Neyi, kime veriyorsunuz?

A+A-
Ahmet B. ERCİLASUN

Ertuğrul Özkök  “dostça ayrılık” tan söz edip duruyor.  “Nevruz günü Abdullah Öcalan’ın verdiği mesajla birlikte, Güneydoğu Anadolu artık bir ’Kürt Federasyonu’dur... Ayrılık dahil en gerçekçi ve kalıcı barış yöntemini tam da şu günlerde bütün açıklığı ile konuşmakta yarar var” diyor. Konuyu “tartışmaya açtım bile” diyerek devam ediyor (Hürriyet, 23-24.04.2013).
Neyi, kime veriyorsunuz Sayın Özkök? Işın Çelebi, işin ekonomik tarafını ele alarak size cevap vermiş. Fakat bir de işin tarihî hak boyutunu dinlemelisiniz.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu dediğimiz topraklar 1048’den beri Bizans’la vuruşa vuruşa alınmış topraklardır. 1048 Pasinler Savaşı ile Selçuklu Türkleri Van’dan Trabzon’a kadar yayıldılar. 1060-61 yıllarında Türkmenler Ahlat, Muş, Malatya üzerinden ilerleyerek ve Bizans ordusunu bozguna uğrata uğrata Sivas’a kadar ilerlediler. 1064’te Alparslan, Ani’yi Bizans’tan alarak Kars’ı Selçuklu topraklarına kattı. 1067’de Selçuklu komutanı Afşın Beğ, Malatya civarında bir Bizans ordusunu yenerek Kayseri’ye kadar ilerledi. Bütün bunları İslam Ansiklopedisi’ndeki Selçuklular maddesinde bulabilirsiniz. Nihayet 1071’de Malazgirt’te Bizans ordusuna nihai darbe vurularak bütün Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı.
Fetihten hemen sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu Türk devletçikleriyle doldu. Erzurum, Bayburt, Kemah ve çevresinde 1072-1202 arasında Saltukoğulları; Erzincan, Divriği, Kemah, Şebinkarahisar ve çevresinde 1080-1228 arasında Mengüçekoğulları; Bitlis ve Erzen’de 1084-1393 arasında Dilmaçoğulları; Diyarbakır ve çevresinde 1098-1183 arasında Yınaloğulları; Malazgirt, Ahlat, Erciş, Adilcevaz, Eleşkirt, Van, Tatvan, Silvan, Muş ve çevre ilçelerinde 1110-1207 arasında Ahlatşahlar; Harput, Palu, Arapkir, Çemişkezek ve çevresinde 1085-1113 arasında Çubukoğulları; Diyarbakır, Mardin, Silvan, Hasankeyf, Harput ve çevresinde 12.-15. yüzyıllar arasında Artukoğulları bölgeyi idare ettiler. 12. yüzyıldan itibaren bölgenin bir kısmı Anadolu Selçuklularının eline geçti. 1243-1336 arasında bütün Anadolu ile beraber bu bölge de İlhanlıların elindedir. 14. yüzyılın ortalarından itibaren Karakoyunlular, daha sonra Akkoyunlular bölgeye hâkim oldular. Nihayet 1514 Çaldıran, 1516, 1517 Mercidabık ve Ridaniye savaşlarıyla bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu Osmanlı Türklerinin eline geçti. Bütün bu devletler Türk devletleridir ve bölge 11. yüzyılın üçüncü çeyreğinden bugüne kadar Türklerin hâkimiyetinde kalmıştır. Osmanlı döneminde Diyarbakır ve Van, 1847-1867 arasındaki 20 yıllık dönem hariç daima vilayet olarak yönetilmiştir.
Şimdi söyleyiniz; kimin toprağını kime veriyorsunuz? Türklerin kan dökerek ve şehitler vererek Bizans’tan aldığı ve 900 küsur yıldan beri sahiplenip muhafaza ettiği toprakları hangi hakla vermeye kalkışıyorsunuz? Bugünkü nesillerin, 900 küsur yıllık ataların mirasını masa başında  “dostça” başka bir devlete devretme hakkı var mı? Siz şahsi mülkünüzü istediğiniz kimseye devredebilirsiniz. Fakat 900 küsur yıldan beri Türk milletine ait olan bir mülkü hangi hakla başkalarına devretme teklifinde bulunabilirsiniz veya bunu tartışmaya açabilirsiniz?
Türk milletinin gönlü zengindir. Kendini Türk’ten ayrı sayanlara da toprağında bugüne kadar yer vermiştir; bundan sonra da verebilir. Ama kendi mülkünde başka hiç kimsenin hâkimiyet kurmasına müsaade etmez. Terörün 30 yıldır bitirilemediği de yalandır; 1999-2002 arasında terör bitirilmiştir; elbette yine bitirilebilir. 
Bir çift söz de açılım belasını başımıza musallat edenlere. Sonunda Ertuğrul Özkök gibi Türklük duygusu olan ama aynı zamanda hakkaniyet duygusuna da sahip bulunan bir yazarı bile ayrılığı tartışma noktasına getirdiniz. Özkök deyip de geçmeyin. Türkiye’nin en büyük gazetesini 20 yıl yönetmiş bir başyazardan söz ediyoruz.  “Kürt aidiyetinin bu kadar yüceltildiği, Türk aidiyetinin ise bu kadar aşağılandığı bir psikoloji” den bahsediyor Özkök. Sonunda bunu da başardınız; ne kadar övünseniz azdır! Yoksa bu başarma sözünü kinaye kabul etmemeli miyiz? Yoksa siz sahiden bu sonucu mu istiyorsunuz?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları