Neden ?

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Necati Doğru dünkü Sözcü’de yazmış:  “Bir ülkeyi ve milleti çökertmek istiyorsan 4 yol var”  demiş ve sıralamış:  “Parasıyla oyna. O ülke çöker, o millet biter. Diliyle oyna. O ülke çöker, o millet biter. Okullarıyla (eğitimiyle) oyna. O ülke çöker, o millet biter. Orduyla işgal et. O ülke çöker, o millet biter. Bugün orduyla işgal etmiyorlar. Eğitimle oynuyorlar. O millet ve ülke çöküyor” demiş ve ülkemizde eğitimle nasıl oynandığını örnekleriyle anlatmış.

Katılıyoruz, ancak üç ilâvesi ile. Bir, diniyle oyna. Kendi çıkarına ve siyasete alet ederek. (İtikat İmamımız Maturidi, özetle diyor ki;  “Din ayrı, siyaset ve şeriat ayrıdır. Din vahye dayanır, değişmez, siyaset ve şeriat ise insan aklının ihtiyaca göre yorumuna dayanır ve değişir. Dinde zor yoktur.) İki, milletiyle (bütünlüğüyle) oyna. Egemenliği milletten al, milletin ayrılmaz parçaları olan etnisite ve mezheplere ver. O ülke çöker, o millet biter. Çünkü, insanlık tarihi acı örnekleriyle göstermiştir ki, sosyolojik bir terkip olan millet ve egemenlik bölünürse, iç savaş başlıyor. Bu da çöküş ve bitiş demektir. Bugün Müslüman ülkelerde yaşanan kanlı iç savaşların, egemenliği (Devleti) hangi etnik veya mezhep grubunun temsil edeceği çekişmesinden kaynaklandığı görülmektedir. Üç, ordusuyla oyna. Vatanın bütünlüğü, milletin birliği ve devletin egemenliğinden sorumlu olan orduyu, günlük siyasetin (parti iktidarının) emrine al, elini kolunu bağla, görevini yapamaz hale getir.
Bunlar bilgisizlikten olabilir mi?
Bunun cevabı, son tahlilde evet... Ama ilk tahlilde hayırdır. Kendi tarihimize bakalım, 1876’da başlayan Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi anayasalarının hepsinde de egemenlik, tek millet, bir tek devlet ve eşit birey (vatandaş) ile merkezden yönetim esasına göre inşa edilmiştir. Meselâ; Devletin uyruğunda olan bireyler, ayrım gözetilmeksizin eşittir... Egemenlik Türk Milletine aittir... Bu aidiyeti gösteren devletin dili de Türkçedir... Memur olmak için Türkçe bilmek şarttır... Vatan bölünmez bir bütündür gibi hükümlere yer verilmiştir. Bir de uluslararası hukuka bakalım: Dünya düzeninin kurallarını koyan ve devletleri bağlayan BM Sözleşmesi (Anayasası), Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Sözleşmesi gibi temel anlaşmalarda; egemenlikler tek millet, eşit vatandaş ve tek devlet esasına göre tarif ediliyor. Devletlerin anayasalarında belirtilen dil ve diğer temel kurucu unsurlar değiştirilemez. Eğer değiştirilirse, var olan devlet yıkılmış sayılır. Sözleşmelere göre, etnik ve mezhep toplulukları milletten sayılır, ayrı bir tüzel kişiliği ve siyasi egemenliği olamaz. 
Bugün ülkemizde, bu gerçeklere tamamen aykırı olarak ve yoğun bir şekilde çok dillilik tartışmaları yapılmaktadır. Sanki; devletler çoğunluğun ortak paydasına göre kurulmuyormuş, AİHM’de azınlık ve etnik dilde öğretim ve eğitim taleplerinin tamamı reddedilmemiş, ana diller devlette değil, toplum içinde serbestçe yaşanmıyormuş gibi, ana dilin resmi ve eğitim dili sayılması dayatılmaktadır. Dahası, bu tartışmalar, okullar yakılarak, devlet kurumları ve görevlileri kurşunlanarak, yollar kesilerek, cinayetler işlenerek, bölgede kamu düzeni işlemez hale getirilerek, kanlı terörle desteklenmektedir. İnsanlığa karşı işlenen suçlar kategorisinde yer alan terör hariç tutulursa, devletin dili tartışmaları 1876 Anayasası yapılırken de yaşanmıştır. Hem de daha seviyeli olarak. Ancak, Kanunu Esasi ile devletin kimliği, aynen yukarıda ifade edildiği gibi inşa edilmiştir. Bu kolay da olmamıştır. Nitekim, Mithat Paşa’nın başkanlık ettiği Anayasa  Komisyonunda, ” Osmanlı halkının her biri, kendi lisanı üzere talimi tekellümde serbesttir “ görüşlerinin benimsenmesi üzerine, Sultan Abdülhamit Han’ın Mithat Paşa’yı uyararak: ” Bilmeliydiler ki Paşa, nasıl Kur’an-ı Kerimi Arapça okumaktan vazgeçmezsem, devletimin toprakları üzerinde de, Türkçe konuşulmasından ve Türk lisanından başkasını kabul edemem. Böyle bir maddenin yer alacağı Kanun-u Esasi’yi bana getirmeyin “ dediği malumdur.
Batılı devletlerin, bugün olduğu gibi Kanunu Esasinin, milliyetler, ademi merkeziyet (yerinden yönetim) ve liberal esaslara göre yapılması için yaptığı ağır baskılara ve Osmanlı Devletinin dağılma sürecine girmiş olmasına rağmen kabul edilmemiştir.
Sorunun cevabına tekrar gelirsek, bu gerçeklerin bilinmediğini kim söyleyebilir? O halde, ” Türkiye’yi dönüştürmek “ veya” 2023’de Yeni Türkiye “ dedikleri ” çok ortaklı (milliyetli) “ bazen de,” Osmanlının bıraktığı coğrafyaya dönmek “ adını verdikleri bir saplantıya girildiğini söyleyebiliriz. Bu maksatla olacak; 5 defa, yabancı bir devletin davetiyle Oslo’da ve daha da çok sayıda teröristbaşının hücresinde yapılan mutabakat sonucunda, KCK/PKK bölgede ” Özerk “ yönetim kuracak, bunun için ” çatışmasızlık(!) “ gereği devlet bölücü eylemlere karışmayacak, ülkeye serbestçe gelebilecek teröristler etnik siyaseti başlatacaktır.
Evet, neden sorusunun cevabı, bu siyasetten başka ne olabilir? Sonuçta, içeride ve dışarıda terör örgütleriyle muhatap konuma düşürülen ülkemizin tehlikede olduğu açıktır. Çare, bu gerçekleri milletimizin bilmesinden başka ne olabilir?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları