Ne "Sâf/Öz Millet" vardır, ne de "Sâf/Öz Dil”

A+A-
Durmuş HOCAOĞLU

Bugünkü yazımı da, bir evvelkinin devamı olarak, aynı saygıdeğer okuyucumun mektubuna tahsîs edeceğim. İlk yazım üzerine gönderdiği ikinci mektubunda, adını yazmanın bir mahzur teşkil etmediğini bildiren, emekli öğretmen, amatör gazeteci, Iğdırlı Sayın Akay Aktaş,  “Yazım kısa olduğu için tarihi derinliklere girmemiştim. Yoksa şüphesiz ben de dilimizin yabancı kültürlerin etkisi altına çok öncelerden girdiğini az çok biliyorum. Ve Türkçe öztürkçe konuşacağız diye ortaya atılan abuk sabuk kelimeleri de hiç onaylamadım. Bütün varken tüm demek, sesli varken ünlü demek bana hep tuhaf ve itici gelmiştir. Hele olası, olanak, dinlence gibi kelimeler kulağımı tırmalamıştır. Ben e-postamda 1980 sonrası ablukayı özellikle verdim. Zira iletişim, TV yayınları o tarihten sonra arttı. Ve dışa açılmak adına milli değerlerimiz, kaynaklarımız hırpalandı. Bu durum AKP döneminde ise daha bir hızlandı”  diyerek başladığı bu ikinci mektubuna, Iğdır’da neşrolunan Işık gazetesinde, 21 Temmuz Pazartesi günü kaleme aldığı bir yazısını da eklemiş; alâkasına ve nezâketine teşekkür ederim.
Bu kadar samimî ve nâzik bir mektup yazan Sayın Aktaş’ın kırılması beni fevkalâde müteessîr eder; ümîd ederim ki bir sûi tefehhüm olmaz; ama, maalesef, yukarıdaki kısa iktibasta olduğu gibi, hayli doğru tesbitler de ihtivâ eden bu mektup, bütün olarak ele alındığında, temel mantaliteye taallûk eden mes’elelerde yine tashîhe muhtaç ciddî hatâlar ile mâlûl bulunuyor. Yine maalesef ki, bu mühim mevzûları burada uzun uzadıya tafsîle girişemeyeceğim; onun yerine, şimdilik, daha henüz yeni yayımlanan ve ankarîbüzzaman siteme yerleştireceğim akademik bir makalemi tavsiye edecek[1] ve çok kısaca ihtisar edeceğim.
İmdi, mühim bir örnek olarak, meselâ, Sayın Aktaş - inşaallah yanlış anlamışımdır - “Öz Türkçe” taraftarı; işte bu vahîm bir hatâ - hattâ, “hatâ” dan (error) daha fazlası bile, bir “yanlışlık” (false) -; çünkü Arz üzerinde “öz dil” diye bir dil hiç olmamıştır; bu, külliyen boş bir hayâldir; bir kere en umûmî manâda “dil” in - yâni “lisan” ın - nasıl ortaya çıktığı meçhûl; Hz. Âdem kıssasından ilham alınarak peşine düşülen “Âdem Dili” nden (Lingua Adamica) hiçbir netîce istihraç edilememiş ve artık vazgeçilmiştir. Ahd-i Atîk’e istinâden ortaya atılan “Dillerin Karışması” (Confusio Linguarum) [2] ise ap-açık fantastik bir masaldan başkası değildir; tıpkı, Yahûdî teoloğu Kabalacı Abraham ben Samuel Abulafia’nın (1240-1291), İbrânî dilinin insanlığın ilk dili, yâni Lingua Adamica olduğu veya en azından potansiyel olarak, olabileceği şeklindeki iddiası gibi. Darwinci antropolojinin en zayıf tarafı da kezâ aynıdır: “Konuşamayan ve düşünemeyen insan-öncesi hayvan” dan “konuşan ve düşünen insan” a geçişi açıklayamamak bu teorinin çökmesi için tek başına yeterlidir.
İkinci olarak, “saf ve öz bir dil” olması için “sâf ve öz bir cemiyet” şarttır ve bu da muhâldir; evvelen çok iyice bilinmelidir ki, ırk ve millet aynı şey değildir ve sâniyen ne sâf bir ırk vardır ve ne de sâf bir millet; bu, imkân hâricidir; Haldûn’un ifâdesiyle,  “sarih nesep, sadece göllerdeki vahşi Araplarda ve onlar hükmündeki toplumlarda bulunur” [2]; o bile bulunmaz; zinhar - Haldûn’un maksadı, soy saflığının, medeniyete uzaklıkla olan bağlantısına vurgu yapmaktır-. Milletler de hâkezâ: Sâf millet diye bir şey yoktur; ne sâf Türk vardır, ne sâf Arap vs. Beri yandan, “millet”, “genetik” değil, “tarihî ve kültürel” bir varlıktır ve ilk teşekkülün nasıl başladığı meçhûldür, muhtemelen de ilelebed meçhûl kalacaktır. Milletler tarihte bilinmeyen bir şekilde doğar ve evrilerek ilerler; kan alır, kan verir, kültürleri etkiler ve etkilenir, hısımlıklar, akrabalıklar kurar ve olgunlaşır, sonra yaşlanır ve sonra da fevt olur. İmdi “sâf/öz millet” olmayınca “sâf/öz dil” de olmayacaktır; Humboldt’un belirttiği gibi,  “Milletlerexpndtw9 , nasıl expndtw5 meydana getirdiklerini bilmedikleri dillerini konuşurlar” . Vexpndtw0 e tabiatiyle Türkler de bir istisnâ teşkîl etmezler; “Sâf/Öz Türk” olmadığı için “Sâf/Öz Türkçe” diye bir şey de yoktur.
[1] Hocaoğlu, Durmuş., “Dil Üzerine Notlar: İnsan’ın ve Dil’in Sıfır Noktası; İnsan, Dil ve Cemiyet ve bir Tipoloji Olarak Aveyron’lu Victor”., Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi., ISSN 1300-9435., 2005, Sayı: 13, ss.5-36
[2] Tevrât-ı Şerif, yâhut Eski Ahit Kitabı: Tekvîn, Bab: 11
[2] İbn Haldûn., Mukaddime., II.IX., Hazırlayan: Süleyman Uludağ., Dergâh Yayınları., İstanbul, C:  I: İkinci Baskı: Mayıs 1988, s.432 v.dv

Yazarın Diğer Yazıları