Nefret denizinde kulaç atıyorlar!..

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Hrant Dink Vakfı, Dink suikastının yıldönümüne günler kara “medyada insan haklarına ve farklı kimliklere saygının güçlendirilmesine katkıda bulunmak” amacıyla bir kitap yayınladı:
Nefret Suçları ve Nefret Söylemi.

‘Genelkurmay açıklaması
nefret suçuna teşvik etti’
Boyutları hayli geniş olan çalışmayı
özetlemek gerekirse;
Herşey, Hrant Dink’in, Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğu yönündeki iddialarından oluşan haberinin, Hürriyet gazetesi aracılığıyla daha geniş mecrada tartışmaya açılması ve Genelkurmay Başkanlığı’nın konuya dair açıklamasıyla başladı. Bu tür yayınların “milli bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmadığını” savunan Genelkurmay, “Hrant Dink’in hedef haline getirilmesi sürecini başlattı”!
Dink hakkında yazı ve yorumların çıkma nedeni, hatta “Dink’in geçmiş yazılarına dönülmesi ve suç unsuru-suç konusu yapılabilecek yazı aranması” da bu açıklama yüzündendi! Tümü “sistemli” bir çalışmanın ürünüydü! “Organize işler” di yani!
Bu kitaba bakılırsa Genelkurmay düğmelerine basmış, ülkenin en saygın kalemleri de “kurulu robot” gibi “nefret” kusmuştu Dink’e!
Tek hedefleri vardı:
Birilerini tahrik edip kafasına sıktırmak!
Hrant Dink Vakfı’nın “kara listesi”nde
kimler yoktu ki!
Kitap boyunca sezilen “Ergenekon’a iliştirme” gayreti çerçevesinde olmalı en tepeye İlhan Selçuk’un adı yerleştirilmişti. Selçuk, “soykırıma uğramış bir halkın trajesidini aşağılayıcı bir dil” kullanmakla suçlanıyordu.
Hasan Pulur da üzerine “çarpı” konan yazarlandı. Dink’in kişiliği ve görüşlerini hedef alma cüreti göstermişti!
Hele Deniz Som yok muydu; “önemli bir yeri vardı Hrant Dink’in hedef gösterilme sürecinde.”
“Dink’in 301. maddeden yargılanmasına neden olan meşhur yazısını sütunlarına almış ve yazıyı  tahrif ederek Hrant Dink’i faşist hatta Adolf Hitler’in bile ilerisinde bir faşist olmakla” suçlamıştı!
“Kara liste”nin ağır topları arasında Melih Aşık ve Emin Çölaşan da vardı!
Hrant Dink’i “iç düşman” kategorisine
soktuğu öne sürülen Çölaşan “bizi şaşırtmayan isimlerden biri” diye özel bir vurguyla
sunuluyordu.
Melih Aşık’ın “Hrant kardeş sen haksız bir mahkeme kararına haklı olarak üzüldün. Peki 70 milyonluk bir ulusu herhangi bir yargı kararı olmadan kendisinden önce yaşanmış olaylardan dolayı soykırım suçlusu ilan ederken bunda da bir haksızlık görüyor musun, görmüyor musun?” satırlarıysa “çarpıtma”-ydı... Aşık’ın Dink’e verilen mahkumiyet cezasını, “soykırım suçlamalarına yanıt” kabul ederek meşrulaştırmaya çalıştığına inanıyorlardı.
Ki zaten mahkumiyet, “Dink’in Türklüğü aşağılayan bir Ermeni olarak damgalanması”nı sağlayan “ırkçı” bir karardı.

Yeniçağ arşivinde
suç delili taraması
Bütün milli hassasiyet sahipleri aynı hızla lekenirken; sağolsun(!) birinciliği Yeniçağ’a vermiş Hrant Dink Vakfı!
Çünkü Yeniçağ, “Egemen medyadaki dilden daha doğrudan ve daha aksiyoner, daha saldırgan ve ırkçı” bir söylem geliştirmiş Dink’e karşı!
Bu katiyen nefret içermeyen(!) tanımdan sonra şöyle özetlemişler Yeniçağ’ın “Ermeni’ye bak” manşetinin arka planını:
“301. maddeden yargılanması devam ederken Hrant Dink’in her açıklaması, her sözü yeni saldırılara vesile oldu. 9 Ekim 2004 tarihinde Hrant Dink’in Avrupa Birliği sürecinde Türkiye’de yapılan reformları övdüğü “Hoş Gidişler Ola” başlıklı yazısı Yeni Çağ Gazetesi tarafından tamamen çarpıtılarak “Ermeniye bak” başlığıyla manşete çekildi. Hrant Dink yine hedef gösteriliyordu. Bunun üzerine Hrant Dink, gazeteyi Basın Konseyine şikayet etti. Ne hikmetse Basın Konseyi, açıkça ırkçılık yapılan, birini hedef gösteren bu habere ilişkin olarak Yeniçağ Gazetesine “uyarma” cezası verdi. Ne var ki bu ceza bile oy çokluğuyla karara bağlanabilmişti. Bu çalışmayı yaparken Basın Konseyi’ne başvurarak kimlerin hangi oyları kullandıklarını öğrenmeye çalıştım, ancak görüşmelerin gizli olduğu ve bilginin paylaşılamayacağı söylendi.”
Daha kitabın kapağında, “Yeniçağ arşivinden küpür sergisi” konseptini görünce, bu işten böyle bir paragraflık “kınama” cezasıyla yırtamayacağımızı anlamıştık! Nitekim asıl bomba patladı birkaç satır sonra. Agos gazetesi önünde ülkücü gençlerin “şimdi Ergenekon sanığı olan Levent Temiz” öncülüğünde yaptığı eylemi “hem de överek” sayfalarına taşımıştı Yeniçağ! Bu affedilemezdi!
Yeniçağ bu eylemi haber yaptığı için, ilginçtir ki diğer gazeteler de “haber yapmadıkları için” suçlanıyordu. Böylece onlar da “çok açık bir ırkçı saldırıyı yok sayarak ön açıcı bir rol oynamış”lardı!
İşte Hrant Dink Vakfı’nın yayınladığı 300 küsur sayfalık “hikaye”nin özeti bu!
***
Sizdeki ilk çağrışımı ne oldu bilmiyorum ama benim zihnimde canlanan ilk görüntü, bugün sayfaya da koyduğumuz, Dink’in kaldırım üzerindeki cansız bedeni oldu.
Kendi kendime sordum:
“Bir ceset yetmedi mi?”
Öyle ya, bir yandan Dink’in medyanın “hedef göstermesi” sonucu öldürüldüğünü savunup diğer yandan ülkenin en etkili yazarlarını isim isim hedef göstermek başka nasıl açıklanabilirdi?
Dink’in yanında yatan yeni “ceset”ler mi görmek istiyorlardı acaba; başka “maşa”lar  en az Rakel Dink’in canı kadar yakmalı mıydı mesela Tansel Çölaşan’ınkini?
“Hedef tahtası”ndaki isimlere sordum.

Çölaşan: Hrant Dink o
sözleri söylemedi mi?
Konuştuğumuzda henüz hakkında yazılanlardan haberdar değildi Emin Çölaşan. Telefonda kendisi ile ilgili bölümü okuduğumda yorumu kısa ve net oldu:
“Bunlar tantana yapıyorlar. Biz gerçekleri yazdık. Hrant Dink bu lafları söyledi mi , söylemedi mi? Onlar söyleyince suç değil de, biz onların söylediklerini yazınca mı suç? Üstelik bir yerde onlar  bizi hedef gösteriyor bu yayınlarıyla!”

‘Faili olabilecek kişileri
neden hiç yazmıyorlar?’
Melih Aşık için de sürpriz değildi bu yayın. Kısa süre önce bir Hrant kitabı da yazan Tuba Çandar’ın Taraf’ta Neşe Düzel’e verdiği söyleşiyi hatırlattı. İşaret fişeğini şöyle atıyordu Çandar:
“Bütün basının bu olayda parmağı var. Ama köşe yazarları arasında altın vuruşu Çölaşan yapıyor. Mehmet Ali Kışlalı, Oktay Ekşi, İlhan Selçuk, Hasan Pulur, Emin Pazarcı, Deniz Som, Melih Aşık, Sabiha Gökçen haberini ele alan yazılar yazıyorlar...”
Aşık, asıl tartışılması gereken konuya dikkat çekti konuşmamız sırasında:
“Benim yazılarımdan alıntılar yaparak hedef göstermeye çalışanlara bir tek şey sormak istiyorum:Dink’in faili olabilecek kişileri neden yazmıyorlar?”

‘Hrant’ın arkadaşlarının
yazdıklarını da inceleyin
Dananın kuyruğunun koptuğu yer de burası aslında. “Hrant’ın arkadaşları”, “Türk milliyetçiliği düşmanlığı” duygusu oluşturmak, bunu kronikleştirmek uğruna mutat olarak yaptıkları tahrik edici açıklamalarla gündemi işgal ederken, suikastın bir “fikir” olarak ortaya çıkmasından eyleme dönüşmesine, sonrasında organizasyonu yapanların tespiti, soruşturmaya dahil edilmesi ve gerekli cezaları almasına kadar “takip” gerektiren sürecin “makus talihi”ne terk edilmiş olması garip değil mi?
Dink suikastından sonra medyada iki koldan faaliyet gösteren “cinayet çözücü”lerin aslında “cinayeti perdeleyici” bir işleve sahip olabileceklerini hiç düşündünüz mü? Bir tarafın “tek suçlu var Emniyet” tavrına karşılık diğer tarafın “tek suçlu var Jandarma” refleksi karanlıkların feneri mi oluyor yoksa olayı aydınlatmaya yarayacak “bölünmüş kutuplaştırılmış deliller, ifadeler, tanıklıklar”ın perdesi, gölgesi mi?
Hrant Dink Vakfı hakikaten işe yaramak istiyorsa “nefret” değil “perdeleme” söylemi üzerine yapmalı arşiv çalışmasını bence... Suikast gününden bu yana “sorumluların” en kısa sürede cezalandırılması yönünde yayımlar yapan “milliyetçilerin” değil de “Hrant’ın arkadaşları”nın köşelerinde yapmalılar arşiv çalışmalarını önce...

Ermeni’ye hakaret suç
Türk’e hakaret serbest mi
İşin sırrı, 319 sayfa boyunca medyanın “Vurun Ermeni’ye” güdüsüyle hareket ettiğini savunanların, aynı 319 sayfa boyunca “Vurun Türk’e, vurun devlete, vurun Atatürk’e, vurun Türk Milliyetçisi”ne tavrını bir “hak” görmüş olmalarında galiba.
Şöyle ki ;
Madem nefret söyleminin metodu “aşağılama ve hakaret” o zaman nasıl oluyor da “Hrant’a hakaret edenlerin kellesi vurula” derken, “Türkiye’de ünlü 301. maddedeki devlete hakaret suçu türünde ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve cezaya tabi olan iftira suçu kaldırılmalıdır” teklifi savunulabiliyor?
Devlete hakaret serbest, Türklüğe hakaret etmekte beis yok ama Ermeniliğe hakaret nefret suçu öyle mi?
Yeniçağ’ın “Ermeni’ye bak” manşetini “nefret suçu” sayan zihniyetten de bu beklenirdi. “Hoş Gelişler ola Mustafa Kemal Paşa...” marşına atıfla “Hoş gidişler ola!..” yazmak; Atatürk’ü, hem de Ermeniler’in hak iddia ettikleri topraklarda yaşayan Türkler’in kendisini karşıladıkları sözlerle uğurlamaya kalkışmak “nefret söylemi” değil “tahrik” değil ama “bak şu konuşana” diyerek okuyucu vakadan haberdar etmek “nefret söylemi”! Ortada fol yok, yumurta yokken “Haydi bir Ermeni bulup da linç edelim” demişiz gibi!..
Üstelik, sizin Atatürk’ten nefret etme hakkınız, Türk’e hakaret etme hakkınız olduğu ölçüde, başkalarının da “Dink’ten nefret etme” hakkı da olamaz mı yani? “Nefret”i kendiniz için insani bir duygu, başkaları için suç olarak konumlandırmak mı “Hrant için, adalet için” gösterebildiğiniz tavır? Dink öldürüldü haberini duyduğu an, içinde en büyük fırtınalar kopan yayın organı bizizdir belki ya... Hepsi bir yana sevmek zorunda mıydık canım Hrant Dink’i? Ve hepimiz Dink olmak zorunda mıyız şimdi?
Deniz Som, Hrant Dink’e “ırkçı” dediği için nefret suçu işlemiş, cinayeti azmettirmiş sayılacak ama Hrant Dink Vakfı Yeniçağ’a “ırkçı” deyince kendisine demokrasi madalyası takacağız öyle mi? Ya yarın sabah bir kurşun da Yeniçağ’ın önünde atılırsa?..
“Nefret” dolu 319 sayfayı Yeniçağ’ın manşetleri, logosu, yazarlarının isimleri, resimleri ile dolduranlar hazırlar mı bunun sorumluluğunu üstlenmeye?
Seçtikleri küpürlere baktık da, resmi, belgesi, şahidi olmayan bir “soykırım iddiası”nı peşin peşin doğru sayıp Türkiye’yi yargısız infaz edenlerinki “sevgi, barış, kardeşlik söylemi” diye geçerken kayıtlara, Yeniçağ’ın Hocalı’da aklın alamayacağı işkence yöntemleriyle katledilen Türkler’in resimlerini, toplu mezarlarını, kemiklerini “belgeleyerek” “soykırım bu” demesi, “nefretin simgesi” sayılıyor iyi mi?
Katlidilen Türk olunca “hak etmiş midir”  sizin “nefret terazisi”nde yani?
Madem ki “kalıpyargılar” en büyük delili nefret suçlarının... Madem ki “Ermeniler” demek bile bir “nefret” göstergesi;
Daha iki gün önce Taraf’ta “İlk günkü öfkenizi soğutmadan tüm heybetinizle Agos’un önüne gelin” çağrısı yapan adamın, Hrant Dink’e açtığı davalarla gündeme gelen Kemal Kerinçsiz üzerinden yaptığı “milliyetçiler”, “ulusalcılar”, “Ergenekoncular” “kalıpyargıları”nı da “nefret suçları” dosyanıza eklemeye yetecek mi yürekleriniz; hadi!
Katledilmiş bir insanın arkasından yazınca incitici ama; “Nefret söylemi”yse Dink’i öldüren silahın mermisi, “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asıl damarında mevcuttur” biçimindeki “nefret söylemi” de intihar girişimi sayılamaz mı?
***
Kitabın Dink’le ilgili bölümü “Nefret söylemi açısından Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı en çarpıcı örneklerden biri kuşkusuz Hrant Dink cinayeti oldu” diye başlıyor ama bence kendilerine haksızlık etmiş bu sunumu yapanlar. Her bir satırını büyük bir dikkatle okuduktan sonra şunu söyleyebilirim ki “Nefret söylemi açısından Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı en çarpıcı örneklerden biri, kuşkusuz sayısız gazetecinin azmettirici yaftasıyla hedef gösterildiği bu kitap olmuştur!”


+++


‘Kopil’ timine dair komplo teorileri
Habertürk’ten Yiğit Bulut, Sabah’tan Sevilay Yükselir ve Akit’ten Hasan Karakaya’yı hem de Akmerkez’de, hem de Papermoon’da aynı masada görünce ilkin biz de “Ne ola ki” dedik tabii... Sonra “Bu bir ittifak”sa eğer “ortak bir düşman” da olmalı gerçeğinden hareketle bu üçlünün oklarını çıkardıklarında mesela “Cüppesiz Ahmet Hoca” diye, mesela “dalak” diye, mesela “sığıntı” diye yöneldikleri hedefe döndük...
Dıdıdıdıdımmmmmm! Piyano tuşlarına inen sert vuruşlardan ibaret bir arka fon ve önde seri cinayeti çözmüş dedektifin “zafer kazanmış komutan” sırıtışıyla ilan ediyorum: Yoksa o... O... Dilim varmıyor ama... Aman Yarabbi! Yoksa Ahmet Hakan’ı çökertme timi mi?
Hasan Karakaya “Papermoon’daki sığıntı” rolünü kabul ettiğine göre var demek ki ortada böyle ulvi bir hedefi “kopil” timinin!
Ve fakat tersten bakarsak resme; komplo teorisi yazmakta nispeten uzaman birisi dedi ki: “AKP’ye komplo yapmak istesem yandaş diye bu üçünü biraraya getirmekten iyisini yapamazdım herhalde!”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş