma hırbo, çadırı çalmışlar.” 

***


Tayyip Bey, bir tablo çizdirmeye uğraşıyor.
Lakin tablo hiç de onun gösterdiği gibi değil.
Sata sata elde avuçta bir şey kalmadı.
‘Yolsuzluk’, ‘yokluk’, ‘işsizlik’.
Haaa, kayırıp kolladıklarını söylüyorsanız, onlar zaten yalakalıkta sınır tanımıyorlar.
Allah için, layıkıyla yazıp çiziyorlar.
Ta ki, yeni bir ‘yürüyen araba’ buluncaya kadar havanda su dövmeye devam.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş