Ne âkılem ne dîvâne...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Başbakan Sayın R. Tayyip Erdoğan 4 Nisan akşamı “Âkıl İnsanlar Heyeti” ile yaptığı toplantı öncesinde “akıllı insanlar”a hitap etti. Başbakan’ın bu konuşmasında üzerinde durulan en önemli cümle nedir diye merak edip televizyon haberlerini ve gazetelerin ilk sayfalarını şöyle bir gözden geçirdim. Gördüm ki Başbakan’ın “Hesaplaşma değil, helâlleşme zamanıdır” sözü öne çıkmış. Bence de bu cümle önemli... Fakat başta Sayın Başbakan olmak üzere medya bu tespitinde gerçekten samimi ise bendenizin “Âkıl İnsanlar Heyeti” başkanı olmam gerekirdi. (!) Niçin mi? İzah etmeye çalışayım.
Madem hesaplaşma değil, helâlleşme önemlidir. O zaman “Âkıl İnsanlar Heyeti”ne seçilen zevat içinde bu güzel fikri destekleyenler kimlermiş acaba deyip tırnak içinde “Hesaplaşmak mı, helâlleşmek mi?” yazarak google arama motorunu tıkladım. Çıkan 6 sonuçtan 6’sı da bendenize yani Ahmet Sevgi’ye âit. (Bk. Yeniçağ 09 Temmuz 2010 tarihli köşe yazımız.)
Daha açık söyleyeyim. Daha düne kadar gazetelerde, televizyonlarda “hesaplaşma” yazısı yazan, yüzleşmeden olmaz diye tehditler savuran adamlar bir de baktık ki “âkıl insanlar” listesinde yerlerini almışlar. Başbakan da “Hesaplaşma değil, helâlleşme zamanı” nutku irat ediyor onlara.
Bakınız söz konusu yazımızda takriben 3 sene önce biz ne demişiz:
“Beni en çok çileden çıkaran da “hesaplaşma” lakırdısı oluyor. Bunu söyleyenlerin ya düzenli bir aile hayatları yok ya da iyi niyetli değiller. Zira aile hayatı ile devlet yönetimi birbirine çok benzer. Aile içinde ihtilaflar hatta haksızlıklar yaşanmaz mı? Muhakkak yaşanır. Bu anlaşmazlıkları çözmenin yolu, aile fertlerinin geçmişte yaşanan olumsuzlukları her akşam birbirlerinin yüzüne çarpmaları mıdır yoksa ‘Geçmişe takılıp kalmayalım, helâlleşip önümüze bakalım.’ Bundan böyle, ‘birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ düsturuyla hareket ederek ‘birlik ve beraberlik içinde yaşayıp gidelim’ demek midir? Elbette bir arada kardeşçe yaşamak isteyen aile fertlerinin tercihi ikinci şık olacaktır. Devlet idaresi de buna benzer. Yaralar kaşınarak düzeni sağlamak mümkün değildir. Devlete düşen görev; herkese eşit mesafede durmak şartıyla vatandaşlarının hak ve hukukunu korumak olmalıdır... Bu çerçevede uzatılan el havada kalıyor ve ‘Öyle yağma yok, yaptıklarınızı burnunuzdan fitil fitil getirmezsek bize de feşmekân demesinler’ şeklinde davranmada ısrar ediliyorsa orada söz biter.”
Hesaplaşma, yüzleşme, intikam yazıları yazanlar “âkıl adam” oluyor, hesaplaşmakla bir yere varamayız, helâlleşerek birlik ve beraberlik içinde yolumuza devam edelim diyen bizler barışa karşı oluyoruz, âkıl insan sayılmıyoruz. Bu kafayla mı barış ve huzuru getireceksiniz?
Sakın yanlış anlaşılmasın, değil öyle bir heyetin içinde bulunmayı, dâvet edilmiş olmayı bile kendim için zül sayarım. Dönen dolapları teşhir için yazdım bunları... Biz herhangi bir iddiası olmayan, “şöhretin âfet” olduğunu bilen, doğruyu yazıp söylemekten başka bir şey düşünmeyen sıradan bir vatandaşız. Yunus Emre’nin dediği gibi (Ben ağlarım yana yana//Aşk boyadı beni kana//Ne âkılım ne dîvâne//Gel gör aşk beni neyledi)  “âkıl”  değiliz ama oynanan oyunu fark edemeyecek kadar da “dîvâne” değiliz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları