Neden tek adam?

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Referanduma sunulan anayasa paketini tartışıyoruz. Getirilmek istenen yönetimin adı bile belli değil; ihtilaflı. Kimine göre "Başkanlık Sistemi" veya "Türk Tipi Başkanlık Sistemi" kimine göre de "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi." Tarihimizde "Başkanlık sistemi" diye bir modelimiz olmamıştır. Ama biliyoruz ki, bazı ülkeler böyle bir sistemle yönetiliyor. Eyalet devletlerine dayanan federal yapıdaki başkanlık sistemleri dışında kalanlar ki, çoğunluktadır; daha ziyade Afrika ve Güney Amerika gibi ülkelerde görülmektedir. Bizdeki düzenlemeyle karşılaştırdığımızda; hukuk, özgürlük ve insan hakları bakımından çok daha gerilere gittiğimizi, 400-500 yıl geçmişe özendiğimizi üzülerek söylemek zorundayız. Çünkü o sistemlerde, yasama-yürütme-yargı üçlüsü ile egemenliğin kullanılması, bizdeki gibi tek adama devredilmemektedir. Diğer ifadesiyle bizdeki düzenleme tek adama, tek adamın takdirine/keyfine dayandığı için sistem özelliğine sahip değildir.

"Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi"ne gelince, buna ne tarihimizde, ne dünyada ne de devletler hukukunda rastlamak mümkündür. Hukuk devletinin "H"sinin, demokrasinin "D"sinin bulunduğu bütün anayasalarda "Egemenlik milletindir. Millet egemenliğinin kullanılmasını, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakamaz'' temel hükmü yer almıştır. Bizim anayasalarımızda da, 1876 Kanunu Esasi'den günümüze kadar bu ilkenin kaldırılması hiç düşünülmemiştir. Tam tersine, Türk Milletine ait olan egemenlik, 5 defa sıfırdan yapılan anayasalarımızda; dünyadaki, bölgemizdeki ve ülkemizdeki bazı tehdit ve gelişmeler karşısında ortaya çıkan ihtiyaç dikkate alınarak daha da güçlendirilmiştir.

Neden tek adam?

İnsanlığın ve Türk Milletinin yürüyüşü durdurulamaz bir şekilde hukuk, temel insan hakları ve hür demokrasinin geliştirilmesi yönünde olduğu halde, neden egemenliğin kullanılması tek adama veriliyor? Bu ihtiyaç hangi gerekçeye dayanmaktadır? Bunun cevabını Türk Milletinin bütünlüğü ve egemenliği açısından samimi bir şekilde vermek zorundayız. Hiçbir zümre ve kişi takıntısına kapılmadan; günlük hesap, zıtlaşma ve şartlanmalardan uzak kalarak bulmalıyız.

Sorunun cevabına, tek adam yönetimini kim ve kimler dayatıyor tespitinden başlayalım. Cevabı çok kolay; Erdoğan ve sınırlı sayıdaki yakın çevresi değil mi? Ne zamandan beri? Açık bilgilere göre:

*             1991'de, "Kürt Sorunu"... gerçekte ulusal bir sorundur... halkının büyük bir çoğunluğu Kürt ulusal kimliğinin tanınmasını istiyor.

*             1993'te, "Resmi ideoloji ırkçı bir kişilik taşıyor... Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde 27 etnik grup yaşamakta. Bu 27 etnik grubun da varlıklarının tanınması gerekmektedir. 'Türkiye Türklerindir gibi tezler yanlıştır. Türkiye, Türkiye'de yaşayan herkesindir."

*             1997'de bölücü terör saldırıları sebebiyle ortamın son derece gergin olduğu Siirt'te yaptığı; "Türkiye'de düşünce özgürlüğü yok ve ırk ayrımı yapılıyor... Gökler yerler açılsa, üzerimize tufanlar yanardağlar saçılsa yolumuzdan dönmeyiz ... Kürt, Arap, Çerkez ayrımı yapılamaz. Çünkü bütün insanların birleştiği çatı İslam'dır. Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler ise kışlamızdır" konuşması. Mahkemede; "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği" gerekçesiyle mahkûm olmuştu.

Bize göre bu üç belgenin özeti: Bu topraklarda yaşayan herkesi hiçbir fark gözetmeden, sosyolojiye göre Türk Milletinin bireyi ve hukuka göre Türk devletinin eşit-şerefli vatandaşı olarak görememesi; bu insani ve bütünleştirici, uluslararası hukuka da uygun olan gerçeği "ırkçılık ve ayrımcılık" saymak suretiyle mücadele bayrağı açması; asıl ırkçılık olan etnik (köken ve ırk) farkı gözeterek gerçek ayrımcılık tuzağına düşmesi ve millî egemenliği bu gruplar arasında paylaştırmayı amaç edinmesidir.

İktidara geldiklerinden itibaren söyledikleri ve yaptıkları ile geçmişte ortaya koyduklarının çelişen bir tarafını göremiyoruz. Nitekim, 2002'de dibe vuran PKK terörü, dirilerek bugünlere geldi. Terör eylemleri ülkemizi sarsmaktadır. Irak'tan ve Suriye'den kuşatıldık. Milletten ve devletten gizli olarak pazarlıklar yürütüldü. Habur, 5 defa Oslo, teröristbaşı ile varılan İmralı "çözüm süreci" mutabakatı ve Şubat 2015'te kameraların önünde okunarak, idam mahkûmu APO'nun hazırladığı söylenen anlaşma metni İktidarın, AKP'nin ve HDP'nin temsilcileri tarafından ilan edilmedi mi? Devletimiz, çok dilli, çok etnikli hale getirilmedi mi?

"Efendim bunlar geride kaldı. Terörle ciddi mücadele yapılıyor, biz buna bakalım" diyenlere seslenelim. Aldanmayalım, bu defa "Çözüm süreci" PKK'sız yapılacak. Geçenlerde Cumhurbaşkanı Şanlıurfa ve Mersin'de, mutadı üzere etnik grupların adını bir bir sayıp "biz 'İbrahimî milletiz" demedi mi? Milletimizin adı Türk, dinimizin adı İslam dememek için Arapçadaki ümmetle, Türkçedeki sosyolojik manadaki milleti karıştırmadı mı?

Sonuç: Tek adam devleti ele geçirecek yetki istiyor. Çünkü; ilk önce Türk Devletinin kimliğini değiştirecek adımlar atılacak. Sonrası için, AKP'nin 2012'de TBMM'ye verdiği "Başkanlık sistemi" teklifi okunmalıdır. Görülecektir ki, belki de 2023'e varmadan Türk Devleti yerine ortaklık devleti dediğimiz, "Yeni Türkiye!" kurulmuş olacaktır. HAYIR denmezse, referandum amacına ulaşacaktır.

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları