New York'da ajanlar savaşı

Altemur KILIÇ

Bu Pazar, güya geçmişteki İstanbul’da dolaşacak çocukluğumun “Adalarını” anlatacaktım.. Ama gündem değişti, Başbakan’ın, New York’u ziyareti esnasında Manhattan adasının ünlü 7. Caddesinde, “korumalar” -ajanlar- arasında yaşanan itişme, kakışma araya girdi..

Kim kimdir? 
Önce ABD’nin “koruma” ve “istihbarat” servislerı konusunda,  basınımızdaki bir karmaşaya, kafa karışıklığına son verelim.
Bizim medyada her nedense, bütün ABD koruma ve istihbarat servislerine “CIA” veya “FBI” denir.. Mesela, Türkiye’ye Clinton’u, Baba ve oğul Bush’ları, Obama’yı korumaya gelen ajanlara, “CIA” ajanları dendi... Oysa öyle değil.
CIA (Merkezi İstihbarat Ajansı) FBI (Federal Araştırma Bürosu), Secret Service (Gizli Servis ) ve son zamanlarda Secret Service’le birleşen DSS (Devlet Güvenlik Servisi) ayrı ayrı örgütler...

Görev alanları...
Kanunlara göre “CIA” hariçte,  “FBI” dahilde görev yapar. “SS”  (Gizli servisin) görevi de Amerikan Başkanlarını, ailelerini, görevli bulundukları ve yaşadıkça içeride ve dışarıda korumaktır. Ayrıca “Gizli servis”  DSS ile birlikte, yabancı Büyükelçilik misyonları ve diplomatları korumakla görevlidir..
Gerçi görev alanları, kanunla kesin olarak ayrılmıştır ve sureta biribirlerinin sahalarına karışmazlar ama, fiiliyatta bir yerde çakışırlar veya çatışırlar. TV dizilerinde bu çatışmaları ve hatta bu servis ajanlarının mahalli polis teşkilatlarıyla çatışmasını görürsünüz!
Anlaşılan New York’taki olaylar bizim korumalar da karışınca kargaşa çıkmış!
Gerek Başkanı koruyan Gizli Servisin (Tarihi sebeplerle Hazine Bakanlığına bağlıdırlar) başka görevleri de kalpazanlık, vergi kaçakçılığı, mali suçlar olduğu halde tabii başlıca önemli görevleri Beyaz Sarayın ve her yerde Başkan ve ailesinin korunmasıdır... Beyaz Sarayı bu servise bağlı Üniformalı Muhafızlar da korur!

Çok katı kurallar...
Başkanı koruyan Gizli Servisin kuralları da geçmiş acı tecrübelerden ve özellikle Kennedy’ye yapılan suikastten sonra çok katıdır. Başkan bir yerden geçerken  “her şey dondurulur”, kimsenin gözüne kaşına bakmadan hoyratça durdurulur, hatta kımıldayan olursa vurulması pahasına!...
New York sokaklarında Başbakanın etrafındakı ajanlar itişmesi -kakışması- neden, nasıl oldu pek anlayamadım.. Ama galiba bizim Başbakanın korumalarının İngilizce ve kuralları bilmemeleri neden olmuş olabilir.

Benim gördüklerim
Ben görevim gereği, özellikle o zaman ABD Dışişleri Bakanlığına bağlı olan ve ziyaretçi yabancı devlet adamlarını ve diplomatları korumakla görevli ajanların çalışmalarını da bu ajanların nasıl görev yaptıklarına, özellikle, rahmetli Bülent Ecevit’in, hem Başbakan olmadan önce hem de Başbakan iken ve rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil’in ziyaretleri esnasında, yakından tanık oldum!
Kuralları o kadar sıkı idi ki, New York Havaalanına Başbakan Ecevit’i karşılamaya gelen eski bir bakan, protokol listesini  “Ben Bakanım” diye aşınca, kolundan tutup atmışlardı.. Bir gazeteci arkadaşımızı  “Basın” demesine rağmen kucaklayıp kapıdan dışarıya çıkarmışlardı.
O zaman o korumalar Dışişleri Bakanlığına bağlı idiler ama, bütün servislerin kurallarına göre hareket ederlerdi.. Aynı eğitimi görmüşlerdi..
Ecevit’in ve Çağlayangil’in otelinde aynı katı kapatırlar, ayrı odalarda nöbet tutarlar ve asansör başlarına koydukları aynalarla gireni çıkanı kontrol ederlerdi.. Başbakana, Bakana refakat eden biz resmi görevlilere kolay tanınmamız için, özel şekillerde ve renklerde rozetler takarlardı.
Sabahları, oteldeki karargah odalarında bir kara tahta üzerinde,  Başbakanın, Bakanın o günkü güzergahı belirlenir ve makineli tüfeklerle mücehhez koruma arabalarının nasıl yer alacakları tespit edilirdi...
Mesela o gün Çağlayangil’in alış veriş yapacağı büyük mağazalarda veya yemek yiyeceği lokantalarda, etrafında etten kemikten çember oluştururlar, etraftakilerin vücutlarını silah vs. var mı diye yoklarlardı!

Ecevit’e suikast
Rahmetli Bülent Ecevit Amerika’ya gelmişti... Ben de sınıf arkadaşı olarak, fakat Orta Elçi sıfatımla zamanın Dışişleri Bakanı Çağlayangil tarafından refakatına memur edilmiştim. Kaldığı otelde ajanlar aynı düzeni kurdular...
Ecevit, Waldorf Astorya otelinin bir salonunda New York’taki Türkler ile konuşacaktı ama Türkler, konuşacağı salona sığmadılar, karşında ayrı bir salon açtık.
Otelin dışında Ecevit aleyhinde nümayiş yapan Rumları, atlı polisler güç zaptediyorlardı! Ajanlar sıkı sıkıya tembih ettiler; “Aman Sayın Ecevit sakın bu salondan dışarı çıkmasın yoksa, kendisini koruyamayız” dediler... Dışarıda kalan Türkler “Başbakanımızı isteriz” diye bağırıyorlardı. Rahşan Hanım: “Bülent çık” dedi ve Ecevit dayanamayıp salondan çıktı karşı salona girdi...Ve orada kıyamet koptu.. Türklerin arasına sızan Kıbrıslı bir Rum tabancasını kaldırıp “Shoot the Bastard” (Piçi Vur) diye bağırdı.. Ama arkadan siyahi bir ajan Johnson fırladı adamın koluna yapıştı tabancayı aldı. Meğer adamın kolu takmaymış. Johnson’un elinde kaldı... Türkler yanlış anladılar zavallı Johnson’u dövmeye kalktılar...

Mutfaktan kaçırıldık
Bu olay üzerine, ajanlar Bülent Ecevit’i, Rahşan hanımı, Büyükelçi İlter Türkmen’i, beni ve eşimi otelin mutfaklarından geçirerek, makineli tüfekli arabalar himayesinde otele götürdüler.
Rahmetli Çağlayangil, Sanfransisko’da konferans verecekti... Ajanların koruması altında oraya gittik ve ajanlar aynı düzeni orada da kurdular...
Bu arada söyleyeyim; bir lokantaya gidildiğinde, ajanlar ayrı ayrı yakın bir masada otururlar ve vazife başında ne yerler ne de içerlerdi! Gözlerı fıldır fıldır etrafta olurdu! Rahmetli onlara, “Siz yemezseniz ben de yemem” diye ısrar ederdi... Ama onlar bu ısrarı geri çevirirlerdi...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş