"Neden kazandı" diyenler var?

A+A-
Ahmet GÜRSOY

     Mehmetçik vurulup yere düştü... Al kanı toprağa yayıldı. Toprak kanı içti... Sonra bir Mehmet daha, derken bir tane daha... Hepsinin kanını toprak emdi, içine çekti ve yuttu. Böyle böyle yüzyıllar içinde toprak vatan oldu. Sıradan olmaktan çıktı. Kutsallaştı adeta. Yeni anlam kazandı.

Vatan bunun için kutsaldır.

Kişisel çıkarın ötesinde, bütün bir toplumun çıkarı ve geleceği için yere düşen evlatlarını bağrına basanların, canından beslendiği için vatandır toprak... Bu sebeple bir toplum için vazgeçilmez ortak paydadır.

Hatırlayın!

15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu İzmir'e çıktığında elinde haçıyla koşa koşa karaya çıkan Yunan albay ve askerlerini takdis ettikten sonra eğilip çizmelerini öpen Metropolit Hrisostomos ne demişti?

"Evlatlarım, ne kadar Türk kanı içerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız."

"Türk kanı içmek" sevabını alacak her bir Yunan askerinin karşısında o günlerde iktidarda bulunan hükümet yoktu. Hatta hükümet, İzmir'in işgalini halktan saklamaya çalışmakta "bu tür şayialara ehemmiyet vermeyin" diyordu. Çok daha vahimi, Türk ordusunun kumandanlarına "mukavemet etmeyin" emri göndermekteydi...

Kim vardı işgalin karşısında?

Kuva-yi Milliye!

İşin garibi, Türkiye toplumu kabak gibi ikiye ayrılmıştı. İktidarda bulunan hükümet ve onun politikalarını benimseyip, kurtarıcıları hain ilan edenler ve kendilerini hain ilan edenlere rağmen vatanı kurtarmak için ölümü göze alanlar.

Sadece Yunan ordusunu yenmeyecektik. Bir de içeriden vuranlara karşı da galip gelmek zorundaydık...

Tıpkı, İzmir'i işgal eden Yunan askerlerine "ne kader Türk kanı içerseniz o kadar sevaba gireceksiniz" diyen Hrisostomos gibi,  Karadeniz'de ayrılıkçı Pontus hareketinin önemli isimlerinden Trabzon Metropoliti Hrisantos, Samsun Metropoliti Aftimos da arkadan vuran Pontus çetelerini destekleyecektir.

Kısacası özelde Fener Rum Patrikhanesi'yle birlikte tüm Hıristiyan camia gibi, çoğu Müslüman din adamları da Mustafa Kemal'e karşıydı.

İşgal karşısında 70 müftünün karşı fetvasının dışında İstanbul merkezli tüm İslam camiası, tarikatlar, cemaatler ve cemiyetler, İngilizlerle iş birliği içinde Kuva-yi Milliye'ye ateş püskürmekteydi.

İşin tuhaf tarafı nedir biliyor musunuz?

9 Eylül'de Türk ordusunun kazandığı zafer, yerli muhalifleri çok üzdü... Hâlbuki sevinmeliydiler değil mi?

Hayır!

Üzüldüler...

Halen daha bunu sürdürenler var. O üzüntüyü bugün devam ettirenler, "neden kazandılar" demenin değişik örneklerini veriyorlar.

Dönemin gazetelerine bakın.

Mesela en meşhurlarından olan ve bir zamanlar içişleri bakanlığı da yapmış olan Ali Kemal şöyle demekteydi: "Bu millici mahlûklar kadar başları ezilesi yılanlar hayal edilemez. Düşman onlardan bin kere iyidir..."

Bakışları buydu.

Zafer kazanılınca hayal kırıklığı yaşadılar..

Mustafa Kemal karşıtlığı, o günlerden kalma bir alışkanlık. Sonradan ideolojik kılıfa büründü bakmayın. Halen daha padişah arayan, cumhuriyet yerine, saltanat isteyen, hukuk devleti yerine, kişi devleti peşinde olanların tarihsel dip kodları işte burada. İçinde yaşadığımız toplumu 40 etnik parçaya ayırma, açılım, saçılım, başkanlık hevesleri, ülkenin içinde bulunduğu sistem krizi gibi temel sorunların kökünde de yine aynı çatışmanın "niye kazandılar" anlayışı var.

 

 

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları