Neyi talep ettiniz de vermedik nankörler?

İsrafil K.KUMBASAR

Yedik, içtik, tam da kürdanı dişlerimizin arasına takıp, içimizden geldiği gibi şöyle bir geğirmeye başlayacaktık ki ‘aksi şeytan’ bir kez daha tebelleş oldu başımıza.

Hay gözü çıkmasın şu şeytanın canım kardeşim; ‘bütün hesaplarımız’ alt üst oldu.

Her seçim döneminde ‘dindarlık’ tezgahı üzerinde iktidarımıza perçin üzerine perçin atarken, ‘bugünleri’ nasıl da düşünemedik?

Çok mu ileri gidiverdik yoksa?

Şehide “kelle” dedik, gıkı çıkan olmadı; terörle mücadeleyi “kandan beslenme” olarak yutturduk, millet sırtımızı sıvadı; “Analar ağlamasın” diye bir türkü tutturduk, “Ananı da al git” kadar hoşlarına gitti.

Nerede yanlış yaptık acaba?

Balık lokantalarında ‘akilleri’ buluşturup, balık hafızalı ‘akılsızlara’ geçmişi bir güzel unutturmaya çalıştık; unutmayıp da mırın kırın edenleri ‘ihanet’ ile suçladık.

Öyle ya, memlekette bir ‘bahar rüzgârı’ esmeye başlamıştı; hoş ‘Arap Baharı’ işinde biraz çuvalladık, ‘büyük biraderin’ üzerimize yüklemiş olduğu ‘büyük vazifeyi’ tam olarak yerine getiremedik.

Lakin memlekette hakikaten bahar rüzgârı hüküm sürmekte, ‘her iki kişiden biri’ bize destek vermekteydi.

Dile kolay, neredeyse ‘çeyrek asır’ boyunca arabayı devirmeden ‘duble yollarımız’ üzerinde hedefe doğru sürdük.

* * * 

“Beraber yürüttük...”, pardon ‘...yürüdük biz bu yollarda” parçamız ne de güzel tutmuştu oysa.

Kim derdi ki, ilk çomağı o gözü çıkasıca ‘haşhaşiler’, ‘paralelciler’ sokacak tekere.

‘Ne istemişlerdi’ de vermemiştik?

Ağır yara aldık ‘17/25’ kıskacında.

Tam onu savuşturalım derken, bir de şu ‘terör örgütünün uzantıları’ çıktı başımıza.

‘T.C. ibaresini’ resmi dairelerden kaldırttık, “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü dağlardan kazıttık, ‘Andımızı’ yasaklattık, ‘Kürtçe’ meal, ‘Sokak’ cumaları, ‘Melelere Diyanet’te kadro’ ihdasına kadar işi götürdük.

‘Elimizi’ değil ‘gövdemizi’ soktuk taşın altına, ama yine ‘nankörlere’ yaranamadık.

Azıcık daha dişinizi sıksanız ne olur yani; yok, ille de ‘oyun bozanlık’ edecekler.

Arkadaş laf aramızda, ‘Oslo’ görüşmeleri, ‘Habur’ tiyatrosu, ‘İmralı’ ile düet, ‘Kandil’ ile pandomim çabalarımızın hiç mi hatırı yok?

Nedir onca melanet Allah aşkına?

Neymiş efendim biz seçim öncesi Batı illerinde milliyetçilik yapmış da “Ne Kürt meselesi, hangi hakları eksik?” demeye kalkışmışız.

Böyle bir kepazelik olur mu hiç; ‘ağzımızdan çıkan her söze’ hemen inanılır mı?

Hele ‘geçmişte söylediklerimiz’ ile ‘bugün söylediklerimizi’ yan yana koyun bakalım, kaç tanesi birbirini tutuyor?

* * *

Bakınız, buradan açık açık söylüyoruz; bunların ‘ilm-i siyasetten’, ‘takiyyeden’, ‘hile-i şer’iyyeden’ zerre kadar haberleri yok.

Nasipsiz bunlar, nasipsiz; hatta ‘Mecusi’, ‘Zerdüşt’ bunlar, ‘ateşe’ falan tapıyorlar.

Neyse o ayrı bir bahis konusu; ama hiç mi hiç olmadı bize karşı bu yapılanlar.

Neredeyse memleket üzerimize geldi; en yakınlarımız bile “Bu yol yol değil” diye karşımıza çıktı, ama biz yine sizlere ‘istediğiniz her şeyi’ vermekten geri kalmadık.

Elinizi vicdanınıza koyun bre; ‘binlerce kilometrelik yol’ yapmadık mı bu ülkede? Şimdi kalkmış ‘pişmiş aşa’ su katma, ‘iktidarımıza’ tafra atma derdine düşmüşler.

Hadi bizim ‘dalgınlığımıza’ geldi, ‘egomuzun’ gazıyla ‘nasıl olsa bir dönem daha tek başına iktidarız’ diye sandığa asılmadık.

Size ne oldu böyle, hangi tavuğunuza kış dedik de ‘kolumuzu kanadımızı kıracak’, ‘iktidarımızı alaşağı edecek’ bir kalkışmaya yeltendiniz öyle?

Kalkışma yapacaksınız eğer ‘demokrasi’ adına yapın, ‘özerklik’ talepleriniz için yapın, ‘kültürel haklar’ ayağı altında isteyin de isteyin.

Fakat “Seni asla başkan seçtirmeyeceğiz” dalgası da ne oluyor öyle?

‘7 Haziran’ kâbusunun izleri üzerimizden silininceye kadar ‘sopamız’ her daim üzerinizde olacak bilesiniz.

* * * 

Ha, “Şimdi ne oldu?” diye soruyorsanız eğer; aslında siz de çok iyi biliyorsunuz.

Bugüne kadar verdiklerimiz hep ‘devlet kesesinden ağalık’ kâbilinden şeyler idi.

Ama bu defa durum oldukça farklı.

Sizin yüzünüzden ‘altlarımızdaki koltuklardan’ olduk; ‘ihaleler’, ‘komisyonlar’, ‘arazi kapatma’, ‘devlet içinde kadrolaşma’ işleri sekteye uğradı.

Mevzubahis ‘ikballerimiz’ ise eğer, asla elimizden kaymasına rıza göstermeyiz.

Mücadele ‘sonuna kadar’ sürecek.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş