Ne bahasına ve neye mâl olursa olsun, bir sanâyi toplumu olmak

A+A-
Durmuş HOCAOĞLU

İslâm dünyasının trajedisi üzerine kaleme aldığım seri yazı üzerine bir mektup gönderen Sayın Evren İşbilen, şunları yazıyor:
Geçenlerde İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikler dizisinden yayımlanan Galileo Galilei’nin “İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog” adını taşıyan baş eseri bilim yazarı Sayın
Reşit Aşçıoğlu tarafından Türkçeye çevrilmiş bulunmaktadır. Aşçıoğlu ayrıca şunları söyledi: “Türkiye’de bilim Cumhuriyet’le, Atatürk’le başlamıştır, ondan öncesi ’vardır bir hikmeti zihniyetidir’” dedi...
Şimdi bu biraz ideolojik indirgemecilik ve kestirmecilik gibi geliyor. İslam medeniyetinin Yunan felsefesi ve bilimi üzerine kurulduğunu ve bunu Osmanlı’nın da tevarüs ettiği göz önüne alınırsa her şeyi 1923’ten başlatmak doğru mudur? Osmanlı Türklerinin hiç mi bir bilimsel katkısı yoktur dünya bilim literatürüne? Kendimizi bu denli küçültmemiz yerli oryantalizm olmaz mı? “Kendimizi Zulu kabileleri seviyesine niye kendi elimizle indirgiyoruz?” gibi sorular aklıma geliyor.
Öte yandan, benim de gezdiğim Gülhane Parkı’nda kurulan İslam Bilim Tarihi Müzesi’ni kuran görüş (...) tam tersini iddia ediyor...
Siz bu konuda ne diyorsunuz? Hangi görüş daha objektif?
Öncelikle belirtmem gerekir ki, Osmanlı’nın ilimle hiç iştigal etmediği şeklinde bir şey söylenemez ve ben de söylemedim. Bu konuda “Osmanlı Düşüncesi Nasıl Anlaşılabilir?” başlıklı bir makale kaleme alan, sâhasında çok birikimli, kıymetli dostum Sayın Tahsin Görgün’ün de haklı olarak üzerinde durmakta olduğu gibi, henüz bu konudaki kaynaklarımız tam olarak değerlendirilmiş değildir. Ayrıca, daha da iddialı olup, bil’akis, çok önemli ilmî çalışmalar yapılmış olduğunu ileri sürenler de bulunmaktadır. Meselâ Prof. Asım Yıldız, şu anda künyesini veremeyeceğim, akademik olmayan bir dergide - İnsan ve Kâinat, sayı 14 olmalı - yayımlanan bir makalesinde, Mîmar Sinan’ın (1489-1588), Robert Hook’a (1635-1703) atfedilen ve 1675’e tarihlenen Elastisite Kanunu’nu ve modern inşaat mühendisliğinin en temel teorilerinden olan Kabuk Teorisi’ni (Shell Theory) keşfettiğini yazıyordu.
İmdi demek istediğim şudur:
BİR: Bilhassa Viyana hezîmetinden sonra bu vâdide “bir şeyler yapılması” gerektiği fikri uyanır gibi olmuşsa da hemen dâimâ, hiçbir destek görmeyen şahsî çalışmalarla sınırlı kalmış, sistematik ve en önemlisi -ama “en önemlisi” gerçekten- dünya ilmine makro çapta katkı sağlayacak çapta makro bir şeyler üretilebildiğine dâir henüz ortaya elle tutulur müşahhas ve mücessem bir şeyler konmuş değildir. Keşke olsa; bütün yazdıklarımı yırtar atarım. Eğer duâ ve temennî ile olacaksa duam ve temennim odur ki, Şâir’in  “Belki hâlâ o besteler çalınır gemiler geçmeyen bir ummanda”  mısrâında ifâde ettiği gibi, belki hâlâ keşfedilmemiş gizli bir Newton’umuz, bir Maxwell’imiz, bir Carnot’muz, bir Boltzmann’ımız, bir Riemann’ımız vardır; belki; yine de ümidimizi kesmeyelim, “mümkün ola deryâ tutuşa” misâli; ama bu kadarını ümît etmek hayâl gücünün bile ötesinde görünüyor bana ve nitekim Sayın İşbilen’in bahsettiği, burada ismini zikretmek istemediğim ilim tarihçilerimiz bugüne dek henüz böyle bir şeyi kanıtlayabilmiş değillerdir.
İKİ: İslâm dünyasında -ve bilhassa ölünceye kadar İslâm dünyasının tek temsilcisi ve “babası” olan Osmanlı’da- ilmin, dünyayı değiştirici büyük gücü hiç anlaşılmamış, yâni hâlihazırdaki dünyanın gidişâtı iyi okunamamıştır ve bu yetmezlik hemen-hemen aynıyla, bütün abartılı-kabartılı “akılcılık-bilimcilik” iddialarıyla tezat teşkîl edecek tarzda Cumhuriyet’e de intikal etmiştir. Bu ikincisinden sonra bahsedeceğim; ama şimdilik şu kadarını söylemekle iktifâ edeyim bâri: Ne Osmanlı’da ve ne de Cumhuriyet’te “ne bahasına ve neye mâl olursa olsun” - bir kere daha ve vurgu ile yazıyorum:  “akıl almaz bir ihtirasla ve ne bahasına ve neye mâl olursa olsun, velev ki ucunda ölüm bile olsa”  - mutlaka ve behemehâl sınâîleşmek ve bir sanâyi’toplumu olmak gibi bir fikir yoktur; hiç yoktur, hiç olmamıştır ve bugün dahi yoktur, olacağına dâir bir ümit de yoktur yakın zaman için ne yazık ki.

Yazarın Diğer Yazıları