"Nafile ikna turları+arabuluculuk hevesleri = AKP’nin dış işleri"

A+A-
Afet ILGAZ

Suriye Türkiye’ye ne yapmıştı? Suriyeli göçmenler için yapılan konteynır köyler ve binlerce kişinin orada günde üç çeşit sıcak yemekle ağırlanması, Suriye’ye yardım etmek mi oluyor? Van’dakilere de aynı itina ve şefkat ve cömertlik gösteriliyor mu? Türkiye’nin her tarafındakilere de aynı şefkat ve cömertlik gösteriliyor mu?
Suriye’nin muhalif subay ve askerleri bizim otellerde ve hastanelerde en lüks tarafından ağırlanıyorlar, kendi işsizlerimiz, yoksullarımız, kredi kartından intihar edenlerimiz, toprakları haczedildiği için yabancı bankalara topraklarını kaptırmak üzere olanlarımız, iş kazası ve ihmalleri yüzünden boyuna ölen işçilerimiz, tayin edilmeyen öğretmenlerimiz, yorgunluktan bitap düşmüş olan doktorlarımız için aynı şefkat, merhamet ve cömertlik gösteriliyor mu? Oysa, o beş yıldızlı otellerde, hastanelerde ağırlanan ve tedavi gören Suriyeliler ve Libyalıların ağırlanmasında bütün o saymakla bitmeyen gariban insanlarımızın rızkı, gasp edilmiş nafakası var.
Suriye’nin dostları toplantısı neden Türkiye’de yapılıyor da Suriye’de yapılmıyor? ABD dışişlerinden bir yetkilinin “biz muhalifleri silahlandırmak istemiyoruz” diyerek Suriye işinde geri çekilme işaretleri verdiği bir dönemde, biz neden “ikna” için İran’a gidiyoruz ve Ahmedinecad’ın o günkü randevuyu ertelemesi gibi anlamlı bir muameleyle karşılaşıyoruz?

***


Vaktiyle İsrail’le Suriye arasında da arabuluculuk yapmaya kalkışmıştık. O bitmeyen “Golan Tepeleri” sorununun böyle “komşu komşu, huu” gezileriyle “stratejik derinlik” e dönüşeceğini sanıyorduk. Lula De Silva ile de Tahran’da buluşup İran’ın nükleer çalışmaları konusunda “arabuluculuk” yapmaya kalkışmıştık.
Bu gibi büyük işler, “komşu komşu, huu” çabalarından daha fazla bir entelektüel birikim, nitelik, tecrübe ve her şeyden önemli olarak bağımsızlık sevdası ister. İran’a gezmeye gidiyoruz, aynı gün Amerikan elçisi istedi diye İran’dan doğal gaz alışımızı % 20 azaltıyoruz. İran’ı, Suriye’ye desteğini çekmesi yolunda ikna edecektik sözde. Edemeyiz. İran’ın çok eski bir medeniyeti ve dışişleri geleneği vardır. Bizim de öyleydi. Ayrıca İran antiemperyalist bir politika izlemektedir dış işlerinde. Yani İran’a “uymuyoruz” hiçbir vasfımızla.
Bütün dünya milletleri, Obama istedi diye giriştiğimiz bu ikna ve itaat turlarına gülüyordur herhalde. Bense Atatürk Türkiyesi’nin bağımsız, saygın dış politikalarına alışkın bir cumhuriyet çocuğuyum. Bu duruma üzülüyorum.
Ha, sahi az daha unutuyordum. Hatay taraflarında yapılan bir göçmen çadır kentinin çadırlarını “misafirler” soymuşlar. Büyük kanallardan birinde seyrettim. Yatakları, battaniyeleri, elektrikli ısıtıcıları omzuna atan, satmaya götürüyordu. Bu konuda bir soruşturma başlatıldı mı? Ne de olsa Kızılay bizim paralarımızı harcıyor...


Teşekkür:
Bronşit, astım, alerji nöbetlerinden çıktığım yıllarda, dışarıda bahar gelmiş olurdu. Gene öyle oldu. Sümbüller, şakayıklar, çuha çiçekleri, orada pencerede yerlerini almış duruyorlardı.
Hastalığım sırasında maillerle, telefonlarla  “geçmiş olsun”  dileklerini bildiren okurlarıma ve Nazif Okumuş, Banu Avar, Arslan Bulut, Müyesser Yıldız gibi gazeteci dostlarıma teşekkür ederim. İyileşmemi hızlandırdılar. Hele Müyesser Yıldız kardeşimin inceliğine hayran kaldım. O kadar zor hapishane koşullarında, dışarıdaki bir hasta arkadaşını düşünüyor ve gönül alma eylemine geçiyor. Şunu anladım ki, dayanılacak en büyük güç, kuvvet “erdem” dir.

Yazarın Diğer Yazıları