Ne kadar acı

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Sözcü'de Sevgili Soner Yalçın, Anadolu Ajansı üzerine dün yazdı. Bugün bir miktar katkı sağlamak durumundayım. 180 bin sandığın başına birer muhabir bulundurmak elbette imkansız. Şehir merkezlerinde bulundursanız bile kırsalda bulamazsınız. Son yıllarda katılım oranı arttığı halde seçim sonuçlarının üzerine çöken şaibe dağılmıyor. Sebeplerin başında Anadolu Ajansı'na mahkûmiyet var. 24 Haziran'dan 4 gün önce sözde test yayını yapan yandaş medya kanalında yanlışlıkla sonuçlar ilan edildi. Seçim gecesi ile neredeyse birebir. Şehir merkezlerinde sonucu etkileyecek fazla olay yok. Sandıklarda her partinin gözlemcileri var. Ya kırsal? CHP'den milletvekili seçilen Mehmet Ali Çelebi'nin katkılarıyla oluşturulan gönüllü gözlemciler bir çok yerde dayak yedi, sandıklara yanaştırılmadı. Erzincan'da kan aktı 3 can verildi. Sosyal medyadaki videolar sandıkların nasıl doldurulduğunu gösteriyor. MHP'nin Doğu ve Güneydoğu'da aldığı 2 milyon 200 bin oyun üzerindeki şaibe seçim sonucunu etkileyen rakamı da yansıtıyor.

***

Biz yine dönelim Anadolu Ajansı'na.. Kuruluşundan bu yana Anadolu Ajansı küçükşehir, ilçe ve kasabalarda muhabir olarak çoğunlukla öğretmenlerle anlaşır. Yaptıkları haber başına sembolik ücretler ödenir ve bu memur maaşına katkıdır. Bu yöntem Büyük Atatürk'ün öğretmenler ile vatandaş arasında iletişim kurulması ve cehaletle savaş için oluşturulmuştur. Sanırım "Tek adam rejimi" ile bu görev imamlara verilecek. Geçtiğimiz yıl Muş, Van, Bitlis, Ağrı ve Kars illerine 10 günlük seyahatim sırasında bu illerde ve ilçelerinde Anadolu Ajansı muhabirliği ve öğretmenlik görevini yapanlarla uzun sohbetlerim oldu. Farklı zaman ve mekanlarda bir araya geldiğimiz öğretmenler: "Seçim ve referandumlarda artık kurum bizden sandık sonucu istemiyor. Bunun bilinmesini istiyoruz" dediler. "Peki. Ya, sonuçları kim veriyor" soruma: "Kaymakamlık.. Yani polis ve jandarma" karşılığını verdiler. Bu durumda sağlıklı sonuç çıkar mı? Üzerine iki yıldır uygulanan OHAL'i ekleyin. Muş'ta bir okuyucu ile sohbet esnasında referandumda Bursa'da bulunan babasının yerine kardeşinin oy kullandığını, benzeri olayların köylerde yıllarca yaşandığını ifade etti. Köy muhtarı ve sandık görevlilerinin denetiminde ölenlerin, askerde olanların, yurt dışında olanların yerine oy kullanmanın sıradan vaka oluşunu da öğrenmiş olduk. Ve Anadolu Ajansı'nın muhabirlerinden seçim sonuçlarının alınmadığına da tanık olduk.

Dönelim seçimin hemen ertesinde başlayan icraatlara. Bir gün sonra Ankara Yüksel Caddesi'nde 5 araç ile yüzlerce araç çekilerek trafik cezaları yağdırıldı. Bir gazetenin, 528.422 kişinin yaşadığı Çorum ilinde 116 bin 245 icra dosyası haberine güldüm. Yaşadığım Ankara'da icra mahkemeleri için yeni binalar kiralandı. Otobüs ve minibüsler her gün icra dairesi durağına binlerce yolcu taşıyor. Başkentin icra dosyası sayısı 20 milyonu çoktan aştı.

Artık merkezin bulunmadığı medya mahallesinde işten çıkarmalar da seçimle beraber hızlandı. Dün NTV'de yıllarca ekonomi yorumu yapan Mahfi Eğilmez'in işine son verildi. Sırada Devlet Bahçeli'nin hedef gösterdiği gazeteciler var.

***

Seçim sürecinde ara verilip yavaşlatılan FETÖ operasyonlarına hız verildi. Her gün 100'er, 200'er kişi gözaltına alınıyor. FETÖ ve silahlı örgüt suçlamasının yapışamayacağı CHP eski milletvekili Eren Erdem acele tutuklandı. Oysa Eren için açılan dava 17 Eylül saat 10.00'da İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecekti. Duruşma  tarihinin beklenmeyişi "Av"ın hızlanacağını gösteriyor.

Hukuksuzluğun had safhaya çıkışının bir diğer örneği de Gökçe Fırat'ın durumu. Seversiniz sevmezsiniz. Fikirlerine katılmayabilirsiniz. Gökçe Fırat'ın çıkardığı "Türk Solu" dergisi dağıtım engeline rağmen yayınını sürdürüyor. Değerli dost Ahsen Batur'un yakın arkadaşı Fırat'ın asıl suçu Erdoğan'ın diplomasının peşine düşmesidir. Ailesi bu yüzden bir nevi intikam alındığını ifade ediyor. O Silivri'de kitaplar yazıyor. Örgüt üyeliği suçundan 6 yıl 7 ay ceza verildi. 7,5 yıl ceza alanlar tahliye edildiği halde Fırat, hukuksuzca içeride tutuluyor.

***

Mezuniyet törenlerinde özlediğimiz orantısız zeka ürünü pankartlar yine geçiş yapıyor. Bayılıyorum bu gençlere. Boğaziçi Üniversitesi'nin öğrencilerinin pankartlarından bir kaçını paylaşalım. "Biz bu bölümü patates-soğan ithal etmek için bitirmedik", "Elbet bir gün buluşacağız. Bekle bizi Millet Kıraathaneleri.", "Okutmayacağız dediğiniz komünistler mezun oldu. Senin diploman nerede?"

Aylar öncesinden imzalandığı halde seçim sonucunun beklendiği KHK'lar bir gece ansızın çıkabilir. Sadece TSK'dan 4 binden fazla personel atılacak. Diğerleri ile sayı 20 bini geçer. Geri dönüşler ise gram gram.

Dünyaca ünlü The Economist dergisinin 24 Haziran yorumu: "Eski Türkiye'nin son günü". Ne kadar acı değil mi?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları