Nerde kalmıştık?..

Ahmet SEVGİ

Uzunca bir tatilin ardından kültür, sanat ve edebiyata dair yazılarımıza kaldığımız yerden tekrar başlıyoruz. En son yazımızın başlığı “Yazar olmak” tı... Memnuniyetle belirtelim ki bu yazımız çok ilgi gördü. 100’ün üzerinde elektronik mektup aldım. Bazı okuyucularım yazar olmayı çok istediklerini ifade ediyor, işe nereden başlamak gerektiğini soruyorlardı. Bazı okuyucularım da yazılar göndermiş, değerlendirmemi istiyorlardı. Yeniçağ’da yazmak için tavassut etmemi talep edenler bile vardı. Bu kadirşinas okuyucularıma ayrı ayrı cevap yazamadığım için üzgünüm. Fikir ve sanata dair konuları bu sütunda tartışmaya devam edeceğiz. “Tavassut” işine gelince... Hiçbir Yeniçağ yöneticisiyle vicahen tanışıklığımız olmadığını söylersem sanırım mesele anlaşılmış olur.
Evet, yazar olmak derken gayet tabii, sadece “köşe yazarlığı” nı kastetmiyoruz. Eli kalem tutan; fikir, sanat ve edebiyata dair imali fikirde bulunan ve bunları belli bir “üslûp” çerçevesinde yazıya dökebilen herkes yazardır.
Bu yolda başarılı olabilmek için doğal olarak, işe genç yaşlarda başlamak gerekiyor. Ancak, hiçbir şey için vakit geçmiş sayılmaz. Lâkin hangi alanda olursa olsun belli yaştan sonra başlanılacak bir işte başarı grafiğinin yaşla ters orantılı olacağı bilinen bir gerçektir.
Yazmak ve yüzmek...
Bendeniz, öğrencilerime “yazma” konusunu anlatırken genellikle “yüzme” yi örnek veririm. Bence yazmakla yüzmek arasında çok yakın bir ilgi vardır. Bir sahil çocuğu düşünün... Küçük yaştan itibaren denizle devamlı irtibat halinde olduğu için -şu veya bu ölçüde- muhakkak yüzmesini bilir. Yazmak da öyle... Küçük yaşlarda kalem tecrübesine başlayan bir gencin yazar olmaması için hiçbir sebep yoktur.
Diğer taraftan denizi, ırmağı, gölü vs. haritada gören bir genç de -özel bir eğitim almamışsa- bencileyin yüzmesini bilmez. Ama bu, sahil çocuğunda yüzme kabiliyetinin yüksek, diğerlerinde düşük olduğu anlamına gelmez. Yani yazmak sanatı; bisiklete binmek, otomobil kullanmak, yüzmek gibi bol egzersiz yapılarak kazanılan bir melekedir.
Ayrıca, diğer birçok alanda olduğu gibi yazarlıkta da çevrenin önemli bir yeri vardır. Etrafında yazıp çizen birisini görmeyen, yazının büyük gücünü fark edip irkilmeyen bir gencin yazarlık yoluna girmesi çok zordur.
Bana sorarsanız bir aile büyüğünün yahut bir kompozisyon hocasının günlerce “yazma” nın öneminden bahsetmesi yerine; yazı yazıp bu yazıları aile ortamında veya derste ele alarak işlemesi daha etkileyici olmaktadır. Eğitimde hiçbir bilgi, somut örneğin yerini tutmaz...
“Hoca boşuna nefes tüketme, yazarlık kabiliyet işidir” dediğinizi duyar gibiyim. Ama hayır, yazarlıkta kabiliyetin etkisi % 20’yi geçmez. Bu konuyu bir başka yazımda ele almak istiyorum...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş