NATO ve kör bakış...

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Geçen hafta Hürriyet’te yer alan Washington kaynaklı bir haberde “NATO’nun düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nde” NATO’nun Türkiye, Suriye politikası tartışılmış. Katılımcıların bir kısmı, Suriye konusunda NATO’nun Türkiye’ye karşı üzerine düşeni yapmadığını söylerken, bir kısmı da, Türkiye’nin ‘işi iyi götürdüğünü’ belirtmiş... Ve bu tartışma böylece basına duyurulmuş...
Bunun adına ABD filmlerinde gördüğümüz “İyi polis, kötü polis oyunu” derler. Belli ki bu toplantı bir amaç için yapılmış. Nedir o amaç? Türkiye’nin gazını almak!
Türk milleti artık uyandı. Ve bu millet -rahmetli anamın dediği gibi- iğne deliğinden Hindistan’ı görecek yetenektedir. Bizler NATO’nun bir anlamda ABD olduğunu çok iyi biliriz.
Şunu da biliriz; söz konusu ‘NATO ve Türkiye’ olunca, NATO’yu masum göremeyiz. Bu konuda örnek çok... Söz gelimi, 1960’larda NATO toplantısında Sovyetler sonrası Türkiye’ye uygulanacak -hiç de dostça olmayan- gizli bir planı, görevli subayımız tesadüfen öğrenmişti. Daha dün; son Irak Savaşı başlarken, Saddam füzelerinden Türkiye’yi korumak için Patriot-Hava Savunma Sistemi’nin ‘müttefik Türkiye’de konuşlanmasına, NATO’nun nasıl ‘ayak sürüdüğü’ belleklerde tazeliğini koruyor... Doğrudur; 2. Dünya Savaşı bitiminde Sovyet tehdidi üzerine panikledik. Kore’de savaştık ve kanımızın ‘bedeli’ olarak; Kuzey Atlantik Paktı’na (NATO) girdik! Girmemizle beraber, devletimizi yönetenler; savunma başta olmak üzere, her güvenlik konusunda, NATO’nun -gerçekte ABD’nin- gözünün içine bakar oldu.
Bu öyle bir ‘kör bakıştı’ ki, zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar, uçak motoru yapmak isteyen bir bilim insanının önerisini “ABD’den uçak alıyoruz gerek yoktur” diyerek reddediyordu! Devlet yönetiminde süregelen bu ‘kör bakışın’ dehşetini belirtmek için size bir başka olayı anlatmalıyım.
Yıl 1988. Sovyetler henüz yıkılmadı...
Türkiye, Sovyetlerle ilgili haberleri yıllardır Brüksel üzerinden almayı sürdürüyor. Bir başka deyişle, Türkiye’ye ancak NATO-ABD ‘süzgecinden’ geçmiş haberler ulaşabiliyor. Evet, NATO Türkiye’ye karşı masum değil; ama kendi yöneticilerimize ne demeli? Türkiye’yi yönetenler hem de milyonlarca soydaşımızın yaşadığı bir ülkeden ‘haberleri’ NATO süzgeçli nasıl alabiliyorlar? İçleri nasıl rahat olabiliyor?
İşte bu sorular yöneticileri değil ama, sade bir yurttaşı iyice rahatsız etmeye başlar. Rahatsız olan kişi ne politikacıdır, ne de askerdir; devlet kurumunda çalışan bir gazetecidir. O kişinin geceleri gözlerine uyku girmez. Ve artık dayanamaz; bu derdini 1988 yılında emekli Tümgeneral Hilmi Şengün Paşa’ya açıklar! Rahmetli Şengün Paşa, o kişiyi yaptığı yayınlardan dolayı tanımakta ve o kişiye çok güvenmektedir. O kişi de Paşa’yı tanımaktadır; Paşa, dürüst, dikkatli, uyanık ve ülkesi için yaşayan yiğit askerlerimizden birisidir. O, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hazırlayıcısıdır! O Ege’nin efesidir!
O kişiyi dinleyen sakin kişilikli Paşa, oturduğu koltuktan birden kalkar. Kendisine ülkesi için yalvaran gözlerle bakan o kişiyi kucaklar ve şöyle der:  “Senin bu isteğin beni utandırdı. Bunu düşünmeliydik. Askerlik şerefim üzerine yemin ederim, elimden gelen her şeyi yapacağım”  der. Ve bir hazırlık süresinden sonra, TRT’nin ve Anadolu Ajansı’nın büroları Moskova’ya açılır!
Bu bürolar çok daha önceleri açılsaydı, Sovyetlerin yıkılışına hazırlıksız yakalanmazdık. Biz bu yıkılışa hazırlıksızdık; ama ABD hazırlıklıydı!
Evet... Dünyanın en netameli coğrafyasında yaşıyoruz. Ulu Tanrı, ülkemizi basiretsiz yöneticilerden korusun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları