NATO Afganistan’da katliam yaparken aklın neredeydi!..

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Emin Çölaşan, Sözcü’deki dünkü yazısında Tayyip Erdoğan’ın Kaddafi’ye ve Libya’ya yaptırımlar uygulanmasına karşı çıkmasını eleştirerek şöyle diyordu:
 “Yaaa arkadaş, bizim Kıbrıs’taki devletimiz olan KKTC, 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında hep ambargo-yaptırım altında. Aradan tam 37 yıl geçti ve sen dokuz yıldan bu yana iktidarsın.
Yani Libya ve hırsız Kaddafi için gösterdiğin şu duyarlılığı bir gün olsun KKTC için göstersene! Bir kez olsun o mübarek ağzını KKTC için açsana!”

***


O mübarek ağzını açmadığı, açamadığı tek coğrafya KKTC değil Erdoğan’ın...
Tek çifte standardı Kıbrıs Türkleri’ne karşı uygulamıyor...
Alın işte en taze örnek; iki çift laf edebildi mi Hocalı Katliamı’nın yıldönümünde; “Soykırım suçlusu Ermenistan, Türk topraklarındaki işgaline son ver” diyebildi mi?
Hadi “Türk” deyince, Arslan Bulut’un Erbakan’ın vefatından sonra yazdığı yazıda vurguladığı o “mayalanma”dan sebep bir sapma oluyor söylemlerinde?
Ya Müslüman alemi!
En az “yaptırıma itiraz” kadar can alıcı olan “NATO’nun Libya’da ne işi var?” söylemine ne demeli?
Evet NATO’nun Libya’da ne işi var da...
Irak’ta çok mu işi vardı sanki?
Afganistan’da?
Pakistan’da?
Balkanlar’da ne işi vardı NATO’nun?
2011 üretimi bir dünya atlası alan herkes “işini” de, “gücünü” de görür NATO’nun buralardaki...

***


Öyle de...
Erdoğan, yumurta Libya’ya dayanana kadar neden görmedi bu gerçeği?
Ortadoğu’da, Balkanlar ve Kafkaslar’da NATO katliamlarında ölenler Müslüman değil miydi?
Daha dört gün önce Afganistan’ın Kunar şehrindeki “NATO Barış Gücü saldırısında!” 60’tan fazla sivil öldüğünde niye kükremedi böyle mesela?
Dile kolay on yıl geçti Afganistan’a “demokrasi müdahalesi”nin üzerinden...
Eh neredeyse bir o kadar; sekiz yıl da AKP’nin iktidara gelişinin üzerinden geçti. Yaşıtlar bölgedeki cinayetlerle yani...
Neden bir gün olsun “işgale ortak olmak”tan vazgeçmeyi düşünmedi Erdoğan?
O değil miydi, daha nizamlı, intizamlı bölünsün diye(!) Irak, NATO’yu davet eden hemen sınırımızın dibine?
“NATO Kuzey Irak’a girsin!” diye aleni davette bulunmadı mı?
Lübnan söz konusu olunca “gönüllü askeri” olmaya adaylığını ilan etmedi mi NATO’nun?
Libya’da işi olmayan NATO’nun Lübnan’da ne işi vardı öyleyse?

***


Sorsan bir ateş çemberinin ortasında “arslanlar” gibi kükrüyor Erdoğan.
Lakin... “Çember”, “arslan terbiyecisi”nin elinde!


+++

“iPhone”ların üzerinde taşınamayan cenaze

Erbakan’ın cenazesinin Fatih Camii’ne “tek parça halinde” girebilmiş olması, kelimenin tam anlamıyla mucize oldu bana göre... İğne atsan yere düşmeyecek kalabalıkta korktum bir ara;  tepetaklak oldu olacak gibi geldi tabut o dakikalarda!
Bundan on sene önce olsa, huşu içinde kayıp giderdi o tabut omuzlarda; her adımda omuz veren birkaç kişiyi gerisinde bıraka bıraka yürürdü önce cami avlusuna, sonra musalla taşından toprağın bağrına...
Ama öyle olmadı dün; kendilerini tanımlayış biçimlerinden yola çıkarsak, “ülkenin en dini bütün” kesimine mensup olanlar bile yenik düştürüler teknolojinin inceliklerimizi törpüleyen; ruhu mekanikleştiren, manayı maddeye esir eden tarafına. Böyle olmasaydı, tabutun altına girmek için yarışması gerekirken, “bir dakika iphonuma kayıt yapıyorum” diyerek tabutun altından kaçışan yeni canlı türü yaşam alanı bulamazdı kendisine Fatih Camii avlusunda!

+++

AKP otobüsü ahde vefa durağından geç(e)mez

Medyanın, hık demiş Nostradamus’un burnundan düşmüşleri, “Erbakan’ın vefatından sonra milli görüş, onun fikirlerini iktidara taşıyan öğrencileri etrafında birleşecektir” diyor. Seçimlerde bu minvalde bir “ilhak” olacağını müjdeliyorlar(!)
İyi de rahmetlinin aklıyla zoru mu vardı; madem ki iktidar olan kendi fikirleriydi; niye ölmeden önceki son siyasi hamlesini “AKP’yi alaşağı etmek üzere ittifak” olarak belirledi?
Erbakan’ın vefatının, sandığa bir “ahde vefa” etkisi olacaksa...
Ve vefa bir bağlılık ifadesiyse...
Niye bugüne kadar milli görüşe sadık kalmış kitleler, “milli görüş gömleğini çıkartan”ların peşine takılıp, “Hoca”yı mezarında ters döndürmeye yeltensin Allah aşkına?
Erbakan’a gösterilecek vefa; onu terk edenlerin yanında sığıntı olmaya rızayla mı olur, yoksa “mirası”na sahip çıkmayla mı?

+++

Neden vicdanın nasır tuttu arkadaş...

Türkiye Azerbaycan Derneği, işgalci Ermenilerin Hocalı’da yaşayan Azerbaycan Türkleri’ne uyguladığı soykırımın 19. yıldönümüde, “Pusula” programında “Ermeni propagandası” yapan TRT’yi protesto etmek için kampanya başlatmış. Türkiye’de yaşayan ve vergileriyle TRT’nin yayın yapmasında pay sahibi olan 3 milyon Azerbaycan Türk’ü soruyor: “Kör parmağım gözüne mantığı ile yapılan bu program neden başka bir tarihte değil de bugün yayınlanmıştır?”
Türklerin soykırıma uğradığı matem gününde, soykırımcıları meşrulaştırmaya dönük bu yayınla ilgili, “vicdanlı Anadolu çocuğu İbrahim Şahin”in buna da verecek bir cevabı vardır herhalde...

+++

Riyakarlığın adı “hayırla yad etmek” oldu

Biliyorum, ölünün arkasından kötü şey söylenmez, daima hayırla anılır..
Ama hayırla anacağız diye samimiyetsizlik de yapılmaz..
Riyakârlık!
İnsanların bi duruşu olur..
Eski defterleri açmak istemiyorsan, açmazsın.. Allah rahmet eylesin der geçersin!.. Bunun ötesine geçmezsin..

*


Erbakan’ın eski talebelerine, iktidarın yeni sahiplerine bakıyorum.. Erbakan şöyle büyük liderdi, böyle büyük fikirleri vardı diye övgüler sıralıyorlar..
İyi güzel, madem öyleydi niye terk ettiniz.. Yanından ayrılarak neden başka parti kurdunuz..
Erbakan’ın hakkınızda söylediklerini de duymadınız mı?
Sizin için ne düşündüğünü!..

*


Bazıları da ’Milli Görüş’ felsefesini övüyor..
İslam dünyasına örnek olmuşmuş!..
Yine iyi güzel de madem öyleydi siz neden ’Milli Görüş’ gömleğini çıkardınız.. Biz artık ’Muhafazakâr Demokratız’ diyerek ’Milli Görüş’ çizgisiyle bağınızı kopardınız..

*

Hadi iktidarın adamlarını geçtim.. Eski Hoca’ları, aynı tabandan enerji alıyorlar o kadar olacak diyelim..
Genelkurmay Başkanı’nın açıklamasına ne diyelim..
’Ülkemize yaptığı büyük hizmetler daima anılacaktır’ denilmiş.. Büyük siyaset adamı  olduğunun altı çizilmiş..
Madem öyleydi post modern darbe yaparak adamı niye başbakanlıktan alaşağı ettiniz..
Bıraksaydınız o büyük hizmetlerini biraz daha yapsaydı.. Adamı neden siyasi yasaklı hale getirdiniz..
Elini kolunu bağladınız..
Madem büyük devlet adamıydı, MGK’dan bildiri çıkartıp neden buram buram terlettiniz..
Yapmadığınızı bırakmadınız!..

*


Samimiyetsizlik..
Riyakârlık demem bundan..
Mehmet Tezkan / Milliyet

+++

28 Şubat’a direnebilseydi Türkiye bambaşka olurdu

28 Şubat bugün siyasi İslam’ın Ortadoğu’daki en “ılımlı temsilcisi” haline gelerek tüm Batı’nın dikkatlerini üzerinde toplayan AKP’nin tarihi koşullarını hazırlamıştır.
28 Şubat, antiemperyalist Erbakan’ın küllerinden Ortadoğu’da ABD ve Batı’nın kadim müttefiki, tek can simidi AKP’yi doğurdu. Heyhat! Anti-Amerikancı Erbakan Hoca, ABD’nin İslam dünyasında en fazla güvendiği AKP’nin manevi babasıdır!
Erbakan Hoca gerçek bir lider, üstün zekaya sahip bir insan, siyasi hırsından öleceği ana dek vazgeçmeyen bir karakter idi. Ama 28 Şubat’taki hasımları İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, Güven Erkaya veya Erol Özkasnak’tan katbekat üstün meziyetlere sahip bir kişilik iken bu kişilere mağlup oldu! Direnemedi!
(...) Eğer,Necmettin Erbakan 28 Şubat’a direnme basiret ve cesaretini gösterebilseydi, tarihe “demokrasi kahramanı” olarak geçecek,(...) tarihte yeri bambaşka olacaktı. Türkiye az sayıda da olsa önemli siyasi liderler yetiştirmiştir ama galiba Atatürk’ten sonra bu ülkede devlet adamı yetişmedi.
Cüneyt Ülsever / Hürriyet

+++

Kapanan aslında ‘Vatan Caddesi’dir

Deniyor ki:
“Bir devir kapandı.”
Süleyman Demirel... Menderes’in DSİ Müdürü’ydü.
Bülent Ecevit... Erbakan’ın hükümet ortağıydı.
Kenan Evren...Demirel, Erbakan’la hükümet kurdu, kara kuvvetleri komutanını görevden aldı, üçüncü ordu komutanını kara kuvvetleri komutanı yapmak istedi, kriz çıktı, birinci, ikinci ve üçüncü ordu komutanı emekliye sevk edildi, emekli olmasına kesin gözüyle bakılan Ege Ordu Komutanı Kenan Evren “tarihi sürpriz”le kara kuvvetleri komutanı, sonra genelkurmay başkanı oldu.
Turgut Özal... Demirel’in DPT müsteşarı. Erbakan’ın milletvekili adayı. Evren’in başbakan yardımcısıydı.
Yıldırım Akbulut... Özal’ın bakanıydı.
Mesut Yılmaz... Özal’ın bakanıydı.
Tansu Çiller... Demirel’in bakanıydı.
Necmettin Erbakan... Ecevit’in hükümet ortağı. Demirel’in hükümet ortağı. Özal’ın genel başkanıydı.
Abdullah Gül... Erbakan’ın yardımcısı, bakanı. Tayyip Erdoğan... Erbakan’ın belediye başkanıydı.
9 senedir... 2 bakan Erbakan’ın bakanı. 9 bakan Erbakan’ın milletvekili. 4 bakan Özal’ın bakanı. 6 bakan Özal’ın milletvekili. 1’i Demirel’in milletvekili. 1’i Özal’ın belediye başkanı. 1’i Evren’in valisi. 2’si Erbakan’ın belediye başkanı. 1’i Erbakan’ın müsteşarı.  9 senedir TBMM Başkanı... 1’i Erbakan’ın milletvekiliydi. 1’i Demirel’in bakanıydı. 1’i Erbakan’ın belediye başkanı. Erbakan’ın milletvekiliydi. 16 senedir Ankara Belediyesi...  Özal’ın belediye başkanı. Erbakan’ın milletvekili. Ve, Erbakan’ın belediye başkanıydı. 16 senedir İstanbul Belediyesi...  1’i Erbakan’ın belediye başkanıydı. 1’i Özal’ın ilçe başkanı. Ve, Erbakan’ın belediye başkanıydı. 1’i Erbakan’ın belediye başkanıydı.
Hâlâ deniyor ki:
“Bir devir kapandı.”
Söyleyeyim ben size kapananı...
Vatan Caddesi!
Yılmaz Özdil / Hürriyet

+++

Kulak çekme yöntemi

Serdar Turgut’un Habertürk TV’de yaptığı iki programın birden kaldırıldığını öğrenince medyadaki faşizm devrine girildiğini düşündüm.
(...) Deniyor ki Murat Bardakçı’yla polemiğe girdi diye Serdar Turgut’un programları yayından kaldırıldı.
(...)Peki ya sebebi Murat Bardakçı
değilse...
Bahane ediliyorsa... 
Diyelim ki Serdar Turgut’un son zamanlarda yazdığı yazılar yüzünden kulağı çekilmek istendiyse, küçük bir uyarı mesajı verildiyse...
Oray Eğin / Akşam

+++

Günün sorusu

Habertürk TV muhabiri, önceki gün ölen Necmettin Erbakan’ın evinin önünden yaptığı canlı yayında, helikopter kazasında ölen BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nu gördüğünü söylemiş... Öteki
dünyayı görebilen bu meslektaşımızı bakalım hangi kuruluş, “Yılın gazetecisi” seçecek?
Mustafa Mutlu / Vatan

+++

Tutuklular için imza

Üniversite öğretim üyelerinin Odatv’den  Soner Yalçın, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın tutuksuz yargılanması için başlattığı kampanyada imza sayısı 300’ü aştı... Başta İTÜ olmak üzere çeşitli üniversitelerden 40’tan fazla akademisyenin imzaladığı metinde yapılan baskıların basın ve ifade özgürlüğünü hedef aldığı belirtiliyor. İmza çağrısında: “Biz aşağıda imzası olanlar basın özgürlüğüne, muhalif seslere ve ifade özgürlüğüne, hukuki dayanağı hayli tartışmalı olan müdahalelerden endişeliyiz” deniyor...İzahat:http://www.petitiononline.com/odatvi/petition.html Melih Aşık / Milliyet

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş