Oğlunu öldürüp intihar eden çaresiz bir babanın hazin hikayesi

İsrafil K.KUMBASAR

Gazete sayfalarında hemen hergün ‘yorumsuz’ olarak küçücük puntolarla verilen şu tür haberlerle karşılaşmak mümkündür:
- “Cinnet geçiren zat kendini yaktı.”
- “Bunalıma giren kişi canına kıydı.”
- “Oğlunu vuran baba intihar etti.”
Bu haberler, çoğu kez ilginizi dahi çekmez, bazen yüzünüzü buruşturup göz ucuyla şöyle bir bakar geçersiniz, birkaç saat sonra hatırlamazsınız bile.
Oysa küçücük haberlerin arkasında nice hikayeler vardır.
Ancak, bu hikayeler sizi pek fazla ilgilendirmez.
Sizi ilgilendiren şeyler Hülya Avşar’ın selülitlerini aldırıp aldırmadığı, Seda-Nihat ilişkisinin bozulup bozulmadığı gibi ülke gündemine ilişkin çok önemli gelişmelerdir.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri bile bazılarınız için sadece ‘magazin’ malzemesi olmaktan öteye geçmez.
Geçtiğimiz günlerde yine gazete sayfalarına şöyle bir haber yansıdı:
-“İzmir’in Buca ilçesi Şirinyer semtinde cinnet geçiren emekli polis memuru Hüseyin Ertuğrul (48), tedavisinden umut kestiği zihinsel engelli olan 15 yaşındaki oğlu Burak Ertuğrul’u öldürdükten sonra intihar etti.”
İstanbul’dan İzmir’e hicret eden Nejdet Kandemir anlatmamış olsaydı eğer, olayın arka planındaki gerçekleri biz de öğrenemeyecektik.

* * *

Hüseyin Ertuğrul, bir zamanlar başarılı bir polis memuruydu.
Evlendikten sonra bir kız çocuğu dünyaya gelmişti, ama o da herkes gibi erkek bir evlada sahip olma özlemiyle yanıp tutuşmaktaydı.
Dileği yıllar sonra kabul oldu, 15 yıl önce bir oğula kavuştu.
Adını Burak koydu.
Dünyalar onun olmuştu, mutluydu.
Ta ki 2.5 yıl sonra o acı gerçeği öğreninceye kadar.
Doktorlar, ‘konuşma güçlüğü’ çeken yavrusuna ‘otizm’ teşhisi koymuşlarlardı.
Yıkıldı, ama asla pes etmedi.
Bir yolunu bulacak, gerekirse canını dişine takacak, oğlunu bu illetin pençesinden kurtaracaktı.
Yıllarca “O hastane senin, bu hastane benim” dedi, elinde avucunda ne varsa hepsini ‘oğlunu tedavi ettirebilmek’ için harcadı.
Gün geldi, maaşının tamamı dahi yetmez oldu.
Hizmet verdiği devletin ve çeşitli yardım kuruluşlarının kapısını çaldı, çoğu kez ‘eli boş’ geri çevrildi, bazen de ‘leblebi-çekirdek’ parası ile baştan savıldı.
Şahsiyetini, onurunu ayaklar altına alma pahasına yakınlarından, dostlarından, arkadaşlarından, tanıdıklarından borç paralar alarak ‘hastane masraflarını’ kapatmaya çalıştı.
Aldığı borçları geri ödeyemeyince, hakkında ‘ileri geri söylentiler’ dolaşmaya başladı.
‘Toplu para’ alabilme umuduyla erken emekliliğini istedi.

* * *

Baba olmayanlar, bir babanın 15 yaşındaki bir delikanının gözlerinin önünde ‘eriyip gitmesi’ karşısındaki duygularını asla anlayamazlar.
‘Çaresizliğin’ verdiği ızdırabı asla bilemezler.
Bütün hayatını başka insanların ‘rahat ve huzurlu’ günler geçirmesi için harcayan bir polis memuru, şimdi ‘kendi evladını’ kurtaramamanın acısı içerisinde kıvranıyordu.
Arada sırada içini döktüğü eşine şöyle diyordu:
-“Biz ölürsek bu çocuk nasıl yaşar?”
‘Çaldığı son kapılar’ da yüzüne kapanan ve artık ‘yapabileceği’ hiçbir şey kalmayan, ‘bir baba için’ verilecek o son ve vahim kararı aldı.
Bir akşam üzeri ‘öksürük krizine’ yakalanan oğlunu “Doktora götürüyoruz” diye arabaya bindiren baba, eşine ve kızına hiçbir şey hissettirmeden evden ayrıldı.
Çaresiz babanın, karşısına alarak son bir kez sarılıp kokladığı, saçlarını okşadığı oğluna ‘neler söylediğini’ hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Oğlu için kurduğu hayalleri de...
Etrafta birkaç tur attıktan sonra aracı boş bir araziye park eden çaresiz baba, oğlunun elindeki silahı görüp korkmasından endişe ederek, ‘emniyet kemerini’ bağlama bahanesiyle arka koltuğa geçti.
Tabancasını çıkarıp, ‘titreyen elleri’ ile iki kez üst üstüste tetiğe bastı.
Oğlu cansız halde ön koltuğa yığılırken, hiç vakit kaybetmeden tabancayı kendi kafasına dayadı.
Bu kez, elleri titremedi bile.

* * *


‘Fildişi saltanat kulelelerinde’ milletten uzak yaşayan, ‘beleş ziyafet sofralarında’ günlerini gün eden siyasetçilerin, ‘çaresizlerin’ derdine çare üretmedikleri sürece, ‘alternatif’ iktidar arayışları beyhudedir.
‘Milletinin’ intihara sürüklenmesine seyirci kalan bir milliyetçilik olabilir mi?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş