Obama-Sarkisyan görüşmesini açıklıyorum

Kürşad ZORLU
Bu nasıl olacak dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü Obama-Sarkisyan görüşmesinin henüz gerçekleşmediğini ve 13 Nisan’da Washington’da sonuçlanacağını ben de biliyorum. Ancak gelin söz ve cümlelerin olduğu kadar; duygu ve düşüncelerin, kişisel ya da toplumsal beklentilerin de deşifresini yapmanın mümkün olabildiğini kabul edelim. Bu yolla öncelikle Ermenistan tarafının Obama’ya aktarabileceklerine bakalım:
Sarkisyan’ın, “Biz Dağlık Karabağ’ı işgal edilmiş değil, kurtarılmış bölge olarak görüyoruz. Buna göre Ermenistan vatandaşlarının büyük bir bölümünün de isteği üzerine bölgenin, beklenildiği biçimde terk edilmesi mümkün değildir. Karabağ’da bir halk oylaması yapılsa bile ” Kaçkın “ların oy kullanmasını istemiyoruz. Bu kapsamda Türkiye tarafının Azerbaycan’ın istekleri doğrultusunda oluşturduğu ” ön şart “ teklifini süreci tıkayan en önemli nokta olarak biliyoruz. Oysa Türkiye’nin bizimle olan ilişkilerini bundan ayırması gerekir. Türkiye önce bizimle yapılan protokol metninin gereklerini yerine getirmelidir. Özellikle sizin 24 Nisan tarihinde Ermenistan konusuna değinmenizi umut ediyoruz” şeklinde konuştuğunu düşünelim.
Obama’nın bu sözler karşısında şaşıracağını düşünmek yanlışlık olur. Çünkü herkesin malumu olan şeylerin ABD Başkanı tarafından bilinmemesi dünya düzenine aykırıdır. Buna karşın Obama’nın 24 Nisan tarihinde “soykırım” sözünün ya da buna ilişkin ifadelerin kullanılmasının nelere mal olabileceğini Sarkisyan’a aktardığını farz edelim. ABD yönetimi de çok iyi biliyor ki “24 Nisan”, Türkiye kamuoyunda adeta bir sembol haline gelmiş durumda. Obama açısından zaten son dönemde tırmanan ABD karşıtlığını iyice körüklemek Orta Doğu ve Afganistan’daki çıkarlarına zarar verebilir. Üstelik Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Davos çıkışı hâlâ hafızalardayken; Sarkisyan ve Obama’nın Türkiye’yi çeşitli yollarla köşeye sıkıştırma ihtimalini yok saymak, geçersiz bir değerlendirmedir. Öyleyse bu görüşmeden hangi sonuç çıkabilir?
İlk olarak 24 Nisan tarihinde bir kriz yaşanmaması için Türkiye tarafının adım atması istenecek. Örneğin protokolün onaylanması ya da sınır kapılarının açılması gibi. Ama zaten bu adım atılmamış mıydı? Orası öyle de; adamların istediği aslında adım falan değil; taviz verilmesi, belki de pek çok şeyin sineye çekilmesi. Çünkü Ermeni tarafı adım atmak istemiyor.
İkincisi Azerbaycan ve Karabağ bölgesine ilişkin ön şart söyleminin yumuşatılması isteği iletilecek. Kaldı ki Azerbaycan’ın stratejik ilişkide olduğu Rusya bile “her iki tarafın çıkarları”  sözünü kullanmışken ABD’nin bunu istemesi doğal sayılabilir.
Bütün bu muhtemel düşünce ve sözlerin gerçekleştiğini ve o tarihlerde Türkiye’ye iletildiğini varsayarsak, hayli ilginç ve kaotik bir ortamın yaklaştığını ifade etmek mümkündür. Fakat bence Türkiye’deki iç gelişmeleri hatırlarsak, bu kez dayatmaların karşılığını bulması zor ve hatta neredeyse imkânsız görülüyor. Çünkü eğer Azerbaycan ile ilişkilerimizi bitirmeyi ve sözde  “soykırım” kelimesini kullanmayı hedefleyen bir baskı ile karşılaşılırsa; bu kez Başbakan Erdoğan’ın söz konusu dayatmalara cevabının çok sert olabileceğini söylemek hiç de zor değil. Değilse tek taraflı çözüm eksenine oturmuş bir barış sürecinde adım atan tarafın yalnızca biz olduğumuz gerçeği bu millete nasıl açıklanabilir?
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş