Müzakereyi gör giriş, mücadeleyi gör sıvış

İsrafil K.KUMBASAR

Ayakları taşa değse ‘derin yapılara’ gönderme yapanlar, artık biraz olsun kendilerine gelip Türkiye gerçekleriyle yüzleşmeye başladılar
gibi.
Melanet yuvalarını neredeyse “Mevlevi dergâhı” diye yutturma günleri geride kalmışa benziyor.
Bölücü güruhun ele başılarını ‘barış havarisi’ veya bebeğe kurşun sıkan canileri ‘demokratik hak arayıcısı’ olarak gösterme dümenleri prim yapmamaya başladı.
Türkiye zaman kaybetti, kan kaybetti. Yaralar kaşınıp acılar katlandı. Açılıp saçılmalar, ‘bol keseden’ atmalar milletin canını burnuna getirdi.
Koç gibi vatan evlatları toprağa düştü. Ocaklar söndü ve nihayet iktidar sahipleri ‘kendilerine çeki düzen verme’ vaktinin geldiğini anladı.
Zararın neresinden dönülse kârdır. Bu hale şükür mü etmek gerek, yoksa beylerin ‘trajikomik’ hallerine bakıp “Bu kafayla kim bilir bizi daha neler bekliyor?” diye dövünmek mi, insan kuşkuda kalıyor.
Düşünsenize, ‘aynı zihniyet’ henüz memleket yönetiminde söz sahibi ve ülke sorunlar yumağı ile karşı karşıya.
‘Çare’ üretecek olanlar, dönüp dönüp ‘düne’ sövüyor.

***


‘Hükümet’ ve ‘devlet’ kavramları konusunda kafası hayli karışık olduğu gözlenen mevcut iktidarın en azından bundan sonra ‘tribünlere’ oynamayı bırakıp, ‘milletin sesine’ kulak kesilmesi gerekiyor.
Anlamadıkları, anlamamakta ısrar ettikleri şey, kendilerinin ‘geçici’, devletin ise ‘kalıcı’ olduğudur.
Oysa icraatlarına, söylemlerine dikkatle bakıldığında “Artık biz varız” şımarıklığı almış başını gidiyor.
Defterleri karıştırıp ‘eylem/söylem’ tezatlarına dikkat çektiğinizde, yapabildikleri tek şey işi ‘safsataya’, ‘lâf kalabalığına’ boğmak.
Tamam, bu lafazanlıkla sadece ‘günü kurtarma’ derdindeki yoksul halk kesimlerini kafakola alabilirsiniz.
“Acele etmeyin, her şeyin vakti var” türünden cümlelerle size bel bağlamış birtakım kitleleri de teskin etmeniz mümkün.
‘Ekonomiyi’ güllük gülistanlık göstermek de bir müddet için olağan karşılanabilir.
Dışarıda iki bayrak sallayıp, ‘bindirilmiş kıtalar’ ile onun bunun ülkesinde gövde gösterileriyle ‘yalancı kahraman’ pozları vermek de pekâlâ olası.
Ama bir de hayatın gerçeği var, değil mi?

***


Buyurun işte “kem-küm” ettiğiniz MİT-PKK müzakere sürecinin satır araları teker teker önünüze konuluyor.
Daha dün Kızılay’da patlatılan o bomba için sakın kalkıp da ‘başka bir yeri’ işaret etmeye, hedef şaşırtmaya kalkışmayın.
Ne diyordu ‘hükümetin’ vazifelendirdiği ‘devletin’ görevlisi:
- “Metropollere bomba taşıdığınızı biliyoruz!”
Şimdi sormak gerekmiyor mu?
‘Devlet’ sadece bu kanı bozukların ‘nereye neler taşıdığını’, ‘nerelerde yapılandığını’ bilmekle mi mükellef?
‘Kanlı eylemlerin önüne geçmek’ kimin görevi, hükümetin mi, devletin mi?
Mevzu ‘eşkıya ile masaya oturmak’ olunca hepsi maşallah ‘görev üstlenmek’ için birbiriyle yarışıyor. Ama ‘eşkıyanın eylemlerini önlemeye’ sıra gelince ne hikmetse ortada ne başbakan, ne İçişleri Bakanı kalıyor.
Evet, kimseyi göremiyoruz; ‘zırhlı’ araçları, ‘kara gözlüklü’ korumaları, ‘esrarengiz’ havaları ile Ankara’nın göbeğinde bomba patladığında.
Ne âlâ hükümet, yahut ne âlâ devlet.
Elini soğuktan sıcağa sokmadan ‘caka’ sat, ‘hava’ bas. Sokaklar kan gölüne dönünce ‘söyleyecek bir tek cümlen’
olmasın!

***


Hiçbir şey yapamıyorsanız,’diğer bombalar’ nerede, onların yerini açıklayın da vatandaş en azından ‘başının çaresine’ baksın.
Görünen o ki, görevi ‘terörle mücadele’ olanların roka-balık masalarında ‘müzakereyi’ tercih etmeleri, memleketin başına daha çok iş açacak.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş