Nazarbayev'den "Nükleer Yakıt Bankası" teklifi

Kürşad ZORLU

Dünyada yaşanan gelişmeler, teknoloji ve tüketim alışkanlıklarındaki hızlı dönüşüm ve kapitalist sistemin “neo-liberalist” görüşler doğrultusunda evrilişi yeni yüzyılın belirgin tartışma konularına ışık tutacak niteliktedir. Bunlardan birisi de nükleer silahlanma ya da nükleer silahlardan arınma konusudur. Nükleer silahlanmaya ilişkin tartışmalar, dünya enerji kaynaklarının ve ekonomik sistemin bölüşümü ile yakından ilişkilidir. Bu yüzden önümüzdeki yüzyılın belirleyicilerinden birisi olacağı tahmin edilen “nükleer enerji” kavramı da yeterince irdelenememektedir. Kabul etmek gerekir ki tüm dünya halklarını ilgilendiren bu mesele henüz halk zemininde yaygın değildir. Hatta bu mesele üzerinde bazı ülkelerin söz söyleyebilme ya da irade beyan edebilme imkanı da ortadan kalkmaktadır.
Tarihi süreç içerisinde dünyada nükleer silaha sahip ülkelerin ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore olduğu belirtiliyor. İsrail ise, nükleer silahların varlığı konusunda her ne kadar yorum yapmasa da, uzmanların oybirliği ile bu devletin de 1960 - 1970’li yıllarından beri önemli bir cephaneliğe sahip olduğu tahmin ediliyor. Aynı şekilde uluslararası güçlerin İran’a olan tek yanlı ve ambargolu bakışı yüzünden bu ülkede de nükleer silahlanma sürecine dikkat çekiliyor. Fakat bugün İran üzerinden sürdürülen tartışmaları yönlendiren ve her fırsatta nükleer silah tehlikesine dikkat çeken ülkelerin vaktiyle Hiroşima ve Nagasaki’de yüz binlerce insanın ölümüne zemin oluşturduğunu da unutmamak gerekiyor. Üstelik haklı bir gerekçenin ürünü olan “nükleer silahsızlanma” ile İran’ın emperyalizme karşı gösterdiği tepki ve duruşu birbirine karıştırmak, dünyadaki büyük oyunu görmemize engel olabiliyor.
Sovyetler Birliği’nin çöküşü sırasında, Kazakistan, nükleer savaş başlıklarının sayısı ile dünya sıralamasında dördüncü devlet olarak biliniyordu. Aynı zamanda üçüncü en büyük uranyum üreticisi olan Kazakistan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından nükleer silahlarından kendi iradesi ile vazgeçen dünyadaki ilk ülke oldu. Kazakistan 2010 yılında, dünyada birçok ülkeyi birleştirerek nükleer savaş tehdidinden kurtulmak amacıyla anti-nükleer girişimlere başladı ve evrensel nitelikte bir bildiri ortaya koydu. Ülke sınırları içerisinde bulunan Semipalatinsk nükleer deneme santralinin kapandığı 29 Ağustos tarihini Dünya Nükleer Silahsızlanma Günü olarak ilan etti. Kazakistan’ın bu yöndeki adımları uluslararası camiada saygınlık, lobi ve imaj faktörü olarak kullanıldı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev geçtiğimiz günlerde süper güçlere çağrıda bulundu ve Nükleer Yakıt Bankası kurmayı teklif etti. Bu öneri nükleer enerjiden yararlanmak isteyen bütün ülkelerin tek merkezden güvenli ve meşru şekilde enerjiyi temin edebilmesini öngörüyor. Kazakistan’ın kendi iradesi ile nükleer silahlardan vazgeçmesi, söz konusu alanda belli bir teknolojik alt yapıyı barındırması ve uranyum rezervleri bakımından ilk sıralarda yer alması bu öneriyi teorik açıdan mümkün kılıyor. Kazakistan’ın Güney Kore’de düzenlenecek olan Nükleer Konferans’ta bu öneriyi daha da güçlü seslendirmesi bekleniyor. Ancak keşke tartışmalar böyle tarafsız bir anlayışla yürütülebilse. Zira İran’a bu ve benzer konularda yapılan bazı haksız dayatmalar, ideolojik ve emperyalist yaklaşımlar meseleyi içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş