Ne mutlu Türküm diyene

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Tarih Türk Milleti kadar nankörlüğe uğramış bir başka millet göstermiyor. Balkanlarda kurduğumuz Rumeli Medeniyeti ve o medeniyetin nimetleri ile var olanların bize yaptıkları meydanda... Beş milyon Müslüman Türk, kudurmuş sırtlanlar gibi saldıran Bulgar’ın, Sırp’ın, Karadağlı’nın, Rum’un darbeleriyle yollarda öldü. Bir o kadarı da sakat kaldı. Acaba dünya Balkan Medeniyeti’nin bir eşini, benzerini görebilecek mi?
Osmanlı İmparatorluğu, hâkimiyeti altına aldığı topraklarda yaşayanların dinlerine, dillerine, özellerine dokunmadı. Devleti kuran iradenin kutsal kitabı “Dinde zorlama yoktur. Senin dinin sana, onların dini onlara” buyurmuştur. Ayrıca,  “adalet mülkün temelidir” ilkesi din ve vicdan özgürlüğüne saygıyı bünyesinde barındırıyordu. Böyle bir zihniyet içinde olan Osmanlı, hâkim olduğu topraklarda bir tek kilise, havra yıkmadı. Aksine onları zamanı taşıyacak şekilde sağlamlaştırdı.
Ne yazık ki bu anlayış ve hoşgörünün karşılığı Türk eserlerinin binlercesinin yıkılıp yakılması oldu.
Yüce Peygamberimizin Kabr-i Şerifi’nin ilahi kaderle 1517’de hizmetkârı olduk. O günden 1914’e kadar Yüce Peygamber’in mezarı başındaki kandillerde gül yağı yakıldı. Kâbe, gül suları ile yıkandı.  “Peygamberler peygamberinin toprağına kâfir ayağı basamaz”  diyen kahraman Türk Paşası ikmal yapılamadığı için askerleriyle kavrulmuş çekirge yedi. Kâbe’ye adım atamayan İngilizler, satın aldıkları Arapların ihanetiyle mübarek beldelere girdi. Arapların, yaralı Türk askerlerinin karınlarını hançerle parçalayarak altın aradıklarını unutmadık. Oysa bu Mehmetçikler, Arabistan’ı Hıristiyanlara, emperyalist sömürgecilere karşı asırlarca korudu. Selçuklular, 196 yıl Haçlı Ordularına karşı elde kılıç çarpıştılar. Eğer Selçuklu ve Osmanlı asırlarının yiğit ruhu olmasaydı acaba İslam dini evrensel güç olabilir miydi? Ne yazık ki Arap, tam bir nankörlükle bunları unuttu. Sultan Abdülhamit Han’ın bütün uyarılarına rağmen, Filistinliler vatan topraklarını sattılar. Yahudi altınlarının sesi, Araplara Türkün ikazından daha sevimli geldi. Türk Milleti Arap dünyasına sadece verdi... Maddi fedakârlıklarının yanında gerektiğinde kan verdi, can verdi. Yahudi-İngiliz oyunu olan Vahabilik’e sarılanlar, nankörlüğün satırı olarak Türk’ü arkadan vurdular. Osmanlı eserlerini yıkmayı, yok etmeyi iş edindiler. Hayâ etmeden Kâbe’nin etrafını gökdelenlerle çevirdiler. Öyle ki  “bu el Resullullah’ın elini tuttu, ölünceye kadar belimden aşağısına değmez” diyen Hz. Osman’ın hayâsını çiğneyerek gökdelenlerde ihtiyaçlarını görüyorlar.
Devletimizin Avrupa’daki topraklarında panislavist papazlar bu nankörlüğü şaha kaldırdılar.
Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de hiç bir ayrım yapmadan herkesi eşit hak ve hukuk içerisinde vatandaş kıldık. Bugün ne görüyoruz? Yeni hançerler kından çıkmış, yeni ihanet şebekeleri yollara düşmüş. Bunlara ilaveten şerefsiz, goygoycu kadrolar, kör baykuşlar gibi bazı medya organlarını tutmuşlar. Bir yandan ikinci dil, bir yandan özgürlük safsataları... Bir yandan Mehmetçik’e kurşun atana özel mezarlıklar. Rahmetli Osman Bölükbaşı bunlara karşı musluğu ilk gevşetenlerden olan bir devlet büyüğümüze ’Bu millet avradını satana deyyus, vatanını satana deyyus oğlu deyyus der “ demişti. Sonra o zatın bu türküyü çağırdığını hiç duymadık.
Hiç kimse unutmasın; TC vatandaşı olan her birey Türk’tür. Türk Devleti’nin dili Türkçe’dir. Türk vatanı bölünmez bir bütündür. Bu vatan sahipsiz değildir. Türk’ün sabrını taşırmasınlar. Bu millet bayrağını, toprağını elinden almak isteyenleri yumruğuyla değil, tükürüğüyle boğacak güçtedir.
Yazıma son verirken Aziz milletimizin yeni yılını tebrik ediyor, birliğinin dirliğinin daim olmasını diliyorum.
“Ne mutlu Türküm diyene!”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları