Öcalan: "Özal anti-Kemalistti!.."

Hulki CEVİZOĞLU

Ahmet Özal, Taraf Gazetesi’ne verdiği demeçte (8 Ekim 2010), “Babamın saç telini FBI incelesin” buyurmuş. Ben de bu konudaki yazımda, “Türkiye’ye güvenmiyorsanız, verin ABD derin devletine ya da Barzani’ye, inceletin” demiştim.
Bravo sözümü dinleyip, doğru yolu(!) bulmuş..
Devlet sırrı nerelerde?..
A. Ö., aynı röportajında başka acayip laflar da etmiş.
“Eşref Bitlis’in babanıza sunduğu
mektup” diye soruluyor, A.Ö. “Mektubu gördüm ama ayrıntılı okumadım” yanıtını veriyor.
Bu nasıl devlet yönetimidir ki, bir Cumhurbaşkanı, hiçbir devlet görevi olmayan oğluna, Jandarma Gn. Komutanının “devlet sırrı mektubunu” gösterebiliyor?
O da bakıyor!.. Hangi sıfatla? Bu devlet sırrı bilgisini nerede, nasıl kullanıyor acaba?
Turgut Özal’ın bir kitap yazdığını belirten A. Ö’ye “Kitapta suikast hakkında bilgi olup olmadığı” soruluyor. Yanıt: “Tüm ayrıntıları hatırlamıyorum.”
E kardeşim, devletin gizli belgesini görüyorsun da, babanın yazdığı normal bir kitabı görmüyor musun? Görmüyorsan, niçin ortalığa çıkıp, televizyon televizyon dolaşıp, “Babamın kitabı var, onu yayınlayacağım” diyorsun?
“Bu kitabı spekülasyonlara neden olmaması için seçimden sonra yayımlayacağım” diyor! Niye?.. Hani hemen çıkacaktı? Ayrıca, hem içinde ne olduğunu bilmediğini söylüyorsun, hem de spekülasyon olur diyorsun? Bu nasıl çelişki böyle?
Biz kırk akıllı kuyudan taşı çıkarmaya çalışırken, A.Ö., APO ağzıyla konuşuyor.
Bunu nasıl mı söylüyorum? Bakınız, bendeniz, Hürriyet’te 8 yıl “Başbakanlık muhabiri” olarak neredeyse 24 saat Özal’ı izleyen bir gazeteciydim. Daha sonra “Arena” adlı aylık bir haber dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptım.
Şimdi sizlere, Arena dergisinde yayınladığımız bilgileri hatırlatmak istiyorum. (Arena Dergisi, Temmuz 1993, Yıl 1, Sayı 7, s.50.)

Öcalan: "Özal anti-kemalistti!"
Abdullah Öcalan, o tarihlerde Türk(!) medyası ile neredeyse “haftalık olağan görüşmeler” (!) yapıyordu. Bunların birkaçında şunları söylemişti:
“Özal, 70 yıllık Kemalist çerçeveyi biraz zorlamak zorunda kaldı.(...) Özal anti-Kemalist olduğu için değil, Kemalizm’in yetmezliklerini gördüğü için bu çerçeveyi zorladı.(...) Bunun için TC’yi 2. Cumhuriyet adı altında bir dönüşüme uğratmak istedi. (Ertuğrul Özkök buna ” çağ atlama “ deyimini bularak, olağanlaştırıyordu-HC) (...) İlan ettiğimiz ateşkesin (bu kaçıncı ateşkes? Ve hep böyle dönüşümler olduğu zaman uygulanıyor, bizler de yutuyoruz!..-HC) çok önemli sonuçları oldu. Halen de etkisi görülmeye devam ediyor. Tam da bu noktada Özal’ın ölümü gündeme geldi. Aslında öldü mü, öldürüldü mü, bunu daha fazla kestiremeyiz.
(...) Aslında TC’nin yapısında her zaman anlaşmazlık, tasfiyeler, komplolar vardır. Özellikle Kemalist çerçevede ısrarlı olanlar, Özal’dan rahatsız idiler. (Yani, Özal’ın Atatürkçü olmadığını söylemiş oluyor bu arada-HC) Gitmesi için de ellerinden geleni yapıyorlardı, bu konuda her türlü tutum sergileniyordu. Bu acaba bir komploya dönüştü mü, orayı bilemeyiz. Fakat ölümü anlamlıdır.”
Bunları söyleyen APO, Özal’la birlikte “2. Cumhuriyet” taraftarı idi:
“(...) Ama giderek şunu gördüm ki, sadece taktik değil, bazı değişiklikleri gündemleştirmek istiyor. Sayın Celal Talabani’nin bana ilettiği görüşme sonuçları vardı.(...) Bu daha statükocu Cumhuriyet (bu laflar size neyi hatırlatıyor?-HC) yaklaşımından kurtulmak istiyormuş. Bunu içten yaptı, ucuz bir taktik değildi. Ve bunu Milli Güvenlik Kurulu’na da söylemiş. Giderek bunda ısrarlı olmuş. En sonunda de keskin adımlar atacakmış. Öleceği gün hatta... Öğleden sonra, iki gün sonra yapılacak MGK’na da konuyu götüreceğini, kendisinden brifing istendiğini söylemiş.”

Özal’ın ömrü ayarlandı mı?
O arada, tıp uzmanları ile de
görüşmüşüz ve “çok ilginç” açıklamalar yayınlamışız:
 “Kalp ameliyatı yapılan bir hastanın ömrünü yaklaşık olarak ayarlamak mümkün. Ameliyatta kullanılan, hastanın belli bir yerinden alınan damarı, tıkanan damarın yerine naklediliyor. İşte bu damarın nereden alındığı ve kaç santim olduğu çok önemli. Bu özellikler hastanın ömrünü belirliyor, uzatıyor ya da kısaltıyor.”

***

Özallar, 2002’de de ortaya çıkıp, “Babama neden otopsi yapılmadı?”, “Özal’ın saçından bir tutam kesildi”, “Saatli bomba gibi işleyen zehirle öldürülmüş olabilir”  “Ahmet Özal, Meclis’e önerge veriyor” gibi başlıklarla haber olmuşlardı. (Bakınız: Sabah Gazetesi, 1 Mayıs 2002, s.5.)
Tüm bu gelişmeleri, hafızalarımıza hakaret etmeden konuşmakta yarar var.


 

HAYAT DEĞİRMENİ
Ahmet Türk, 30 yıl sonra bir aşiretle barışmış!.. Herkes PKK’nın Türklerle “kan davası” olduğunu düşünüyordu. Demek ki, PKK’nın Kürtlerle de “kan davası” varmış ve bunu devlet bile hiç gündeme getirmemiş!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş