Nereye gidiyoruz?

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Bu soruyu, “yarın” nereye gideceğimizi tesbit için sormuyorum. 1923’lerden bu yana Atatürk ilkeleri ile yoğrulmuş bir halk olarak geçirdiğimiz safhaları, verilen mücadeleye, milli direniş ruhuna bakarak bugün bunların gittikçe sulandırılmakta olduğuna bakıyor ve 20-30 yıl sonrayı düşünüyorum. Rum tarafında gittikçe yoğunlaşan “Yunan Kıbrıslı” veya “Kıbrıslı Yunan” bilinci altında yetiştirilen Rum gençliğine, değişmeyen kilisenin yaydığı “Kıbrıs Yunandır, Türk düşmandır” çizgisine, okullarında gençlere yapılmakta olan “Kıbrıs meselesi 1974’de başladı, barbar Türk’ün isyanından kaynaklanan bir meseledir; unutmayacağız” telkinlerine baktıkça Rum’un nereye gitmekte olduğunu görebiliyorum da, bunların karşısında “barış” adına, çocuklarımıza ve gençlerimize telkin edilenleri işittikçe dehşete düşüyorum. Rum gençleri Yunan milliyetçiliğini benimseyerek, Türk düşmanlığı ile yetişirken, bizde öğretmenler sendikası başta olmak üzere, milli addedilen herşeyi kötülemek veya unutturmak için elden gelen herşey yapılmaktadır. Uzman psikologlar gençlerimizin kimlik bulanımı içinde olduklarını söylüyorlar. Kendini “Kıbrıslı”  addeden Rum genci için “Kıbrıslılık, Kıbrıs’ta yaşayan Yunan asıllı insanların kimliğidir.”  Çünkü Kıbrıs Yunandır  ve kendileri de “ellinokipriyo” dırlar yani Elen Kıbrıslılar. Tarihçilerine göre okullarında Rum gençlerine bu öğretilmektedir ve bu tanımın (Kıbrıslılığın) içinde Türkler  yoktur, Türkler 1571’de gelmiş olan barbar Türk’ün kalıntılarıdırlar! Makarios’un “işgalcilerin bu kalıntıları, bu Türk azınlığı yok edilmedikçe EOKA hedefine ulaşmış sayılamaz” sözleri ve bunun bir sonucu olarak 1955’den bu yana bize yapılanlar bu bilgilendirmenin bir sonucudur.
Bizde “Kıbrıslılık”, Türk’ün yaşadığı coğrafyanın adı olmaktan çıkarılmış, Kıbrıs’ta yaşayanların (Rum-Türk ayırımı yapılmaksızın) kimliği haline getirilmek için bir gayret vardır. Okullarımızda yabancıların telkinleri ile değiştirilmiş olan tarih kitaplarımız ve milli kültürü, milli düşünceyi, Anavatana ve Atatürk ilkelerine bağlılığı Kıbrıs’ta barış açısından kabul edilmez addedenlerin yaklaşımları karşısında Okul Aile Birlikleri ile  basınımızın sessizliği oldukça üzücüdür. Milli kültürün, Atatürk ilkelerinin, laikliğin dinciler adına sorgulandığı ve Avrupa Birliğinin Türk ulusuna “Atatürk ilkeleri AB normlarına uymaz, bunlardan vazgeçiniz” diyebildiği bir ortamda Türk aydınlarının suskunluğu da oldukça düşündürücüdür.
O halde sorumuzu tekrarlayalım; Nereye Gidiyoruz? Yakın geçmiş tarihini bilmeyen, karşı taraftakilerin milli görüşlerinden habersiz bir gençlik yetiştiriyoruz. Din yok, milli kültür  “barışa darbedir” görüşü hakim bir ortamda Türk gençlerinin “barıştan ve özgürlükten”  anladıkları nedir? 1974’de gelen barışın ve kazanılmış olan özgürlüğün kıymeti bilinmiyorsa, “Kıbrıslılık eşittir barış ve özgürlük”  dersini vermekte olan öğretmenlerin önderliğinde 20-30 yıl sonra Hristofyas’ın dediği çizgiye gelmiş oluruz: Türkiye’den  ve Türklükten kopmuş, asimilasyona hazır yumuşacık bir kitle!
Kendimize gelmek zamanı şimdidir. Milli tarihimize ve Atatürk ilkelerine sahip çıkan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, halkın egemenliğine inanmış, Anavatan Türkiye’den asla kopmayacak bir gençlik için seferberlik gerekmektedir. Atatürkçü öğretmenlere çok iş düşmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları