Nasıl bir anayasa olmalı?

Kürşad ZORLU

Meclis açılıyor ve Türkiye’de yeni Anayasa tartışmaları hızlanıyor. Öyle görülüyor ki 2012 yılında tamamlanması muhtemel Anayasa metni, mecliste kabul edildikten sonra milletin beğenisine sunulmaya hazırlanıyor. Sonuç ise bana göre şimdiden belli. Madde ya da bölümleri ayrı ayrı oylanmayacağından referanduma katılan seçmen çoğunluğunun yeni Anayasa paketine “evet” diyeceğini şimdiden söylemek mümkün. Çünkü halkın sesine kulak verdiğinizde önemli bir kesimin bu konuda değişim ve yenileşme istediği anlaşılıyor. Doğrusu muhalefet partileri de bu sesi duymuş ve ona göre konumlanmış gibi görülüyor. Aslan Bulut’un dün köşesinde vurguladığı “CHP ve MHP’nin AKP’nin peşine takılmaları manidardır” yaklaşımının iki açıdan değerlendirilmesi gerekiyor. Öncelikle bu gerçekten bir “peşine takılma” vakası mıdır? CHP ve özellikle MHP’nin yeni Anayasa taslağına katkısı ve çekinceleri hangi güzergâhta ve düzeyde seyredecektir? Bunu ilerleyen günlerde hep birlikte göreceğiz. Fakat diğer bir husus, CHP ve MHP’nin referandumda güçlü şekilde “evet” alması muhtemel olan bir değişim sürecinin dışında kalmak istememeleridir.


Peki ben ne diyorum?
Bana göre aramamız gereken temel olgu, Anayasal bir devlet olup olmama irademizin varlığıdır. Zira bir devletin Anayasa’ya sahip olması mutlak anlamda bu sonucu doğurmayabilir. Bugün ülkemizde sürdürülen tartışmalar genel olarak mevcut Anayasa’nın ilk dört maddesinde ya da belirli hak ve özgürlükler kapsamındadır. Doğal olarak bu ve benzer kesimlerin -bana göre toplumun %70’ten fazlasının tartışılan maddeler dışında bir değişim ve yenileşmeye soğuk bakmadığı ortadadır.


Neden mi?
Türkiye’de siyasi partiler yasası değişmelidir. Genel Başkanların demokrasi dışı ve insanlık onuruna yakışmayan karar ve uygulamalarına son verilmelidir. Delegeler üzerine kurulmuş ussal olmayan ve sınıflaşmayı doğuran anti demokratik düzen ortadan kaldırılmalıdır. Bürokratik oligarşik sistem sonlanmalıdır; Türkiye bir bürokrasi ülkesidir. Bürokrasi belli bir dönem büyümenin katalizörü olmuştur. Ancak değişen dünya ve hızla ilerleyen teknoloji ülkemiz Bürokratik kurumlarını ve insan kaynağını çağ dışı bir hale dönüştürmüştür. Rüşvet, yolsuzluk ve adam kayırmacılık dediğimiz bürokratik hastalıklar meydana gelmiştir. Bu sonuca sebep olan maddeler yeni Anayasa’nın lafzından ve ruhundan çıkarılmalıdır.
Özgürlükler herkes için olmalıdır; polise tokat atan, aracıyla gezerken caddeyi ayağa kaldıranlara karşı, suçu ve cezayı işaret ettiği için suçlanan ve dayak yiyen, güpegündüz gaspa uğrayan ve haraç kesilen insanların özgürlüklerinin yeniden hatırlanması gerekiyor... Devlete hakaret eden ya da hiçe sayan insanların haklarının korunduğu kadar ekran başında içi kan ağlayan milyonların da “onur hakkının” korunması gerekiyor.
Toplumsal yaşam yeniden Anayasa’ya girmelidir; şu anki kanunlar Türk toplumunun hak ve adalet, suç ve ceza, asayiş ve güven anlayışına cevap vermemektedir. Trafikte kasten adam öldürenler elini kolunu sallayarak gezmektedir, bireyler hakkını aramaktan ve mahkeme önünde suçsuzken suçlu duruma düşmekten korkar hale gelmiştir.
Dolayısıyla bu toplumun asıl sorunu ne Dil, ne Bayrak ne de Topraktır. Ne mutlu ki dilimiz Türkçe, bayrağımız al yıldızlı Türk bayrağı ve toprağımızın adı Türkiye’dir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş