Nankör dünya, tersine Türkiye

Altemur KILIÇ

Yazacak çok şey var, her gün ortalığa pis kokuların -fesat ve tezviratın- yayıldığı güzel ülkemizde! Her gün, gazeteleri okudukça, her akşam TV haberlerini izleyince, içimize kasvet doluyor, hafakanlar basıyor. Ya ünlü “kanaat önderleri” sözde aydınlarımız? Nalıncı keseri gibi yontmaları, nabızlara, kendi çıkarlarına göre şerbet vermeleri ve tükürdükten sonra yalamaları?
Böylesine bir ortamda huzur ve sağduyu mümkün mü? Böyle bir ortamda, sevgili halkımızın seçimlerde ve Anayasa konusunda, doğru karar -oy- vermeleri mümkün mü?   “Sağduyuyu” bırakın, “akıl sağlığımız” tehlikede!
Akıl sağlığımızı koruyabilmemiz, milletçe huzura kavuşabilmemiz için aklıma bir çare geldi... Ünlü Amerikan mültimilyarderi Rockefeller, yaşlandığında, kötü haberlerden vb. üzülmesin, huzur içinde yaşasın - ölsün- diye, o zaman, TV yok; her gün özel bir  “Rockefeller Gazetesi”, yayınlarlarmış. Ve bunda sadece uydurma da olsa, güzel iç açıcı haber ve yazılar yer alırmış. Şimdi, RTÜK öncülük etse, Erdoğan ferman buyursa,  TRT, Kürtçe TV kanalı kurduğu gibi, bir  “Erdoğan Kanalı” kursa ve bu kanalda, sadece iktidarın hoşuna gidecek, işine yarayacak haberler verilse, programlar, sohbetler-yorumlar yer alsa, hem safdil halkımız huzura kavuşur hem de AKP kazanır... Ama, akıl sağlımıza ne olur, başka mesele! Bu, “tatlı rüyalar” kanalında TRT Şeş’teki gibi “münasip” şarkılar ve şarkıcılar yarışması da yapılır!
Bir de böyle bir gazete çıkarır mı? Çıkaracaklar, yazacaklar çok; vallahi huzura susamış, fakat yalanlara kanmaya hazır halkımıza, “çoksatar”... Adı ne olur? Müsabaka açmalı... Benim önerim “Hakikat”. “Mefhumu muhalifinden”, -ters kavramından anlamak şartıyla!

Ve gerçekler
Bu, tabiî benim fantezilerim... Ama “Gerçek dünyada, gerçek Türkiye’de”, öyle şeyler olmakta ki, akıllara seza!
“Ergenekon”  iddialarını kanıksadık, yalan çuvallarından her gün, yeni fesatlar, tezvirat çıkıyor. Meselâ, Profesör Dr. Mehmet Haberal konusunda yapılanlar. Doktorunun tutuklanması, polislerin steril yoğun bakım odasına postallarıyla girmesi, akıl alacak gibi değil... Meğer bu değerli insana, dünyaca ünlü bilim adamına karşı ne kadar birikmiş hınç varmış. Atatürkçü olduğu, mükemmel bir Üniversite ve Başkent Televizyonu kurduğu için! Sevgili Haberal bu durumlardan dolayı, maazallah hayatını kaybederse bakalım nasıl tevil ederler! Edecekler!
Bu  “gerçek dünyada” bir de ilginç olay var; Erdoğan, geçmişte yalakalık, çanakçılık yapmış yazarlara karşı döndü, onlar da şimdi ona karşı çark etmekteler... Erdoğan, bunlardan birinin aleyhinde kendisine  “kof kabadayı”  dediği için, yüklü bir tazminat davası açtı. Ben de  “pervasız kabadayı”  demiştim de benim aleyhimde, dava açmıştı! Bu dava konusunda, Yargıtay’ın bir dairesinin, başka bir dairenin, kararını nakzeden mahkûmiyetim kararı üzerine, bu adamlardan hiç biri bana destek olmadılar!
Her gün köşesinde,  “şeytana gör”  diyen, fakat şimdiye kadar Erdoğan’ın, İktidarın yaptıklarını hiç görmeyen, aleyhine tek satır yazmamış  “baba” , ucu oğluna dokununca, ona  “reva görülen” , bu  “haksızlık”  karşısında, köşesinden kımıldadı. Kendi hayatından örnek veriyor: Geçmişte,  eski İş Bankası Genel Müdürlerinden rahmetli Ahmet Dallı’yı korumuş da, Dallı bu “iyiliğine”  rağmen, onun dokunulmazlığının kaldırılması için oy kullanmış, nankörlük etmiş! Velhasıl şimdiye kadar, Erdoğan’ın -İktidarın- yaptıklarını savunan veya hatalarını görmezden gelenler, Erdoğan bir yazılarından dolayı aleyhlerinde dava açınca, onu nankörlükle suçluyorlar. 
Çok izlenen Pazar TV programı kaldırılan  Vatan köşe yazarı, cesur kızım Ruhat Mengi, bam teline basmış:  “8 yıldır iktidarda olan bir parti ve Başbakan, bu uzun sürede hiç hata yapılmamış, yanlış uygulamalar başlatılmamış gibi bir gazeteci tarafından bu olaydaki gibi katıksız şekilde korunup kollanabilir mi? Başta medya olmak üzere; yargı, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve her kuruma yapılan baskılar, bu kurumların ’bağımsızlığının ortadan kaldırılması’, örneğin artık Başbakan’ın açtığı bir davada gazetecinin ’hakkını ancak AİHM’de arayabileceği’ duruma gelmesi, ABD Büyükelçilerinin ABD Dışişleri’ne rapor ettiği ve Şener’in doğruladığı yolsuzluk iddiaları, bitirilmeyen yolsuzluk davaları ortada dururken, bunların hiçbirine değinmeden bir iktidarın her eylemi savunulabilir mi? Kısacası ’Ben Ahmet Dallı’yı savunmuştum ama o nankörlük etti. Oğlum da sizi savundu, nankörlükle karşılaştı’anlamındaki yazı bir gazeteciye yakışmaz!” 
İşte böyle:  “Besle kargayı oysun gözünü”  darbı meselini Lafonten’in,  “ tilki ile karga”  öyküsünü hatırlatan bir durum!
TARİH NOTU: Bu vesileyle hatırlatayım; Yassıada’da, koğuş arkadaşım rahmetli  “Hamido” nun -Hamit Fendoğlu- ellerine sağlık, o  “babayı” , Meclis’te pataklamıştı... Bugünlerde  “faili meçhul”  cinayetler deşilirken, Hamido’yu, evine bomba göndererek, acaba hangi  “derin”  güç öldürdü?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş